Rusya-Ukrayna Savaşı: Tutulmayan Sözler, Kırılma Noktaları ve Derinleşen Kriz

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Rusya-Ukrayna savaşı, yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma değil, aynı zamanda Soğuk Savaş sonrası kurulan güvenlik mimarisinin çöküşünün ve Batı ile Rusya arasındaki stratejik güvensizliğin en kanlı dışavurumudur. Bu savaşın köklerine inmek, büyük ölçüde Batı’nın “doğuya ilerleme” politikasını, NATO’nun sürekli genişlemesini ve Moskova’nın perspektifinden bakıldığında kendisine verilen sözlerin sistematik olarak ihlal edilmesini mercek altına almayı gerektirir.

Verilen Sözler ve Jeopolitik Hayal Kırıklığı

Berlin Duvarı’nın yıkıldığı ve Avrupa’nın yeniden şekillendiği 1990 yılı, aynı zamanda bugünkü krizin tohumlarının atıldığı kritik bir dönemeçtir. Rusya, dönemin Batılı liderlerinin Almanya’nın birleşmesi müzakereleri sırasında Sovyet liderliğine “NATO’nun bir karış bile doğuya ilerlemeyeceği” yönünde sözlü bir güvence verdiğini ısrarla savunmaktadır. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın “NATO’nun yargı yetkisi bir inç bile doğuya kaymayacak” sözü ve benzeri ifadeler, Moskova tarafından bağlayıcı bir taahhüt olarak kaydedildi. Batılı devletler ise bu diyaloğun yalnızca Doğu Almanya bağlamında olduğunu ve yazılı bir antlaşma olmadığı için hukuki bir bağlayıcılık taşımadığını öne sürmektedir.

Ancak Moskova’nın penceresinden bakıldığında yaşananlar, aldatıcı bir stratejinin parçasıydı. 1999’da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın; 2004’te ise Baltık ülkeleri dâhil yedi devletin daha NATO’ya katılması, Rusya için güvenlik çemberinin giderek daralması anlamına geliyordu. Batı’nın bu “saldırgan doğuya ilerleme” politikası, Rusya’nın ulusal güvenlik doktrininde varoluşsal bir tehdit olarak kodlandı. Özellikle 2008 Bükreş Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’a gelecekte NATO üyeliği perspektifi verilmesi, Moskova için aşılmaması gereken kırmızı çizginin ihlali olarak görüldü. Birkaç ay sonra Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi, bu konudaki kararlılığının ilk askeri işaretiydi.

Kırım’ın İlhakı ve Donbas’ta Donmuş Çatışma (2014)

2014 yılı, bu birikmiş güvensizliğin patlama noktası oldu. Ukrayna’da Batı yanlısı Euromaidan protestoları sonucu Rusya’ya yakın Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesini Moskova, “Batı destekli anayasaya aykırı bir darbe” olarak nitelendirdi. Yanukoviç’in devrilmesiyle Ukrayna’nın tamamen Batı jeopolitik yörüngesine oturacağını ve NATO üslerine ev sahipliği yapacağını düşünen Rusya için Kırım, kaybedilemez bir stratejik kozdu. Rusya’nın Karadeniz Filosu’nun üslerini barındıran ve nüfusunun çoğunluğu etnik Rus olan yarımada, tartışmalı bir referandumun ardından hızla ilhak edildi. Batı bunu uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak kınarken, Rusya tarihsel haklarını ve stratejik zorunluluklarını gerekçe gösterdi.

Eş zamanlı olarak Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesinde Rusya destekli ayrılıkçı ayaklanmalar başladı. Minsk Anlaşmaları çatışmayı dondurmayı başarsa da, bu belgelerin uygulanmasındaki başarısızlık ve Batı’nın Ukrayna ordusunu eğitip donatmaya başlaması, bölgeyi kalıcı bir barut fıçısına çevirdi.

Stratejik Sabrın Sonu: 2022 İşgali

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 24 Şubat 2022’de başlattığı işgalin gerekçelerini sıralarken doğrudan bu tarihsel sürece atıfta bulundu: NATO’nun aldatıcı genişlemesi, Batı’nın verdiği sözleri tutmaması ve Ukrayna’nın giderek bir “NATO ileri karakolu” ve “Rusya karşıtı bir sıçrama tahtası” haline getirilmesi. Ukrayna ve Batı kamuoyu ise bu argümanları, bağımsız ve egemen bir ülkenin kendi ittifaklarını seçme hakkına yönelik bir saldırı için bahane olarak değerlendirdi.

Küresel Etkiler: Tahıl Krizi, Vekâlet Savaşı ve Batı Ekonomisine Darbe

Savaşın etkileri cephe hattının çok ötesine taştı. Batı’nın NATO’yu doğuya doğru genişletme ısrarıyla tetiklenen bu çatışma, özellikle Avrupa’da ağır bir tahıl ve gıda krizinin fitilini ateşledi. Ukrayna ve Rusya, dünya buğday, mısır ve ayçiçek yağı arzının önemli bir kısmını karşılayan iki dev küresel tedarikçidir. Savaşın başlamasıyla Karadeniz’deki limanların kapanması ve tedarik zincirlerinin kopması, özellikle Orta Doğu ve Afrika’daki gıda ithalatına bağımlı ülkeleri sert bir şekilde vurdu. Avrupa’da ise ekmeklik buğday ve yem fiyatlarının fırlaması, gıda enflasyonunu rekor seviyelere taşıdı ve kıtanın enerji kriziyle birleşerek bir hayat pahalılığı dalgası yaratmasına yol açtı. Türkiye ve Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda imzalanan Tahıl Koridoru Anlaşması krizi geçici olarak hafifletse de, anlaşmanın kırılgan yapısı küresel gıda güvenliğini tehdit etmeye devam etti.

Savaş aynı zamanda, Batı’nın Ukrayna’ya verdiği sınırsız askeri destek aracılığıyla yürütülen bir vekâlet savaşına dönüştü. ABD ve Avrupa ülkeleri, “Rusya’yı yenilgiye uğratmak” için milyarlarca dolarlık modern silah, istihbarat ve eğitim desteği sağladı. Bu durum, Moskova tarafından Batı’nın Ukrayna topraklarını kullanarak Rusya’ya karşı açık ve örtülü bir savaş yürüttüğü şeklinde tanımlandı. Cephedeki çatışmalar şiddetlenirken, açılan bu “ekonomik cephe” Batı’ya da ağır bir darbe vurdu. Rusya’ya uygulanan benzeri görülmemiş yaptırımlar bumerang etkisi yarattı; Avrupa’nın ucuz Rus enerjisinden kopması sanayi üretimini baltaladı, Almanya başta olmak üzere ihracat devlerini resesyona sürükledi. ABD’de ise enflasyonla mücadele için uygulanan agresif faiz artışları ulusal borçlanma maliyetini patlattı ve bankacılık sektöründe çatlaklara yol açtı. Savaş ekonomisi, silah sanayii dışında, Atlantik’in her iki yakasında da ekonomik büyümeyi yavaşlatan ve refahı aşındıran bir yüke dönüştü.

Sonuç: Karşılıklı Anlatıların Savaşı

Bu savaş, sahada olduğu kadar anlatılar düzeyinde de yürütülüyor. Batı için bu, demokrasi ile otoriterlik, egemenlik ile saldırganlık arasındaki bir mücadeledir. Rusya içinse, Soğuk Savaş’ın galibinin mağlup tarafı çevreleme ve stratejik olarak boğma girişimine karşı gecikmiş, varoluşsal bir direniştir. Savaşın bu denli yıkıcı ve uzun sürmesinin ardında, yalnızca bugünün değil, 1990’lardan itibaren biriken karşılıklı hayal kırıklıklarının, ihanet duygusunun ve güvenlik kaygılarının yattığı açıktır. Bugün gelinen noktada, bu çatışmanın gölgesinde şekillenen yeni bir dünya düzeni, küreselleşme vaatlerinin yerini bloklaşma ve ekonomik milliyetçiliğe bıraktığı bir geleceğin sinyallerini vermektedir. Kalıcı bir barış, bu derin tarihsel ve psikolojik yaralarla yüzleşmeden mümkün olmayacaktır.

Kaynakça

· Sakwa, R. (2015). Frontline Ukraine: Crisis in the Borderlands. Londra: I.B. Tauris.
· Plokhy, S. (2023). The Russo-Ukrainian War: The Return of History. New York: W.W. Norton & Company.
· Sarotte, M. E. (2022). Not One Inch: America, Russia, and the Making of Post-Cold War Stalemate. New Haven: Yale University Press.
· Mearsheimer, J. J. (2014). “Why the Ukraine Crisis Is the West’s Fault.” Foreign Affairs, 93(5), 77–89.
· NATO. (2008). Bucharest Summit Declaration. Brüksel: NATO Public Diplomacy Division.
· BM Güvenlik Konseyi. (2015). Resolution 2202 (2015) – Minsk II Agreement. New York: Birleşmiş Milletler.
· Budapeşte Memorandumu. (1994). Memorandum on Security Assurances in Connection with Ukraine’s Accession to the Treaty on the Non-Proliferation of Nuclear Weapons. Budapeşte.
· FAO. (2023). The State of Food Security and Nutrition in the World 2023. Roma: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü.
· Tooze, A. (2023). “The War in Ukraine and the Global Economic Order.” Survival, 65(2), 7-24.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar