Batı ittifakının ( NATO dahil) Ukrayna ve Orta Doğu’daki krizlere müdahil olma biçimi, 21. yüzyılın güç dengelerini temelden sarsan sonuçlar doğurmaktadır. Rusya ile doğrudan bir çatışma riskini göze alarak Ukrayna’ya akan sınırsız askeri, mali ve istihbari destek, savaşı uzatırken, bu stratejinin istenen sonucu vermediği ve küresel ölçekte “Asya’nın kazancı” olarak yorumlanabilecek jeopolitik kaymaları hızlandırdığı bir vakıadır. Bu süreç, NATO’nun askeri kapasitesine değil, belki de uzun vadeli stratejik konumuna ağır bir darbe vurmaktadır.
Ukrayna’da Açık Destek, Örtülü Açmaz: Vekâlet Savaşının Stratejik Maliyeti
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve halefi Mark Rutte dönemlerinde ittifak, Ukrayna’ya verilen desteğin sadece savunma amaçlı olmadığını, aynı zamanda Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratmayı hedeflediğini defalarca açıkça ifade etti. Bu kapsamda milyarlarca dolarlık modern silahın transferi, Ukrayna askerlerinin NATO ülkelerinde eğitilmesi, istihbarat paylaşımı ve gayri resmi olarak sahada danışman ve “delegasyonların” bulunduğu yönündeki haberler, Batı medyasında da geniş yer buldu ve resmi ağızlarca yalanlanmadı. Bu durum, savaşı bir Rusya-Ukrayna çatışması olmaktan çıkarıp, Batı’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü, Ukrayna topraklarının savaş alanı olarak kullanıldığı bir vekâlet savaşına dönüştürdü.
Ne var ki, Ukrayna’nın beklenen toprak bütünlüğünü sağlamakta zorlanması, sahada bir yıpratma savaşının ortaya çıkması ve Batı kamuoylarında savaş yorgunluğunun artması, bu stratejinin bir tür “bataklığa” dönüştüğü yorumlarını güçlendirmektedir. Rusya ekonomisi yaptırımlara kısmen uyum sağlarken, Avrupa ekonomileri ağır bir enerji krizi ve sanayi daralmasıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu sonuç, “NATO’nun Ukrayna’da yenildiği” gibi kesin ve nihai bir ifadeyle değil, ancak Batı’nın ( NATO da dahil ) stratejik hedeflerinin şu ana kadar gerçekleşmediği ve maliyetin çok yüksek olduğu şeklinde nesnel olarak değerlendirilebilir.
Asya’nın Sessiz Zaferi: Küresel Dengelerin Asimetrik Kazananı
Bu çatışma ortamının en büyük stratejik kazananı ise şüphesiz Asya’nın yükselen güçleri oldu. Batı’nın enerji ve kaynaklarını Ukrayna bataklığına ve Orta Doğu’daki angajmanlara kanalize etmesi, Asya-Pasifik’teki stratejik rekabet için ayırabileceği kapasiteyi ciddi şekilde daralttı. Rusya, Batı yaptırımlarıyla ekonomik olarak sıkıştıkça, enerji ihracatını ve jeopolitik yönelimini hızla Çin ve Hindistan’a kaydırdı. Rus petrolü ve gazı Asya pazarlarına rekor indirimlerle akarken, bu durum Asya devlerine büyük bir ekonomik avantaj ve enerji güvenliği sağladı.
Aynı dönemde Çin, Kuşak ve Yol projesiyle Asya’dan Afrika’ya nüfuzunu genişletirken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlar aracılığıyla ABD liderliğindeki düzene alternatif bir finansal ve diplomatik mimari inşa etme çabalarını hızlandırdı. Hindistan, hem Batı ile ilişkilerini sürdürüp hem de Rusya’dan ucuza enerji alarak eşsiz bir stratejik özerklik örneği sergiledi. Böylece savaş, küresel ekonomik ağırlık merkezinin Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kayışını hızlandırarak, Batı’nın mutlak üstünlüğüne dayalı dünya düzeninin sonunu getiren sürecin en önemli katalizörlerinden biri oldu.
Körfez’de Stratejik Yıpranma: Batı’nın İran Karşısında Artan Maliyeti
Ukrayna’daki yıpratma savaşı sürerken, Batı ittifakı ve müttefiki İsrail, Orta Doğu’da da İran’ın çok cepheli stratejisi karşısında giderek artan bir baskı altına girmiştir. Doğrudan bir savaştan ziyade vekil güçler, asimetrik saldırılar ve nükleer pazarlık süreçleri üzerinden yürütülen bu mücadelede, Tahran’ın bölgesel nüfuzunu ve caydırıcılığını önemli ölçüde artırdığı değerlendirilmektedir. Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de uluslararası ticareti sekteye uğratan saldırılarına karşı ABD ve İngiltere’nin askeri müdahaleleri kesin bir sonuç vermezken, İran’a bağlı grupların Irak ve Suriye’deki ABD üslerine yönelik sürekli tacizleri, Washington’ı bölgede maliyetli bir askeri varlığı sürdürmek zorunda bırakmaktadır. Bu tablo, Batı’nın askeri üstünlüğünün, asimetrik direniş karşısında stratejik bir açmaza sürüklendiği yorumlarını güçlendirmektedir.
Sonuç: NATO – Batı’nın Kaybı ve Derin Bir Stratejik Kayma Var
Bugün gelinen noktada, ortada bir “Batı mağlubiyeti” ve Batı’nın kendi koyduğu kurallarla oynadığı bu büyük stratejik oyunda hedeflediği sonuçları elde edemediği bir “açmaz” vardır. Ukrayna savaşı, silah sevkiyatı ve danışman ağlarıyla yürütülen vekâlet savaşının, umulanın aksine, Avrupa’yı ekonomik olarak zayıflattığını, NATO’nun mühimmat stoklarını erittiğini ve asıl büyük stratejik rakibe ve Asya’ya tarihi bir manevra alanı açtığını göstermektedir. Batı’nın kaynakları Ukrayna ovalarında ve Orta Doğu krizlerinde tüketilirken, Asya’nın yükselen güçleri, savaşın faturasını değil, nimetlerini toplamaktadır. Tarih, bu savaşı, Batı’nın değil, Asya yüzyılını perçinleyen dönüm noktası olarak yazabilir.
Kaynakça
· Sakwa, R. (2015). Frontline Ukraine: Crisis in the Borderlands. Londra: I.B. Tauris.
· Plokhy, S. (2023). The Russo-Ukrainian War: The Return of History. New York: W.W. Norton & Company.
· Sarotte, M. E. (2022). Not One Inch: America, Russia, and the Making of Post-Cold War Stalemate. New Haven: Yale University Press.
· Mearsheimer, J. J. (2014). “Why the Ukraine Crisis Is the West’s Fault.” Foreign Affairs, 93(5), 77–89.
· NATO. (2008). Bucharest Summit Declaration. Brüksel: NATO Public Diplomacy Division.
· BM Güvenlik Konseyi. (2015). Resolution 2202 (2015) – Minsk II Agreement. New York: Birleşmiş Milletler.
· Budapeşte Memorandumu. (1994). Memorandum on Security Assurances in Connection with Ukraine’s Accession to the Treaty on the Non-Proliferation of Nuclear Weapons. Budapeşte.
· FAO. (2023). The State of Food Security and Nutrition in the World 2023. Roma: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü.
· Tooze, A. (2023). “The War in Ukraine and the Global Economic Order.” Survival, 65(2), 7-24



Bir yanıt yazın