Ocak 2020’de Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle tepe noktasına ulaşan ABD-İran gerilimi, 2026 yılının ilk aylarında çok daha geniş ve karmaşık bir denklem içinde yeniden alevlenmiştir. Washington yönetiminin, İran’ın nükleer programına ve bölgesel milis gücüne yönelik olarak “kapsamlı bir askeri seçeneği” masaya koyduğu yönündeki iddialar, yalnızca Orta Doğu’nun değil, küresel güvenlik mimarisinin de en kritik gündem maddesini oluşturmaktadır. Mevcut durum, ABD’nin bölgeye son yirmi yılın en büyük hava ve deniz gücü yığınağını gerçekleştirmesiyle karakterize edilmekte olup, bu yığınağın büyüklüğü ve kapsamı, 2003 Irak işgali öncesindeki hazırlık dönemini anımsatmaktadır . Ancak bu kez, askeri hazırlığın getirdiği güç gösterisinin yanı sıra, Washington’un iç siyasetinde anayasal bir krizin fitilinin ateşlendiği gözlemlenmektedir. Savaş ilanı yetkisinin Anayasa’nın açık hükmüyle Kongre’ye ait olmasına karşın, Başkan Donald Trump yönetiminin tek taraflı bir askeri harekâta kalkışabileceği endişesi, Capitol Hill’de olağanüstü bir hareketliliğe yol açmıştır. Bu hareketlilik, yalnızca iki partili bir yetki tartışması olmanın ötesine geçerek, Amerikan dış politikasının kurumsal hafızasında derin izler bırakmış olan “Vietnam Sendromu”na benzer bir “İran Sendromu”nun doğup doğmayacağı sorusunu gündeme getirmiştir. Bu kavram, uzun süreli, maliyetli ve stratejik hedefleri belirsiz bir çatışmanın, Amerikan toplumu ve ordusu üzerinde yaratacağı travmatik etkiyi ifade etmektedir. Yaşanan gelişmeler, askeri kapasite ile siyasi meşruiyet arasındaki kadim gerilimin, İran özelinde yeni bir boyut kazandığını göstermektedir.
ABD’nin askeri yığınağı, özellikle deniz gücü bağlamında sembolik bir anlam taşımaktadır. Dünyanın en gelişmiş ve en pahalı savaş gemisi olarak kabul edilen USS Gerald R. Ford uçak gemisinin, Venezuela açıklarından Doğu Akdeniz’e ve nihayetinde Basra Körfezi’ne yönlendirilmesi, yönetimin İran’a yönelik baskısını artırma kararlılığının en somut göstergesi olarak yorumlanmıştır . Fakat bu devasa gücün lojistik ve insani boyutu, planlamacıların göz ardı edemeyeceği bir dizi sorunu da beraberinde getirmiştir. Sekiz ayı aşan ve daha da uzaması muhtemel görev süresi, standart altı aylık konuşlanma döngüsünün çok üzerine çıkarak, hem gemideki 4.500 personelin fiziksel ve ruhsal sağlığını tehdit etmekte hem de geminin bakım periyotlarını aksatmaktadır . Bu durum, bir savaş gemisinin yalnızca teknik kapasitesiyle değil, aynı zamanda mürettebatının moral ve motivasyonuyla da ayakta kalabileceği gerçeğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Uzun görev sürelerinin neden olduğu yorgunluk, aile özlemi ve belirsizlik, askeri disiplini zayıflatan, tepki sürelerini uzatan ve nihayetinde savaş etkinliğini düşüren kritik faktörlerdir. Vietnam’dan bu yana yaşanan en uzun deniz konuşlanmalarından birine sahne olan bu süreç, “İran Sendromu”nun askeri ayağının ilk bulgularını gözler önüne sermektedir.
Siyasi Alanda Yetki Mücadelesi ve Kurumsal Çatlaklar
Washington’da İran’a yönelik olası bir askeri harekât etrafında şekillenen tartışmanın merkezinde, yürütme ve yasama erkleri arasındaki anayasal yetki paylaşımı sorunu yatmaktadır. Temsilciler Meclisi’nde Demokrat Ro Khanna ve Cumhuriyetçi Thomas Massie tarafından sunulan Savaş Yetkileri Kararı, Başkan’ın İran’a karşı güç kullanmadan önce Kongre’den açık yetki almasını zorunlu kılmayı hedeflemektedir . Demokrat Parti liderliği, Hakeem Jeffries öncülüğünde bu kararın Meclis genelinde oylanması için baskı yaparken, gerekçelerini “orta Doğu’da bir seçim savaşı yürütmenin pervasızlık” olacağı ve bunun “anayasaya aykırı” olduğu tezine dayandırmaktadır . Ancak bu görünürdeki parti içi konsolidasyona rağmen, Demokrat kanatta da ciddi görüş ayrılıkları mevcuttur. Josh Gottheimer ve Jared Moskowitz gibi bazı ılımlı Demokratlar, söz konusu kararın Başkan’ın elini kolunu bağlayacağını ve İran’a karşı “zayıflık sinyali” göndereceğini öne sürerek tasarıya açıkça karşı çıkmaktadır . Hatta Moskowitz’in, kararı “Ayetullah Koruma Yasası” olarak nitelendirmesi, parti içindeki derin ideolojik ve politik ayrışmanın çarpıcı bir örneğidir . Bu tablo, Demokratların İran konusunda net bir duruş sergilemekte zorlandığını ve bir kısmının siyasi gelecek hesaplarıyla hareket ederek, olası bir savaşın siyasi maliyetinden kaçınmak için sorumluluğu tamamen Cumhuriyetçilere bırakmaya çalıştığını göstermektedir.
Cumhuriyetçi cephede ise görünürde bir birliktelik olsa da, stratejik derinlikte kaygılar taşıyan sesler yükselmektedir. Partinin büyük ölçüde Başkan Trump’ın politikalarını desteklemesine karşın, Ohio Temsilcisi Warren Davidson gibi isimler, İran’daki misyonun tanımının netleştirilmesi ve sınıflandırılmış bir brifing talep ederek, şartlı bir destek duruşu sergilemektedir . Bu talep, askeri harekâtın hedefleri, kapsamı ve olası sonuçları hakkında Kongre’nin yeterince bilgilendirilmediği yönündeki endişeyi yansıtmaktadır. Pentagon içinden de harekât planlarına dair kaygılar yükselmektedir. Özellikle Donanma komutanları arasında, uzun süreli ve hazırlıksız konuşlandırmaların, gemilerin savaş hazırlığına ve personel moraline vereceği zarar konusunda ciddi uyarılar yapılmaktadır. Deniz Kuvvetleri eski Tümamiral Mark Montgomery’nin, barış zamanında bir uçak gemisinin standart görev süresinin altı ay olduğunu, ancak USS Gerald R. Ford’un bu süreyi çoktan aştığını vurgulaması, askeri kanattaki bu rahatsızlığın somut bir göstergesidir . Siyasi iradenin, askeri gerçeklikle bu denli çelişmesi, harekât planlamasında ciddi bir stratejik açmaza işaret etmektedir.
USS Gerald R. Ford Örneğinde Askeri Yıpranma ve Moral Çöküntüsü
ABD’nin İran’a yönelik caydırıcılık ve baskı politikasının sembolü haline gelen USS Gerald R. Ford, aslında bir süper gücün askeri kapasitesiyle birlikte taşıdığı kırılganlıkların da bir aynasıdır. Medyaya yansıyan ve NPR ile The Wall Street Journal gibi saygın kuruluşlarca doğrulanan raporlar, geminin teknik donanımında, özellikle de sıhhi tesisat sisteminde ciddi arızalar yaşandığını ortaya koymaktadır . Mart 2025 tarihli bir iç e-postada, dört gün içinde 205 tuvalet arızası kaydedildiğinin belirtilmesi, sorunun kronik ve yaygın olduğunu kanıtlamaktadır . Bu durum, 4.500 denizcinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmesine, 45 dakikayı bulan tuvalet kuyruklarının oluşmasına ve hijyen koşullarının bozulmasına yol açmaktadır . Tasarım ve mühendislik hatalarından kaynaklanan vakum bazlı sistemin aşırı hassasiyeti, tek bir vana arızasının tüm bir bölümün tuvaletlerini devre dışı bırakması gibi zincirleme reaksiyonlara neden olmakta ve acil onarımlar, gemi ABD’deki bir tersaneye yanaşmadıkça kalıcı olarak çözülememektedir .
Teknik arızaların yol açtığı bu kaotik ortam, gemideki personel morali üzerinde yıkıcı bir etki yaratmaktadır. Gemi teknisyenlerinin 19 saatlik vardiyalarla çalışarak sistemi ayakta tutmaya çalışması ve buna rağmen personelin sistemi kötüye kullandığı yönündeki şikayetler, gemide gergin bir atmosferin hâkim olduğunu göstermektedir . Sekiz ayı aşan ve ne zaman sona ereceği belli olmayan görev süresi, personelin ailelerinden uzak kalmasına, yorgunluk ve tükenmişlik sendromunun yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Denizciler arasında anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu riskinin arttığı, birçoğunun bu görevin ardından Donanma’dan ayrılmayı düşündüğü rapor edilmektedir . Uzun görev sürelerinin personel üzerindeki bu yıpratıcı etkisi, bilimsel araştırmalarla da sabittir ve savaşın psikolojik maliyetinin en somut göstergelerinden biridir. Bir savaş gemisinin, düşman tehdidinden önce kendi içindeki bu çöküntüyle baş etmek zorunda kalması, ABD’nin İran’a karşı girişeceği olası bir harekâtın, askeri gücün insani sınırlarını ne denli zorlayabileceğini gözler önüne sermektedir. Bu tablo, “İran Sendromu”nun, savaşın sıcak çatışma alanından önce, lojistik ve insani altyapıda boy göstermeye başladığını düşündürmektedir.
Stratejik Açmazlar ve Askeri Hedeflerin Belirsizliği
ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri harekâtının stratejik mantığı ve hedefleri, hem siyasi hem de askeri analistler arasında derin bir belirsizlik konusudur. Tartışmaların odağında, harekâtın kapsamının ne olacağı sorusu yer almaktadır. Sınırlı bir hava saldırısıyla yalnızca nükleer tesislerin vurulması seçeneği, İran’ın nükleer programının büyük bölümünün yer altındaki Fordow tesisleri gibi korunaklı ve gömülü yapılarda bulunması nedeniyle askeri açıdan son derece zor görünmektedir. Bu tür bir operasyonun başarı şansı düşük olduğu gibi, İran’ın misilleme kapasitesini tetikleyerek istenmeyen bir tırmanmaya yol açma riski yüksektir. İkinci bir senaryo olarak, İran’ın komuta-kontrol merkezlerini, füze rampalarını ve Devrim Muhafızları’nın lojistik hatlarını hedef alan daha kapsamlı bir harekât düşünülmektedir. Ancak bu senaryo da, sınırlı kalma hedefiyle çelişmekte ve kısa sürede geniş çaplı bir savaşa dönüşme potansiyeli taşımaktadır. En riskli senaryo ise, harekâtın nihai hedefi olarak rejim değişikliğini öngörmektedir. Başkan Trump’ın, İran’da rejim değişikliğinin “olabilecek en iyi şey” olacağı yönündeki açıklaması, bu senaryonun en azından zihinsel bir arka plan olduğunu göstermektedir . Fakat böylesi bir girişim, Irak’taki kaos ortamını aratmayacak bir istikrarsızlık dalgasını tetikleyebilir ve Devrim Muhafızları gibi radikal unsurların iktidarı tamamen ele geçirmesine yol açarak ABD’nin çıkarlarına tamamen aykırı bir sonuç doğurabilir.
Bu stratejik belirsizliğin bir diğer boyutu da, İran’ın asimetrik savaş kapasitesi ve füze gücüdür. İran, binlerce kısa ve orta menzilli balistik füzeye, seyir füzelerine ve gelişmiş insansız hava araçlarına (İHA) sahip bir ülkedir . Bu silahlar, büyük ölçüde yer altındaki “füze şehirleri”nde ve dağlık bölgelerdeki mağaralarda korunmakta olup, bir harekât öncesinde tamamen imha edilmeleri neredeyse imkânsızdır. Olası bir ABD saldırısına karşılık olarak İran’ın, Basra Körfezi’ndeki ABD savaş gemilerine, bölgedeki askeri üslerine ve hatta İsrail’e yönelik büyük çaplı bir füze saldırısı başlatması kuvvetle muhtemeldir. Bu durum, yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmayacak, bölgesel bir yangına dönüşebilecektir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi ise küresel enerji piyasaları için bir felaket senaryosudur. Dünya petrol arzının önemli bir kısmının geçtiği bu stratejik su yolunun kapanması, petrol fiyatlarını astronomik seviyelere fırlatarak küresel ekonomiyi derin bir resesyona sürükleyebilir. Tüm bu senaryolar, sınırlı bir askeri operasyonun nasıl kontrol edilemez bir tırmanmaya yol açabileceğini ve ABD’nin stratejik hesaplarının ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne sermektedir.
Küresel Etkiler, Mühimmat Krizi ve Jeopolitik Rekabet
ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri harekâtı, yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olmanın ötesinde, küresel güç dengelerini ve ekonomik istikrarı da derinden etkileyecek potansiyele sahiptir. Bunun en önemli ayaklarından biri, ABD’nin mühimmat stoklarının mevcut durumudur. Ukrayna savaşına yapılan yoğun askeri yardım, Kızıldeniz’de Husilere karşı yürütülen operasyonlar ve İsrail’in savunma ihtiyaçları, ABD’nin özellikle hassas güdümlü mühimmat stoklarını ciddi ölçüde tüketmiştir. İran gibi büyük ve gelişmiş bir hava savunma sistemine sahip bir ülkeye karşı girişilecek uzun soluklu bir harekât, çok daha fazla sayıda ve daha pahalı füze ile bombayı gerektirecektir. Yüksek teknoloji ürünü bu silahların yeniden üretilmesi ise yıllar almakta ve savunma sanayi kapasitesini zorlamaktadır. Bu durum, ABD’nin aynı anda birden fazla cephede etkin olma kabiliyetini sorgulatmakta ve özellikle Pasifik’te Çin’e karşı yürütülen caydırıcılık stratejisini zayıflatma riski taşımaktadır.
Bu bağlamda, İran’a yönelik bir savaşın fırsat maliyeti, yalnızca Orta Doğu ile sınırlı kalmamaktadır. Stratejistler, İran’la uzun süreli bir yıpratma savaşına girmenin, ABD’nin küresel hegemonyasının temel taşı olan askeri üstünlüğünü ve kaynaklarını Pasifik’ten Orta Doğu’ya kaydıracağını, bunun da Çin’e Asya-Pasifik bölgesinde stratejik bir manevra alanı açacağını ileri sürmektedir. Çin’in bölgedeki artan askeri varlığı ve agresif hamleleri göz önüne alındığında, ABD’nin dikkatini ve kaynaklarını İran’a yönlendirmesi, uzun vadeli jeopolitik rekabette geri dönüşü olmayan bir avantaj kaybına yol açabilir. Bu nedenle, Pentagon içindeki bazı çevreler, İran’a yönelik bir harekâtın, Çin’e karşı yürütülen stratejik rekabeti baltalayacağı endişesini taşımaktadır. Bu hesaplar, ABD’nin karar alıcılarını, yalnızca İran’ın füze menzilini değil, aynı zamanda Pekin’in tepkisini ve Pasifik’te oluşacak güç boşluğunu da hesaba katmak zorunda bırakmaktadır.
Son olarak, tüm bu askeri ve jeopolitik hesapların merkezinde, Başkan Trump’ın siyasi geleceği ve Kasım 2026’da yapılacak ara seçimlerin dinamikleri yer almaktadır. Tarihsel hafızada, 1980’deki başarısız İran rehine kurtarma operasyonunun Jimmy Carter’ın seçim kaybetmesinde önemli bir rol oynadığı unutulmamıştır. Trump yönetimi için, başarılı ve kısa süreli bir askeri operasyon, hem yurtiçinde milliyetçi tabanı konsolide ederek hem de güçlü lider imajını pekiştirerek seçimleri kazanmada önemli bir koz olabilir. Ancak operasyonun uzun sürmesi, beklenmedik kayıpların yaşanması veya bölgesel bir savaşa dönüşmesi, tam tersi bir etki yaratarak Başkan’ın siyasi kariyerine mal olabilecek bir kumara dönüşebilir. Bu riskin farkında olan bazı Demokrat stratejistler, olası bir savaşın siyasi maliyetinden kaçınmak ve sorumluluğu tamamen Cumhuriyetçilere yıkmak için, kamuoyu önünde net bir duruş sergilemekten kaçınmakla eleştirilmektedir . Savaşın gölgesinde şekillenen bu siyasi hesaplar, Washington’un dış politika yapım sürecinin ne denli karmaşık, çıkar odaklı ve stratejik öngörüden yoksun olabileceğini gösteren endişe verici bir tablo çizmektedir.
Kaynakça
Axios. (2026, February 26). House Democratic leaders to force vote on reining in Trump’s Iran war powers. https://www.axios.com/2026/02/26/democrats-iran-war-powers-vote-trump
Defense Mirror. (2026, February 23). Amid Iran Attack Plans, U.S. Aircraft Carrier Suffers Toilet Glitch. https://defensemirror.com/news/41162/Amid_Iran_Attack_Plans__U_S__Aircraft_Carrier_Suffers_Toilet_Glitch
DID PRESS AGENCY. (2026, February 23). USS Ford Crew Voice Growing Fatigue over Extended Mission. http://en.didpress.com/25743/
Iran International. (2026, February 20). Bipartisan lawmakers say Congress should not tie Trump’s hands on Iran. https://v2.iranintl.com/en/202602201817
MS NOW. (2026, February 21). Democrats warn Trump ‘must consult with Congress’ before striking Iran. https://www.ms.now/news/democrats-warn-trump-must-consult-congress-before-striking-iran
Responsible Statecraft. (2026, February 25). Who are the Dems giving tacit green light to Iran attack and why?. https://responsiblestatecraft.org/democrats-trump-war-iran/
ThePrint. (2026, February 24). ‘Toilet wars’ hobble Trump’s $13-billion aircraft carrier USS Gerald Ford amid US-Iran tensions. https://theprint.in/world/toilet-wars-hobble-trumps-13-billion-aircraft-carrier-uss-gerald-ford-amid-us-iran-tensions/2862746/
Washington Examiner. (2026, February 26). Democrats to force vote on Iran war powers resolution. https://www.washingtonexaminer.com/news/house/4472980/democrats-force-vote-iran-war-powers-resolution-trump/
19FortyFive. (2026, February 23). The Crew Must Be Drained: Aircraft Carrier USS Gerald R. Ford Is Being Asked to Fight Iran and Their Own Mental Exhaustion. https://www.19fortyfive.com/2026/02/the-crew-must-be-drained-aircraft-carrier-uss-gerald-r-ford-is-being-asked-to-fight-iran-and-their-own-mental-exhaustion/
Phoenix News. (2026, February 26). US aircraft carrier USS Ford, toilet queues exceed 45 minutes?. https://news.ifeng.com/c/8r42bAZ9LTL
Sefa Yürükel
Danish ethnographer and social anthropologist (MA)
Aarhus University, 1997
Independent Researcher
Fields of Research: International Politics, Public International Law, Geopolitics, Sociology, Psychology, Cultural Studies, Systems and Structures




Bir yanıt yazın