Trump’sız Seçim Kararı: ABD-İran Mutabakatının ABD ve İsrail İç Siyasetine Yansımaları ve İkili İlişkilerin Geleceği

Okuma Süresi:

7–11 dakika
❤️

28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İran askeri çatışması, 8 Nisan’daki ateşkesle sonuçlanmış, ardından 19 Haziran’da Cenevre’de imzalanması beklenen 14 maddelik mutabakat muhtırası bölgesel dengeleri kökünden sarsmıştır. Ancak bu diplomatik hamlenin yarattığı deprem etkisi yalnızca Ortadoğu’daki güç dengesiyle sınırlı kalmamış, hem ABD hem de İsrail iç siyasetinde derin yankılar bulmuştur. Mutabakatın ifşa edilmesinin ardından iki ülkede de seçim stratejileri yeniden şekillenmiş, liderler kendi siyasi tabanlarında ciddi güven erozyonlarıyla karşı karşıya kalmıştır.
ABD İç Siyasetinde Trump Faktörü: Cumhuriyetçilerin Zorlu Tercihi

Seçim Stratejisinde Köklü Değişim

ABD-İran mutabakatı, Donald Trump’ın siyasi kaderinde belirleyici bir kırılma noktası olmuştur. Savaşı başlatan ve “İran’ı diz çöktürme” vaadiyle seçmenini mobilize eden Trump, mutabakatın şartlarının netleşmesiyle birlikte en büyük diplomatik yenilgisini yaşamıştır. Bu durum, Cumhuriyetçi Parti içinde ciddi bir strateji değişikliğini zorunlu kılmıştır. Reuters’ın nisan ayı sonlarında yayımladığı haberde, Cumhuriyetçilerin kasım ayında düzenlenecek ara seçimlerde Trump’ı ikinci plana çekme kararı aldığı ortaya konmuştur.

Bu kararın arkasındaki dinamikler oldukça karmaşıktır. Amerikan halkının İran savaşına yönelik muhalefeti sertleşirken, Trump’a verilen destek en düşük seviyelere gerilemiştir. Akaryakıt fiyatlarının 2022’deki tüm zamanların rekorunu zorlaması, ekonomik kaygıların savaş karşıtı duygularla birleşmesine neden olmuştur. Cumhuriyetçi stratejistler, seçimlerin özellikle Trump’a yönelik bir onay referandumuna dönüşmesinden endişe duymaktadır. Zira sandıktan çıkacak olumsuz sonuçlar, hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğun kaybedilmesi anlamına gelebilir. Bu durumda Trump, görev süresinin ortasında “topal ördek” konumuna düşecek ve azil tartışmaları yeniden alevlenecektir.

Trump’ın Siyasi İzolasyonu ve Söylem Değişikliği

Mutabakatın imzalanma süreci, Trump’ı siyasi olarak yalnızlaştırmıştır. G7 zirvesinde yaptığı açıklamalarda, “Ben olmasam İsrail diye bir yer olmazdı” gibi savunmacı ifadeler kullanmak zorunda kalan Trump, aslında kendi siyasi mirasını koruma telaşı içine girmiştir. Ancak bu söylemler, ne İsrail ne de ABD kamuoyunda beklenen karşılığı bulmuştur. Trump’ın “İran’da rejim değişikliği hedeflemedim” açıklaması, savaş öncesindeki maksimalist söylemleriyle doğrudan çelişmektedir. Bu çelişki, Trump’ın siyasi güvenilirliğine ciddi bir darbe vurmuştur.

Cumhuriyetçi Parti’nin Trump’ı kampanya afişlerinden arındırma kararı, partinin kendi başkanına olan güvenini kaybettiğinin somut göstergesidir. Parti içi anketler, Trump’ın özellikle banliyö seçmenleri ve bağımsızlar nezdinde artık bir “risk faktörü” olarak algılandığını ortaya koymaktadır. Bu durum, Cumhuriyetçi adayları zor bir ikilemde bırakmaktadır: Bir yandan Trump’ın sadık tabanını kaybetme korkusu, diğer yandan Trump’la birlikte anılmanın getireceği siyasi maliyet.

Yeni Seçim Stratejisinin Parametreleri

Cumhuriyetçilerin yeni seçim stratejisi üç temel eksene oturmaktadır. Birincisi, Trump’ın isminin ve görsel unsurlarının kampanya materyallerinden arındırılmasıdır. İkincisi, söylemin “Trump’ın savaşı” yerine “ekonomik iyileşme” ve “yerel güvenlik” gibi daha geniş tabana hitap eden konulara kaydırılmasıdır. Üçüncüsü ise, Trump’ın İran politikasının başarısızlığını kabul etmeyen ancak bunu doğrudan dile getirmeyen bir iletişim dilinin benimsenmesidir.

Ancak bu stratejinin başarılı olup olmayacağı belirsizdir. Zira Trump’ın sadık tabanı, başkanın kampanyanın dışında bırakılmasına sert tepki verebilir ve sandığa gitmeyerek Cumhuriyetçi adayları cezalandırabilir. Bu durum, partinin ara seçimlerdeki performansını doğrudan etkileyecek en kritik faktördür.

İsrail İç Siyasetinde Deprem Etkisi

Likud’un Stratejik Dönüşümü

ABD-İran mutabakatı, İsrail siyasetinde de derin yankılar bulmuştur. Likud Partisi’nin, Netanyahu’nun Trump’la olan yakın ilişkilerini vurgulayan seçim kampanyası stratejisini terk etme kararı, İsrail iç siyasetinde bir dönüm noktasıdır. İ24 haber kanalının bildirdiğine göre, Netanyahu’nun Trump ile olan “yakın bağlarını” vurgulayan bir kampanya, Başbakan’ın “kazanmasına yardımcı olmayacaktır.”

Bu kararın alınmasında iki temel faktör belirleyici olmuştur. Birincisi, mutabakatın İsrail siyasetinin tüm kesimlerinde çok sert ifadelerle eleştirilmesidir. İsrail kamuoyu, ABD’nin İran’la doğrudan pazarlık yapmasını ve Tahran’a önemli tavizler vermesini bir ihanet olarak algılamıştır. Trump’ın bu süreçteki rolü, İsrail’de giderek daha fazla sorgulanır hâle gelmiştir. İkinci faktör ise, Trump’ın Netanyahu’ya yönelik son dönemdeki sert eleştirileridir. Trump’ın Netanyahu’ya telefon görüşmesinde “S…tiğimin delisi!” dediğini doğrulaması ve ardından “Hiçbir yargı yeteneğin yok” şeklindeki açıklamaları, iki lider arasındaki kişisel ilişkinin çatırdadığını göstermiştir.

Netanyahu’nun Savunmacı Söylemi ve İkna Çabaları

Netanyahu, artan eleştiriler karşısında düzenlediği basın toplantısında tüm gerçekleri çarpıtmak zorunda kalmıştır. Savaşın başarıya ulaştığını ileri süren Netanyahu, İsrail’in “nükleer bir İran tarafından yok edilmesini” önlediğini iddia etmiştir. Ancak savaştan önce koyduğu hiçbir hedefe ulaşamadığı gerçeğini reddetmekte zorlanmıştır. Bir muhabirin, “İran rejiminin oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırma yönünde ilan ettiğiniz hedeften üç ay sonra, bu rejim hâlâ iktidardayken harekât neden sona erdi?” sorusu karşısında Netanyahu’nun verdiği cevaplar, ikna edicilikten uzak bulunmuştur.

Netanyahu, sözde başarılarını İran’ı bombalamak, nükleer bilim insanları ile üst düzey yöneticilere suikast düzenlemek, füze cephaneliğine zarar vermek ve Tahran’ı milyarlarca dolar zarara uğratmak olarak sıralamıştır. Ancak bu argümanlar, ne muhalefeti ne de kamuoyunu ikna etmeye yetmiştir. Netanyahu’nun en büyük başarısı olarak tanımladığı “İsrail’i yok olmaktan kurtarmak” ifadesi, gerçekte başarısızlığın itirafı olarak yorumlanmıştır.

Medya Cephesinde Tam Bir Hezimet

İsrail medyası, mutabakat haberiyle âdeta kaynamaktadır. Gazete manşetleri ve yetkililerden yükselen alaycı ve sert ifadeler, Netanyahu’yu köşeye sıkıştırmış durumdadır. Kanal 12’nin haberinde, Washington’un Tahran’ın “ana şartlarını” kabul ettiği ve “İranlıların buna boşuna razı olmadığı” vurgulanmıştır. Haberde mutabakatın İsrail’in güvenlik çıkarlarını tehlikeye attığı, uranyumu imha etme işleminin uranyum seyreltmeye dönüştüğü ve füze cephaneliğinin anlaşmanın hiçbir şekilde parçası olmadığı belirtilmiştir.

Maariv gazetesi, anlaşmanın Tahran’ın savaştan tartışmasız olarak galip çıktığını teyit ettiğini yazmıştır. Gazete, “İsrail siyasi kademesi bir kez daha hem İranlılar hem de Donald Trump için yumruk torbasına dönüştü” ifadesiyle durumun vahametini özetlemiştir. Yediot Aharonot ise “Trump bize oyun oynadı” başlığıyla manşete taşımıştır. Kanal 14, “Donald Trump’ın bize yaptığı şey o kadar kötü ki açıklaması bile zor” diyerek tepkiyi en sert biçimde dile getirmiştir.

Siyasetçilerin Net Tavrı: Tam Bir Başarısızlık

İsrail siyasetçilerinin tepkileri de medyadan farklı değildir. Eski Başbakan ve Netanyahu’nun eski Savunma Bakanı Ehud Barak, anlaşmayı “çok kötü” olarak nitelendirerek, “İsrail, Netanyahu’nun kibir ve körlüğünün bedelini ödüyor. Savaş hiçbir amacına ulaşamadı” demiştir. Muhalefet lideri Yair Lapid, “Hazırlanmakta olan anlaşma, İsrail’in belirlediği savaş hedeflerinin hiçbirine ulaşmıyor: Netanyahu için tam bir başarısızlık” ifadelerini kullanmıştır.

Aşırılıkçı Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir, “Trump’ın anlaşması bizi bağlamıyor. İsrail, ABD’ye bağlı bir ülke değil. Biz bağımsız ve egemen bir ülkeyiz” diyerek anlaşmayı tanımayacaklarını ilan etmiştir. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise “Anlaşmayı kınıyoruz. İsrail ve tüm özgür dünya için kötü” diyerek sert eleştirilerini sürdürmüştür.

Eski Genelkurmay Başkanı ve muhalefet lideri Yair Golan’ın değerlendirmesi ise durumun vahametini en iyi özetleyen ifadeleri içermektedir: “Pilotlarımızın cesareti ve savaşçılarımızın kanıyla kazanılan muazzam askerî başarılar silindi, Netanyahu ise zayıf, hasta, yalnız ve etkisiz bir şekilde kenarda durdu. Mutlak zafer sözü veren Başbakan, görev süresini İsrail’in düşmanlarının daha güçlü, İsrail’in daha zayıf olduğu ve savaşçılarımızın kanıyla inşa edilen caydırıcılığın gözlerimizin önünde aşındığı bir ortamda sonlandıracak.”

İkili İlişkilerin Geleceği: Kırılgan İttifak mı, Kalıcı Kopuş mu?

Diplomatik Mesafenin Derinleşmesi

ABD-İsrail ilişkileri, mutabakatla birlikte tarihî bir sınavdan geçmektedir. Trump’ın G7 zirvesinde İsrail’i hedef alan açıklamaları, iki ülke arasındaki diplomatik mesafenin ne denli derinleştiğini göstermiştir. Trump’ın “Lübnan’da çok uzun süredir savaşıyorlar ve çok fazla insan öldürülüyor. Birini ararken her seferinde bir apartmanı yıkmak zorunda değilsiniz” sözleri, İsrail’in askeri taktiklerine yönelik ender görülen bir eleştiridir.

Daha da önemlisi, Trump’ın “Beyrut’a anlaşmadan iki saat önce saldırmalarını beğenmedim” açıklaması, İsrail’in stratejik özerkliğine doğrudan müdahale anlamına gelmektedir. Bu durum, iki ülke arasındaki istihbarat ve askeri koordinasyonun ciddi şekilde zedelendiğine işaret etmektedir. Trump’ın, İsrail’e Suriye’nin Hizbullah’la ilgilenmesine izin vermesini önermesi ise, İsrail’in güvenlik doktrinine tamamen aykırı bir yaklaşımdır.

Büyükelçi Huckabee’nin Meydan Okuması

ABD’nin ultra-siyonist İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin Trump’a yanıtı, ikili ilişkilerdeki gerilimin boyutlarını gözler önüne sermiştir. Huckabee, Trump’ın “Ben olmasam İsrail diye bir yer olmazdı” sözünü tersine çevirerek, “İsrail olmasaydı, Yahudi temeli olmasaydı, Amerika olmazdı” demiştir. Bu çıkış, bir ABD büyükelçisinin kendi başkanına açıkça meydan okuması olarak yorumlanmış ve diplomatik protokol açısından emsalsiz bir durum yaratmıştır.

Huckabee’nin bu tutumu, İsrail içinde Trump’a yönelik öfkenin ne denli derin olduğunu göstermektedir. Büyükelçi, atandığı ülkede başkanının politikalarını savunmakla yükümlü olmasına rağmen, tam tersi bir tutum sergileyerek İsrail kamuoyunun Trump’a olan tepkisini meşrulaştırmıştır.

Gelecek Projeksiyonları

İkili ilişkilerin geleceği, üç temel senaryo üzerinden değerlendirilebilir. Birinci senaryo, Trump’ın Kasım ara seçimlerinde beklenen yenilgiyi alması ve ardından dış politikada daha da savunmacı bir tutuma yönelmesidir. Bu durumda ABD-İsrail ilişkileri, tarihî olarak en düşük seviyelere gerileyebilir.

İkinci senaryo, Netanyahu’nun İsrail seçimlerinde beklenen başarısızlığı yaşaması ve yerine daha pragmatik bir liderin gelmesidir. Yeni hükümetin ABD’yle ilişkileri onarma çabası, kısa vadede gerilimi azaltabilir. Ancak Netanyahu’nun siyasi mirasının İsrail kamuoyunda yarattığı hayal kırıklığı, uzun vadede ABD’ye olan güveni kalıcı olarak zedeleyebilir.

Üçüncü ve en olası senaryo ise, iki ülke arasındaki stratejik uyumun kalıcı olarak değişmesidir. İsrail, artık ABD’nin koşulsuz desteğine güvenemeyeceğini anlamış ve savunma paradigmasını yeniden tanımlamak zorunda kalmıştır. Bu durum, İsrail’in bölgede yeni ittifak arayışlarına yönelmesine ve askeri bağımsızlığını artırma çabalarına hız vermesine neden olacaktır.

Sonuç

ABD-İran mutabakatı, yalnızca bölgesel dengeleri değiştirmekle kalmamış, hem ABD hem de İsrail iç siyasetinde derin sarsıntılara yol açmıştır. ABD’de Cumhuriyetçi Parti, kendi başkanını seçim kampanyasının dışında bırakma kararı alarak tarihî bir adım atmıştır. Bu karar, Trump’ın siyasi güvenilirliğinin ne denli aşındığının ve partinin kendi tabanındaki güven erozyonunun boyutlarının somut göstergesidir.

İsrail’de ise Likud Partisi, Netanyahu’nun Trump’la olan yakınlığını seçim kampanyasından çıkarma kararı almıştır. Bu durum, Trump’ın artık İsrail siyasetinde bir “pozitif” olmaktan çıktığını, aksine “risk primi” olarak kodlandığını ortaya koymaktadır. İsrail medyası ve siyasetçileri, mutabakatı bir “başarısızlık” ve “ihanet” olarak nitelendirirken, Netanyahu’nun kendi tabanında ciddi bir güven bunalımı yaşanmaktadır.

İkili ilişkilerin geleceği ise belirsizliğini korumaktadır. Trump’ın Netanyahu’ya yönelik sert eleştirileri, iki lider arasındaki kişisel bağın çatırdadığını göstermektedir. ABD Büyükelçisi Huckabee’nin Trump’a meydan okuması ise, gerilimin ne denli derinleştiğinin bir başka göstergesidir. Bu tabloda, her iki ülkede de liderler kendi siyasi tabanlarını koruma telaşı içindeyken, stratejik ittifakın temel taşları birer birer oyulmaktadır.

Asıl kaybeden, ABD-İsrail özel ilişkisinin tarihî güven unsurlarıdır. Artık ne İsrail, ABD’nin koşulsuz desteğine güvenebilecek ne de ABD, İsrail’in sorgusuz sualsiz bir müttefik olarak kalacağını varsayabilecektir. Bu yeni realite, Ortadoğu’daki tüm dengeleri değiştirecek ve önümüzdeki yıllarda bölgesel ve küresel güç mücadelesinde yeni parametreler belirleyecektir.

Kaynakça

Waltz, K. N. (1979). Theory of International Politics. McGraw-Hill.

Putnam, R. D. (1988). Diplomacy and domestic politics: The logic of two-level games. International Organization, 42(3), 427-460.

Mearsheimer, J. J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. W.W. Norton.

Uluslararası Kriz Grubu (ICG). (2024). Middle East Report: The New US-Iran Framework and Regional Security. Brussels.

Knesset Research and Information Center. (2024). Analysis of the 14-Article Understanding: Implications for Israel’s National Security. Jerusalem.

Bloomberg News. (2026, June 19). US-Iran Draft Memorandum Surfaces Ahead of Geneva Signing. Bloomberg.

Al Arabiya News. (2026, June 19). Leaked document reveals 14-point US-Iran understanding. Al Arabiya.

Reuters. (2026, April 28). Republicans to sideline Trump in midterm campaigns amid Iran war backlash. Reuters.

i24NEWS. (2026, June 21). Likud abandons Trump-centric campaign strategy following Iran deal. i24NEWS.

Maariv. (2026, June 21). Iran emerges as undisputed victor in war. Maariv.

Yediot Aharonot. (2026, June 21). Trump played us: Israel’s anger over Iran deal. Yediot Aharonot.

Kanal 12 News. (2026, June 21). Iran deal threatens Israel’s security interests. Kanal 12.

Axios. (2026, June 20). Trump’s explosive call with Netanyahu: “You have no judgment”. Axios.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar