Ana sayfa Blog Sayfa 3

ARAP ÇÖZÜMÜ SÜRECİ // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Fransa Cumhurbaşkanı F.Hollande, İsrail yanlısı politika izleyeceğini söyleyen ABD’nin yeni Başkanı D.Trump’ın göreve gelmesinden beş gün önce;
Pazar günü, Paris’te İsrail ve Filistin arasında doğrudan müzakerelerin düzenlenmesi konusunda 70 ülkenin dışişleri bakanları ve temsilcilerinin katıldığı bir Ortadoğu Konferansı düzenledi. 
 
F.Hollande, taraflar arasındaki diyalog eksikliğinin ve aşırılık yanlısı grupların saldırılarının bölgede güvenlik sorunu oluşturduğunu,
İsrail-Filistin sorununda iki devletli çözümün tehdit altında olduğunu söyledi.
Fransa Dışişleri Bakanı Ayrault ise D.Trump’ın göreve geldikten sonra kampanyasında söz verdiği gibi Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapma planının barış sürecine zarar vereceğini belirtti..
Katılımcılar hep birlikte bu konuda Başkan Trump’ı uyardılar.
Şimdiye kadar 130’dan fazla ülkenin bağımsız devlet olarak tanıdığı ve 2012’de BM’de gözlemci ülke statüsü elde eden Filistin tarafı ise Trump’ın göreve resmen başlamasının ardından yaşanabilecek gelişmeler nedeniyle endişesini açıkladı.
İsrail Başbakanı B.Netanyahu ise konferansı “faydasız” olarak nitelendirdi…
 
*
Ortadoğu Konferansı,İsrail-Filistin arasında doğrudan müzakerelerin yapılması konusunda Fransa’nın ilk girişimi değildir.
Cumhurbaşkanı F.Hollande; Avrupa Birliği, ABD, Rusya ve BM’in oluşturduğu Ortadoğu Dörtlüsü’nün İsrail ve Filistin arasında doğrudan müzakerelerin düzenlenmesi konusunda bir çerçeve çizebileceğini öngörmüş,
Haziran 2016’da Paris’te, 2014’te çöken İsrail ile Filistin arasındaki barış müzakerelerinin yeniden canlandırılması ve Filistin sorununun çözümlenmesi amacıyla İsrail ve Filistin’in katılmadığı bir konferans düzenlemişti.
 
*
İsrail itiraz etmiş ve “Kudüs, Yahudi Devleti İsrail’in ebedi başkentidir” esasının altını çizmişti.
Çünkü UNESCO’nun Nisan’da aldığı Mescid-i Aksa ile ilgili “Tapınak Dağı isminin değil Mescid-i Aksa isminin kullanılması”na yönelik kararı destekleyen Fransa’nın aracı olmasını kesinlikle kabul etmemişti.
 
*
Başbakan B.Netenyahu, “Eskiden İsrail-Filistin meselesini çözersek daha geniş olan İsrail-Arap meselesinin de çözüleceğini düşünürdük. Şimdi bunun tam tersinin geçerli olabileceğini düşünüyoruz.
Şu anda Arap Dünyası ile vuku bulmakta olan bu ilişkileri geliştirmek aslında İsrail-Filistin meselesini çözmemize yardım edebilir.
Biz de bu amaca yönelik çalışıyoruz ” ifadesiyle yeni bir stratejide ilerlediklerini açıklamıştı.
Rusya’nın da bu önemli soruna müdahil olmakta olduğunu,
Bu yüzden Fransa’nın barış girişiminin başarısızlığa mahkûm olduğunu söylemişti…
 
*
Nitekim, Başbakan B.Netenyahu’nun Arap Dünyası ile geliştirdiği ve yürüttüğü ilişkilere dayandırdığı işbu yeni strateji çerçevesinde; 
1- Öncelikle İsrail’in gelecekte HAMAS’la, sonra İran’la doğrudan bir savaş yaşayabileceği olasılığı dikkate alındı, bu çerçevede ilgili hazırlıklar yürütülüyor.
16 Kasım’da ABD Temsilciler Meclisi, İran aleyhindeki yaptırımları 10 yıl uzattı, İran’ın tecrit edilmesinde sakınca görülmedi…
2- Ardından İsrail ve Suudi Arabistan işbirliğinin ürünü olarak Filistinlilerle kapsamlı bir barış anlaşması yapılmasi amacı ortaya konuldu.
 
*
Amaçlanan Barış Anlaşması;
1-İsrail ve Suudi Arabistan önderliğini,
2-İsrail’in 1967 savaşında işgal ettiği tüm topraklardan çekilmesini,
3-BM Güvenlik Konseyi’ne 194 sayılı karar çerçevesinde Filistinli mülteciler sorununa adil bir çözüm için çağrıda bulunulmasını,
4- İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yasa dışı yerleşimlere son vermesini, 
5-1967 sınırlarında kurulacak ve başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız bir Filistin devletiyle beraber “iki devletli çözüm”ü öngörüyor…
 
*
Buna göre Filistin tarafı Yahudi bölgesinin ve Batı Duvarı’nın Ağlama Duvarı kısmının hâkimiyetini İsrail’e devredecek, eski şehrin kalan kısmındaki hâkimiyetini koruyacaktır.  
Kurulacak Filistin devleti savunma amaçlı olarak silahlanabilecek, kendi hava sahası ve karasuları olacaktır.
Karşılığında, Arap ülkeleri Arap-İsrail çatışmasını bitmiş kabul edecek ve Yahudi İsrail Devleti ile kapsayıcı bir barış sürecine girilirken, normal ilişkilere geçilecektir.
Nitekim İsrail kabinesi, 23 Kasım’da İsrail’i resmî olarak “Yahudi Ulus Devleti” olarak tanımlayan ve böylece vatandaşlık haklarından sadece Yahudilerin yararlanmasını öngören yasa tasarısını kabul etmiş bulunuyor.
 
*
Sürdürülen yeni strateji doğrultusunda;
1-İsrail’in kumandasında ve Arap Ligi himayesinde NATO uzantısı ortak bir Arap Savunma Ordusu,
2-Terörle mücadeleye yönelik Suudi Arabistan merkezli ve nüfusunun çoğunluğu Sünni Müslüman ülkeler arasında savunma paktı benzeri bir koalisyon da oluşturulmuştur.
 
Bu suretle;
1- İsrail’in çıkarlarına hizmet eden Sünni Arap ülkelerinin tutum ve politikalarında ortaklık sağlanmış,
2- Suudi Arabistan’ın, İran’ın Şii hilâliyle yayılma stratejisine karşı Şiiliğin bulunduğu her yerde etki alanını arttırması ve Şiiliğin yayılmasına karşı kalkan oluşturmasının önü açılmıştır.
3-Ortadoğu’daki güç merkezi Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtılırken, bölgede Sünni Arap ülkeleri ordusunun gerektiğinde doğrudan doğruya Şii İran ordusuyla karşı karşıya kalması öngörülmektedir.
 
*
Üstelik İsrail, kendi güvenliğini sağlamak üzere bölgedeki Rusya ile yeni bir stratejik ittifakı da dizayn etmiştir.
Bu ittifak ile İsrail; Rusya’nın Suriye içerisindeki etkisini ve İran’la ittifak içeriğini kullanmanın yolunu oluştururken,
Rusya ile bir çelişki yaşamadan gereğinde Suriye topraklarında hava operasyonları yapmanın, Hizbullah’ın İsrail aleyhinde tutumunu sınırlandırmanın,​
Golan tepelerinin Suriye ile İsrail arasında sorun olma niteliğinden çıkmasının fırsatını yaratmış bulunuyor.
 
*
Bu sırada 23 Aralık’ta, BM Güvenlik Konseyi İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yasa dışı yerleşimlere son vermesini isteyen bir karar çıkarmıştır.
Güvenlik Konseyi kararının yaptırım gücü bulunmuyor, İsrail yerleşim politikalarına yönelik bir değişikliğe zorlanmamaktadır ama bu karar;
1- Gelecekte Barış görüşmelerinin başlamasıyla uluslararası meşruiyete yönelik bir referans kaynağı olabilecek,
2- İsrail’e uluslararası kamuoyu baskısını daha çok hissettirebilecek,
3- Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde İsrail’e karşı açılmış davalarda yasal dayanak olarak kullanılarak, davaların İsrail aleyhine sonuçlanmasına yol açabilecektir. 
 
*
Başbakan B.Netanyahu, BM kararını tanımadıklarını ve karara uymayacaklarını açıklamıştır.
Karara katılan 12 ülkeye diplomatik yaptırımlar uygulanacağını ve iş ilişkilerinin de askıya alınacağını duyururken,
BM kararının arkasında bizzat Başkan Obama’nın olduğunun ortaya çıkartılacağını söylemiştir.
 
*
Nitekim Dışişleri Bakanı J. Kerry, “İki devletli çözüm”e ABD desteğini yeniden teyit etmiş,
Bu politikadan vazgeçilmesi halinde bunun ABD ve İsrail için Ortadoğu’da patlayıcı sonuçları olacağı yönünde uyarıda bulunmuştur.
Ona göre BM Güvenlik Konseyi ilgili kararı bölgedeki ABD çıkarlarını ilerletmenin parçası olarak iki devletli çözümü sürdürme gerekliliğiyle almıştır.
 
*
Belli ki, Suriye’deki rejim değişikliği operasyonunun uğradığı bozgun nedeniyle önemli ölçüde zayıfladığı koşullar altında, ABD ve müttefiklerinin konumu;
İsrail’in Sünni Araplarla ve Rusya ile işbirliği içinde Filistinlilerle kapsamlı bir barış anlaşması yapılmasi amacıyla ortaya koyduğu ve sağladığı bir çok yeni düzenleme,
İki devletli çözümde Orta Doğu Dörtlüsü’nden vazgeçilmesi potansiyeli;
ABD ve müttefikleri tarafından başka büyük başarısızlıklara uğranacağına yönelik kaygıları yükseltmiştir…
 
*
Bu noktada Obama yönetimi;
1-Arap rejimlerindeki ABD müttefiklerine toplumsal ve siyasi muhalefeti bastırma olanağı sağlaması,
2-Petrol zengini Ortadoğu üzerinde ABD egemenliğini garantiye almak için bu rejimlerden yararlanmayı kolaylaştıracağı için Filistinlilerin kendi devletlerini kurması yoluyla barışın sağlanması gerektiğinden yanadır.
 
*
Halbuki, İsrail’in çıkarlarına hizmet eden Sünni Arap ülkeleriyle birlikte yürüttüğü ve ilerlettiği, ABD’de Başkan Obama’nın kaygıyla karşıladığı tartışmalı bu sürece;
Seçilmiş Başkan D.Trump’ da tweetlerle katılmış ve “20 Ocak’tan sonra her şey bambaşka olacak” diyerek İsraillileri teskin etmeye çalışmaktadır…
D.Trump, avukatı David Friedman’ı İsrail büyükelçisi olarak atayarak yönetiminin yönünü belirtmiştir.
Friedman, Batı Şeria’daki Musevi yerleşim alanları için uzun süredir bağış topluyor ve ABD büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasını destekliyor ki;
Bu şu anda İsrail Başbakanı Netenyahu’nun yeni strateji doğrultusunda yürüttüğü iki devletli çözüm politikasını desteklemesi anlamına geliyor.
 
*
Esasen ne yapılırsa yapılsın, İsrail-Filistin sorununun barışcıl bir şekilde çözümlenmesinin yolu;
Uluslararası Hukuk’un koruyucusu ve kollayıcısı BM’de düğümleniyor. 
Halbuki BM Güvenlik Konseyi, barındırdığı farklı görüşler yüzünden türlü çatışmalara siyasi çözüm bulamıyor. 
Çatışma konularında taraflar arasında kalıcı çözümlerin sağlanabilmesi için BM statüsünün değiştirilmesi şarttır.
Zaten başta Rusya olmak üzere kimi ülke, ABD’nin kendi lehine gelişen düzenin korunmasındaki gücünü başka devletlerle paylaşmak istemeyişinden de rahatsızdır…
Şimdi bu koroya D.Trump’ta katılıyor, “BM büyük potansiyeline rağmen insanların sohbet ettiği, iyi vakit geçirdikleri bir kulübe benziyor”diyor…
 
*
Bu görüntüde 23 Ocak’ta Kazakistan/Astana’da Suriye İç Savaşına Siyasi Çözüm Konferansı’na gidiliyor. 
Konferansta ABD demokratları ve müttefikleri ikinci plana düşmüştür ki, çıkarları zedelendiği için şimdi sesleri Paris Ortadoğu Konferansı’ndan yükseliyor…
Başkan D.Trump ise göreve Rusya Devlet Başkanı V.Putin’e güvenerek başlayacağını söylüyor.
 
*
Yine de söylemek gerekir ki; Siyonist bir devlet Musevi Halkı için kanlı bir tuzaktır.
En iyisi iki devletli çözümü sürdürme gerekliliğidir…
 
17.1.2017

TF HAFTANIN OZETI KIBRIS MUZAKERELERI -SURIYE VE ASTANA – TL DEGER KAZANDIRMA HAMLEKERI- ANAYASA SURECI

Kıbrıs müzakerelerinde Cenevre süreci takip edildi. Birleşmiş Milletler gözetiminde gerçekleştirilen temaslarda hafta ortası itibarıyla garantör ülke temsilcilerinin de dahil olduğu ve haber akışının karşılıklı paylaşılan haritalar ile devam ettiğini söylemeliyiz. Şu an için kurulan temaslardan somut herhangi bir sonuç çıkmadı. Zira Rum tarafının paylaştığı haritaya Türk tarafının kesin bir dille karşı çıkması, Türk askerinin Adayı boşaltması talebinin red edilmesi ve yönetimin el değiştirerek paylaşılması gibi uzlaşılması zor konularda yaşanan fikir ayrılıklarının ardından Cumhurbaşkanı/Devlet Başkanı nezdinde katılımlara ara verildi. 15 Mayıs 2015 tarihinde başlayan müzakerelere dünya medyasından yoğun bir ilgi gerçekleşirken, süreç, 18 Ocak itibarıyla teknik uzmanların çalışmaları ile devam edecek. Daha sonraki herhangi bir tarihte ise Bakan, akabinde ise Başbakan nezdinde katılım ile sürecin işletilmeye çalışacağını söylemek mümkün. Şu an için konferans sürecini tamamen bitti şeklinde tanımlamak mümkün değil. Teknik uzmanların çalışmalarına göre başarı veya başarısızlık olasılığı şekillenecek. Türk tarafının yaptığı açıklamalarda, KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın bir çalışma disiplini içerisinde olduğunun altı çizilirken, Türk askerinin adadan ayrılmasının şu an için gündemde yer almadığı belirtildi.

Suriye konusuNda Türkiye ve Rusya’nın garantörlüğünde sağlanan ateşkesin devamı niteliğinde olan Astana sürecine ve akabinde Şubat ayında Birleşmiş Milletler nezdinde yapılması planlanan görüşmelere geçiş aşaması planlanmaya devam ediyor. Trump yönetimi Astana sürecine davet edilirken, terör örgütü olarak tanımlanan oluşumların hiç bir şekilde süreç içerisinde yer almayacağının altı Türkiye tarafından kesin bir dille bir kez daha çizildi.

Meclis çatısı altında sürdürülen Anayasa görüşmelerinde 18 maddenin ilk tur görüşmeleri tamamlandı. TBMM görüşmelerinin ardından Cumhurbaşkanı’nın onayı halinde referandum süreci için 60 günlük zaman dilimi başlamış olacak. Şu an için sandığa gitme açısından ön plana çıkan tarihler yerel basına göre 2 ve 9 Nisan 2017 olarak ifade ediliyor. Söz konusu tarihler açısından 2 Nisan gününün olasılığı biraz daha yüksek olarak değerlendirilirken, olası gecikmeye karşın 9 Nisan tarihi de ihtimaller arasında kendisine yer buluyor. Her koşul altında yeni yılın bahar aylarında Türk seçmeninin sandığa gitme ihtimali bir hayli yüksek.

Politik arenada takip edilen haber başlıklarının yanında yurtiçi para ve sermaye piyasalarında da oldukça önemli bir akış söz konusu. Türk lirasının hızlı ve volatil değer kaybı karşısında hamle yapmakta zorlanacağı düşünülen ve bu beklentiler ile birlikte TL’de açığa satışlarım hızlandığı ortamda TCMB tarafından adımlar atıldı. Bir süredir değerlendirme raporlarımızda dile getirdiğimiz "haftalık repo ihalelerinin açılmaması ve likiditenin azaltılması gerektiği" yönündeki beklentilerimizin karşılık bulduğu görüldü. Perşembe günü gelen ilk hamlenin ardından süreç Cuma günü de beklenti dahilinde -olması gerektiği şekilde- devam ederken, Cuma gün sonunda yapılan açıklama ile birlikte TL likiditesinin biraz daha kısılabileceği ihtimali belirdi. Buna göre Merkez Bankası nezdinde interbank para piyasasında banka borçlanma limitleri toplamda 22 milyar TL’den 11 milyar TL’ye indirilirken, gerekli görülen günlerde BİST borçlanmasına da sınırlama getirilebilecek. Piyasa işlemcileri nezdinde oluşan genel kanının bankaların geç likidite penceresine yönlendirilmesi ve TL’nin maliyetinin yükseltilme çabaları olduğunu görüyoruz. Bu noktada belirtmek isteriz ki, TL’nin kısılma ve maliyetinin artırılma çabalarının kısa pozisyon açılma imkanlarını zorlaması açısından olumlu olarak değerlendiriyoruz. Ancak AOFM için yapılan tahminlerin interbank piyasası dışında kalan borçlanma kısmı için tamamen geç likidite penceresi üzerinden hesaplanmasını da doğru olarak nitelendirmiyoruz. Zira bankaların kdi aralarında ve swap piyasası işlemleri ile borçlanabilme yetilerinin göz ardı edildiği kanaatindeyiz.

Atılan/atılmayan çalışılan Merkez Bankası hamlelerini net/net TL açısından olumlu olarak niteliyoruz. TL maliyetinin artırılma çabalarının PPK toplantısına dek devam etmesini ve sürecin yüzde 9 seviyelerinde üst bant rakamı belirlenmesi ile tamamlanacağını düşünüyoruz. Koşulların TL’yi açığa satmak isteyenler için bir süre zorlaştığı kanaatindeyiz.

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle.

TURKISH FORUM

,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,..,

2017 UYE CERTIFIKLARI – TURKISH FORUM- DUNYA TURKLERI BIRLIGI

Değerli Turkish Forum Dünya Türkleri Birliğinin Seckin ve Önder Üyeleri

2017 Senesi için Yönetim Kurulumuzca Onaylanmış Üye sertikaları Hazırlanması başlamışdır. Küçültülmüş örneği aşağıda verilmişdir. Hazırlanan sertifikalar Şubat.2017 ikinci yarısı 2017 Aidatlarını ulaştırmış veya bağış yapmış olan Üyelerimize Değerli Üyemizin bulunduğu bölge veya Ülkeye bağlı olarak Posta yolu ile veya e*mail yolu ile iletlecekdir.

2017 Yılının herseyden önce Türkiyemize hayırlı ve Ugurlu olmasını ve Sıhhatlı bir ulusun önder kişileri olarak Türkiyemize katkılarımızın eksilmeden devam etmesini 22 Ülkede ve 5 kıtada örgütlemis Turkish Forum Dünya Türkleri Birliği Olarak ve hepizin adına dileriz.

Yönetim Kurulu

Turkish Forum, Dünya Türkleri Birliği

Mektup ile iletisim kurma veya Çek ile Bagış Yeni Adresi

Turkish Forum, PO Box 1228, Marblehead MA 01945 USA

On line Web Üzerinden Bağış veya Üye aidatı göndermek içın

Lütfen Tıklayınız

<<><><><><><><><<<<><><><><><><><><><><><><><<><><><><><>

Değerli Turkish Forum Üyeleri ve Değerli Dostlarımız

Üye Aidatları veya bağışlarınızı BU MESAJIN SONUNDA VERiLMiS BAGIŞ LİNKLERiNi TIKLAYARAK veya sitemizde bize ulaşın bağlantısına giderek ve şahsi çekinizi göndererek (Turkish Forum, PO Box 1228, Marblehead MA 01945 USA) yapabilirsiniz. Projelerimize hayat verecek bağışınızı kırmızı yuvarlak içinde gösterdiğimiz sitemizdeki PayPal bağlantısındanda tek adımda kredi kartınız ile en güvenli şekilde yapabilirsiniz. (http://www.turkishnews.com/tr/content/bize-ulasin/#tab-1427285466658-3-8 )

Saygılarımızla

Turkish Forum

TURKISH FORUM’A DESTEK VERİNİZ

Turkish Forum – Dünya Türkleri Birligine bağışlarınız kanunun müsaade ettiği çerçeve içinde vergi mathanızdan düşülebilir.

.BECOME A SPONSOR TODAY!

Turkish Forum – Dünya Türkleri Birligi is a non-profit organization.Your donation is tax deductible as allowed by law.

MAKE A TAX DEDUCTABLE

DONATION

Turkish Forum Dünya çapında kurulmuş, üye ve takipçi sayısı 5 milyonu çokdan aşmış Tek sivil toplum kuruluşudur. Turkish forum 22 ülkede ve 5 kıtada örgütlenmişdir ve dünya Çapında Türk federasyonları ve Türkiyenin dost gurupları ile birlikde , elele çalışmaktadır.. Ana gaye Dünya çapında Türk Topluluklarının ve Türkiyenin temel sorunlarının çözümüne yardımcı olmak / destek vermekdir..

Turkish Forum Eğitimci ve Birleştirici çalışmaları ile Dünya Türk Toplumunun müşterek hareket etmesini ve Türkiye yi her bir yönü ile desteklemeyi gaye edinmişdir .. Turkish Forum Kar gayesi olmayan bir Sivil Toplum Kuruluşudur ve Vergiden muaf olarak çalışmaktadır.Tüm yöneticileri gönüllü olarak ve hiç bir ücret veya masraf almadan çalışmaktadırlar..Turkish Foruma gönderilen Aidat ve bağışlar ise vergi matrahından düşülebilir.

Sizin Maddi veya manevi destekleriniz olmadan gayeye yonelik projelerimizi gerçekleştirmek imkansızdır. Görev isteyiniz, kitap veya yayınları scan edip gönderiniz . Şayet aidat ödeyen üye değilseniz Üye olunuz.. veya Üye iseniz aidatınızı geciktirmeyiniz Vergi matrahından düşebileceğiniz Yıllık ve yönetimde yer alma imkanını size saüğlıyacak üyelik aidatı $100 dır bu konuda kısa izahat,

http://www.turkishnews.com/tr/content/bagislar-ve-uye-aidatlari/

Asagıdaki daırelerı tıklayarak Uye Aidatinizi odeyebilirsiniz veya Bağıs yapabilirsiniz.


Bağış Yapın

TURKISH FORUM YAPILANMASI VE YONETIM KURULUNU TANIMAK için lütfen aşsğıdaki LİNKleri Tıklayınız

Dr. Kayaalp Büyükataman, Başkan-CEO Turkish Forum, Dünya Türkleri Birliği

Mektup ile iletisim kurma ve Çek ile bagış Amerika Adresi

Turkish Forum, PO Box 1228, Marblehead MA 01945 USA

<><><><><><><><><<><><><><><><><><><><<>><

Notlar : eTurkiyeyizBiz Biz dagitim listesi Turkish Forum – Dünya Türkleri Birliğinin anlık yayın organıdır ve günlük dagıtım yapan web sitesi http://www.turkishnews.com () ile birlikde calışır.. facebook siteleri https://www.facebook.com/TurkishForumPage ve https://www.facebook.com/turkishnewspage ve Twitter sitesi ise twitter.com/turkishforum olarak seçilmişdir

Dagıtım ve bilgi iletimi siteleri

Email Dağıtım Listeleri

www.turkishnews.com/lists/?p=subscribe&id=3

eTurkiyeyizBiz-subscribe

Twitter

twitter.com/turkishforum

Facebook

https://www.facebook.com/TurkishForumPage
https://www.facebook.com/turkishnewspage
https://www.facebook.com/QuotableQuotesPage
https://www.facebook.com/PoliticalCartoon
https://www.facebook.com/RumiPage
https://www.facebook.com/Turkcelestiremediklerimizdenmisiniz
https://www.facebook.com/MadeInTurkey869
https://www.facebook.com/TurkishPyramids
https://www.facebook.com/ETurkMilleti
https://www.facebook.com/TurkishPatriots
https://www.facebook.com/TurkishDreamPage

15 Adımda meclis’deki oylamalar ne anlama geliyor?

3. Yani tam anlamıyla anayasa değişikliği oylaması değildir.

Almanya’da Türk Kürt çatışması çıkar mı?

Referanduma giderken…

NECDET BULUZ

Anayasa değişikliğinin Meclis’ten çıkacağı ve referandumda halkın önüne geleceğine artık kesin gözü ile bakılıyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) bu konuda çalışmalar başladı. Yapılan açıklamada “evet” oyları için beyaza, “hayır” oyları için kahverengine mühür basılacağı belirtiliyor.
Bugünlerde en çok merak edilen konu şu:
“Referandumdan ne çıkar? “
Konu ile ilgili çeşitli hesaplar yapılıyor. AK Parti kurmaylarının hesabına göre referandumdan % 52-55 bandında “evet” çıkacağı söyleniyor. Ancak, bazı sakıncalar da dile getirilmeden geçiştirilmiyor.
Bir kısım AK Partili ise “Referandumdan ne kadar evet oyu çıkarsa o kadar iyi olur. En az % 60’ın çıkması ile partili cumhurbaşkanı daha rahat hareket etme imkânına kavuşmuş olur” diyor.
Öyle görünüyor ki AK Parti cephesi referandumdan kesin “evet” çıkacağı görüşünde. Bunu da yeterli görmeyip, yüzdeyi artırmanın hesapları yapılıyor.
AK Parti referandum çalışmalarını iki cepheden yürütecek. Birinci cephe Cumhurbaşkanı’nın çalışmaları ve kamuoyunu ikna etme için meydanlara çıkması, ikinci cephe de Başbakan Yıldırım’ın çalışmaları ile ayrı bir koldan yapacağı çalışmalar olarak düzenlenecek.
Şunu da vurgulamadan geçmeyelim:
Referandum çalışmalarında kamuoyunu rahatlatacak bazı ekonomik paketlerin açılması da söz konusu. Bunların ne olduğunu şu an bilemiyoruz. Ancak böyle bir çalışmanın olabileceğinden de söz ediliyor.
Bazı AK Parti kurmaylarının endişelerini şöyle özetleyebiliriz:
“Referandumda en büyük yükü Cumhurbaşkanı üstlenecek. “Evet” oylarının çoğalması yönünde Sayın Cumhurbaşkanı’nın halkı ikna etme gücüne güveniyoruz. Bu süre içinde eğer dolardaki durum düzelir, terör konusunda alınan önlemler yerini bulursa referandum rahat geçer. Bu iki konudaki gelişmelerin etkili olabileceğini düşünüyoruz. “
Konu ile ilgili bir başka endişe de şöyle şekilleniyor:
Referandumda MHP tabanı ne yapacak? Bahçeli tabanı etkileyebilecek mi? Ülkücülerin önemli bölümünün sandığa gitmeyeceği, gidenlerin de bir kısmının “evet” bir kısmının “hayır” oyu vereceği söyleniyor.
Anayasa değişikliğin Meclis’te görüşülmeye başlaması ile Ülkücüler arasında başlayan sıkıntıların halen devam ettiğini görüyoruz. MHP tabanı “tek adam” yönetiminden yana tavır içinde. “Parlamenter sistem”den yana olanların sayısı da oldukça fazla. Bu durum ikilem yaratıyor.
Sonuç olarak tabanda bir çatlak var.
MHP kanadından bazı kurmaylar “Bizim oyumuzun rengi belli. CHP ve HDP “hayır” oyu verecek. Biz, bu safta yer tutmayız” diyor.
Ancak bu açıklamaların tatmin edici tarafının olmadığını hemen söyleyelim.
CHP’liler “hayır” oyu verecek ama HDP’liler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. AK Parti kurmayları “Kürtler sırtlarını HDP’ ye döndü ancak yüzlerini bize dönemlerin sayısı küçümsenmeyecek kadar fazla” diyorlar.
Bunun anlamı şudur:
AK Parti, referandumda MHP tabanından gelecek “evet” oylarıyla işin bitmeyeceği görüşündeler. Bu nedenle Kürt oyları da önemseniyor. AK Parti içindeki Doğu ve Güneydoğulu Kürt kökenli milletvekillerinin bu konuda yoğun bir çalışma yürüteceklerine de dikkat çekiliyor.
Bu arada siyasi arenada endişe yaratan bir konu da “Erken genel seçim yapılır mı?” sorusunu gündeme getiriyor.
En son Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telaffuz ettiği ““Parlamento’yu çalışamaz hale getirirlerse, erken seçim düşünülmeyecek şey değil” açıklaması kafaları karıştırdı.
CHP kanadından yükselen seslerde “Referandumda evet çıkarsa bunun uygulanma tarihi 2019 olacak. Erdoğan’ın bu tarihe kadar bekleyeceğini sanmıyoruz. Bunun için erken genel seçimi gündeme getirip, bir an önce kendisine verilen yetkileri kullanmaya başlamak isteyecektir” deniliyor.
CHP kanadı, referandumdan “hayır” çıkması için çalışacak. Bunun hazırlıkları da yapılıyor. Bazı CHP’liler “Evet çıksa bile bunun yüzdesini aşağıya çekmek için çaba göstereceğiz. CHP dışından da çalışmalarımıza destek alacağımız görünüyor” şeklinde açıklama yapıyorlar.
Özetle “erken genel seçim”in de bu süre içinde gündemden düşmeyeceğini söyleyebiliriz.
Zaten Başbakan Yıldırım’ın Anayasa değişikliğinin Meclis’ten çıkmaması halinde “Bunun bir siyasi bedeli olur” açıklaması erken genel seçim konusunun gündeme geleceği yolunda bir mesajdı. Aynı mesajı MHP Genel Başkanı Bahçeli de verdi.

necdetbuluz@gmail.com
www.facebook.com/necdet.buluz

Cenevre depremi … Prof. Dr. Ata ATUN

Bir hafta öncesinden Yunanistan Dışişleri bakanı Nikos Kocias tarafından sabote edileceğini yazdığım ve televizyonlarda da dile getirdiğim Cenevre Konferansı sonrasında, Rum lider Nikos Anastasiadis’in twitter mesajlarına göz attım, Rum tarafında neler olup bittiğini ve nelerin konuşulduğunu öğrenmek için.

Bu yazımı yazana kadar Rum lider Nikos Anastasiadis’in attığı son yedi tweet aynen aşağıdaki gibi.
• 1 Aralık günü, Kıbrıs için yapılacak müzakerelerde karar almak yönünde sorumluluk aldım. Sonuçlar bu kararı desteklemektedir.
• Garantilerin kaldırılması ve Türk Ordusunun geri çekilmesi uyarlaması konusundaki pozisyonumuz devam etmektedir.
• Ümit vaat eden bir yola girmiş durumdayız. Kabul edilebilir anlaşma bulunursa, çözüm olabilir.
• Halen daha ikili görüşmenin canlı olduğu ve devam ettiğine dair örneklerin bulunması nedeni ile Cenevre’de çözümden umutluyum.
• Yunanistan ile aramızda düşünce farkı yoktur. Tam bir uyum içerisindeyiz. Yunanistan Başbakanına ve Dışişleri Bakanı Nikos Kocias’a tüm destekleri için teşekkür ederiz.
• Kalıcı görüşmelerin başındayız. Çok önceleri kabul edilmiş olsa da bir tarafın güvenliği diğer tarafa tehdit olmamalıdır.
• Konferanstan önce yapılan yegane kapsamlı öneri, sadece bizim tarafımızdan yapılan öneridir.

Benim değerlendirmeme göre Rum lider Nikos Anastasiadis, yayınladığı bu twitter mesajları ile Cenevre’de gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerekse T.C. Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu tarafından fena halde çizilen karizmasını ve uğradığı politik yenilgiyi örtbas etmek için, Kıbrıs Rum halkına gerçeği yansıtmayan mesajlar vererek olumlu bir tablo çizmeye çalışmakta.

Anastasiadis’in Cenevre öncesi açıklamalarında, 12 Ocak günü garantörlüğün konuşulacağı ve garantörlerin oturacağı masaya, birinin üzerinde Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, diğerinin üzerinde de Kıbrıs Rum halkı lideri yazdığı iki şapka ile oturacağını ve yaptığı “muhteşem siyasi manevra ile istese de istemese de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın karşısına eşit statüde bir Cumhurbaşkanı olarak oturacağını” belirtmişti. Zil takıp oynamadığı kalmıştı Anastasiadis’in, mutluluk ve kibrinden.

Mustafa Akıncı’ya kabul ettirdiği tüm isteklerinin, Türkiye tarafından da ister istemez kabul edileceği hayaline kapılmış, kendini bir “Helen kahramanı” addetmeye başlamıştı. Özellikle Akıncı tarafından kabul edilen “Dört Özgürlüğü” Rum Ortodoks Kilisesi başı Başpiskopos Hrisostomos’a anlatmak için koşa koşa Lefkoşa Surlariçindeki Başpiskoposluğa gitmiş ve Kıbrıs Türk Devletçiğinin kısa bir zaman dilimi içinde bu “Dört Özgürlük” uygulaması ile Rumlar tarafından istila edileceğini belirtmiş, Başpiskopos’tan da kocaman bir aferin almıştı. Ertesi gün de Başpiskopos televizyonlara çıkmış ve her zamanki tutumunun aksine Anastasiadis’i desteklediğini açıklamıştı.

Ne olduysa oldu ve Anastasiadis’in Dört Özgürlük (Yerleşme, Dolaşma, Çalışma ve İş kurma) zaferi Cenevre’de fena halde çöktü. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, Dört Özgürlük öyle değil böyle olur deyip, Cenevre’de Nikos Anastasiadis’in önüne “Dört Özgürlük uygulanacaksa, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da, Kıbrıs adasında -dört özgürlük- hakkı olacaktır” karşı önerisini koyunca Anastasiadis’te ne karizma kaldı, ne de “Helen Kahramanlığı!”

Bana göre Cenevre müzakereleri, Türkiye’nin ayağını yere sert basması ve dik duruşu nedeni ile Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan için tam bir hezimet oldu. Her ne kadar Cenevre, bir son olarak adlandırılmıyorsa da KKTC artık başka ufuklara yelken açmalı, 49 yıldır Rumlar tarafından kasten sonlandırılmayan müzakereler nedeni ile.

Ata ATUN
e-mail: ata.atun@atun.com veya ata.atun@gmail.com
http://www.ataatun.org
Facebook: AtaAtun1

16 Ocak 2017