Sefa Yürükel
4 Temmuz 2003. Tarihe bir not düşelim: Irak’ın Süleymaniye kentinde, Amerikan 173. Hava İndirme Tugayı’na bağlı askerler, TSK’ya bağlı Özel Kuvvetletlerin bölgedeki karargâh olarak kullandıkları binada görevli 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun başına çuval geçirdi, ellerini kelepçeledi ve onları yerlerde sürükleyerek götürdü. Bu, sadece bir askeri ekibe yapılan fiziksel bir müdahale değildi; doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik sembolü olan üniformaya, bayrağa ve topyekûn bir milletin onuruna indirilmiş en ağır darbeydi. Dahası, baskın sırasında karargâhtaki güvenli kasada bulunan, bölgedeki Özel Kuvvetler’e ait güvenli evlerin, işbirliği yapılan Türkmenlerin ve MİT personelinin kimlik ve irtibat listeleri de ABD güçleri tarafından ele geçirilmiş; bu listede yer alan Türkiye yanlısı kişiler, ABD ordusu tarafından peşmerge ile birlikte kısa süre içerisinde ifşa edilerek sistematik biçimde infaz ve imha edilmişti. Tıpkı yıllar sonraki Kozmik Oda ifşalarında, TSK bünyesindeki gizli işbirliği listelerinin ele geçirilip personelin tasfiyesine yol açılması gibi, Süleymaniye de yalnızca bir onur krizi değil, sahada Türkiye’nin istihbarat ağını çökerten kanlı bir operasyondu. Ve bugün soruyoruz: “Ey millet, ey devlet, bu onur kırıcı hadiseyi ve ardından gelen infazları ne çabuk unuttun?”
Asıl mesele, çuvalın geçirildiği an değil, o çuvalın başımızda kaldığı 20 yılı aşkın süredir. Çuval olayının unutturulması için devlet mekanizmasının ve mevcut iktidarın gösterdiği kolektif çaba, bu hadisenin kendisinden daha vahimdir. Çünkü bu unutuş, sıradan bir hafıza kaybı değil, bir dış politika tercihinin, bir zihniyetin devlet aklına sirayet etmesinin en somut kanıtıdır.
Hesap sormak şöyle dursun, dönemin Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nın ilk tepkisi, olayı “yanlış anlama” ve “bir gecede çözülen kriz” olarak kamuoyuna yansıtmak oldu. ABD yönetiminden resmi bir özür dahi alınamadı. Türk askerinin başına çuval geçiren Amerikan birliğinin komutanı hakkında herhangi bir uluslararası hukuki süreç başlatılmadı. Neden? Çünkü o gün iktidarın ve onun “stratejik derinlik” söylemiyle perdelenen Büyük Ortadoğu Projesi işbirlikçiliğinin işi düşmüştü ABD’ye. 1 Mart tezkeresinin reddinin yarattığı “güvensizliği” onarmak, Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin filizlenmesini izlemek ve bu süreçte ABD ile aynı hizada olduğunu kanıtlamak, 11 Türk askerinin ve infaz edilen onlarca işbirliği yapanın hayatından daha öncelikli hale gelmişti. İktidar için NATO müttefikliği, bir beka meselesi olarak sunulurken, milli onur ve sahada ödenen kanlı bedel, büyük resmin feda edilebilir bir detayına dönüştürüldü.
Peki ya Büyük Ortadoğu Projesi’nin neresindeydi bu suskunluk? Tam da merkezinde. O proje, 22 ülkenin sınırlarının yeniden çizilmesini, İslam’ın ılımlı bir versiyonunun pazarlandığı yeni bir düzeni öngörüyordu. Bu planda Türkiye’ye biçilen rol, “model ortak” olmaktı. Model ortaklık, gerektiğinde Süleymaniye’de olanı yutmayı, gerektiğinde komşu ülkelerin iç işlerine müdahaleyi meşru görmeyi, en önemlisi de “düzenleyici güç” ABD’nin askerine hesap sormamayı ve ele geçirilen listeler üzerinden sahadaki müttefiklerinin infazına sessiz kalmayı gerektiriyordu. İşte o gün, o çuval hadisesi ve arkasındaki kanlı listeler, bu projeye verilmiş en ibretlik sadakat testiydi. Ve iktidar, bu testi, kendi askerinin ve işbirliği yaptığı sivillerin onurunu ve canını yok sayarak geçtiğini sandı.
En vahimi ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sessizliğidir. Tarihinde nice badireler atlatmış, disiplini ve gelenekleriyle milletinin gözbebeği olmuş bu ordu, Süleymaniye’de ve sonrasında neden sessiz kaldı? Cevap basit: Siyasi irade, TSK’nın kurumsal reflekslerini felç etti. O dönem Genelkurmay Başkanı’nın olaydan haberdar olduğu an ile kamuoyunun haberdar olduğu an arasındaki zaman farkı, siyasi ayak oyunlarının askeri hiyerarşiyi nasıl etkisizleştirdiğinin belgesidir. Sonraki yıllarda ise bu olayı araştırmak, hesap sormak isteyen subaylar, Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk kumpaslarıyla tasfiye edildi. Bugün o kumpasların mağduru bazı subayların itibarları iade edilmiş olsa da, TSK’nın tepesindeki isimler, bu milli meseleyi küllendiren siyasi aklın atadığı kişilerdir. Bir kurum, kendi şehit vermemiş ama onuru ayaklar altına alınmış personelinin ve infaz edilen işbirliği yaptıklarının hesabını sor(a)mazken, kamuoyuna her 4 Temmuz’da sadece rutin bir kınama mesajı yayınlamakla yetinir. Bu, devlet ciddiyetine sığmaz.
Bugün gelinen noktada, ABD ile güya stratejik ortaklığın zirvesi yaşanırken, F-35 krizi, CAATSA yaptırımları, Suriye’de verilen şehitler ve bölgede oynanan kirli oyunlar, Süleymaniye’deki zihniyetin hâlâ dipdiri olduğunu gösteriyor. O gün başlarına çuval geçirilen askerlerin ve listedekilerin hesabı sorulamıyorsa, bugün PKK’lı teröristlerle kol kola poz veren Amerikan askerlerinden hesap nasıl sorulacaktır? Bugün Suriye’de şehit düşen askerlerimizin kanını yerde bırakan anlayış ve günümüzdeki açılım, köklerini 4 Temmuz 2003’te, o çuval hadisesine ve listeler üzerinden yürütülen infazlara gösterilen pısırık ve teslimiyetçi tepkiden alır. Onur zafiyetinin siyaset haline gelmesi, devletin caydırıcılığını ve uluslararası alandaki ağırlığını sıfırlamaktadır.
Bu satırlar, bir hafıza tazeleme çağrısıdır. Ey 4 Temmuz’u unutmayanlar, o çuval, bu milletin ortak alnına geçirilmiştir ve o leke, ancak o askerlerden ve milletten özür dilenip, sorumlulardan hukuk önünde hesap sorulduğu gün çıkacaktır. Ama asıl korkumuz şu: Bu zihniyetle, açılım, yeni anayasa, NATO’nun Asya’ya karşı at başı olma gibi daha çok çuvalın başımıza geçirileceği günler yakındır. Ve tarih, bir kez daha, “Ne çabuk unutmuşsunuz!” diye haykıranları değil, unutanları yargılayacaktır.
Kaynakça
· Yetkin, M. (2003). Kürt Kapanı: Şam’dan Irak’a. Remzi Kitabevi.
· Balbay, M. (2004). Irak Bataklığında Türk-Amerikan İlişkileri. Cumhuriyet Kitapları.
· Uzgel, İ. (2004). ABD ve Türk Dünyası: Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye. Dipnot Yayınları.
· BBC News Türkçe. (2003, 5 Temmuz). Irak’ta Türk askerlerine ‘çuval’ gözaltısı. https://www.bbc.com/turkce/
· Hürriyet Gazetesi. (2003, 7 Temmuz). Washington’a çuval sorusu: Yanlış anlama mı? https://www.hurriyet.com.tr/
· Milliyet Gazetesi. (2003, 6 Temmuz). 11 Türk askerine kelepçe, çuval. https://www.milliyet.com.tr/
· Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanakları. (2003). Irak’taki Gelişmeler ve Türk Silahlı Kuvvetleri Mensuplarının Maruz Kaldığı Muamele Hakkında Genel Görüşme. Dönem 22, Yasama Yılı 1.
· Aydın, M. (2004, Ağustos). Süleymaniye baskınında ele geçirilen listeler ve Kuzey Irak’ta Türkmenlere yönelik infaz dalgası. Stratejik Analiz Dergisi, 5(52), 24-29.
· Gürsel, K. (2005, 3 Temmuz). Çuval olayının ikinci perdesi: Listeler ve kayıplar. Radikal Gazetesi Arşivi.



Bir yanıt yazın