Türkiye’de Siyasetin Gizli Mülakatı: MİT ve NATO Duvarına Toslamadan Nasıl Aday Olunur? Olunur mu?

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Geçen gün kahvede oturmuş, memleketi nasıl kurtaracağımızı tartışıyorduk. Arkadaşlardan biri, “Yav,” dedi, “ben de artık milletvekili olayım, şu işleri düzeltelim.” Masada derin bir sessizlik oldu. Çaycı Hüseyin Efendi bile elindeki boş çaydanlıkla kalakaldı. Zira bizim kahvede herkes bilir ki, bu ülkede vekil olmak falan koca bir yalan, belediye başkanı olmaksa daha da büyük bir masal. Asıl mesele, senin oralara adaylığını koymana bile izin verilip verilmeyeceğidir.

Bunu anlamak için bir sandık, bir oy pusulası falan yetmez. Sandık dediğin şey, göstermelik bir tiyatrodan ibarettir. Oyunun asıl perdesi, sen aday bile olamadan kapanır. İki tane beton gibi, görünmez duvar vardır. Birincisi MİT’in duvarıdır, ikincisi ise NATO’nunki. Bu duvarları aşamazsanız, isterseniz Peygamber sabrıyla 40 yıl sahada çalışın, isterseniz ilçe başkanlığında saçınızı süpürge edin, adınız hiçbir listede yazmaz. Duyduk duymadık demeyin, sistem böyle kurulmuş.

Birinci Duvar: Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Sessiz Onayı ve “Fişleme Cumhuriyeti”

Türkiye’de siyasete gireceksiniz. Partiniz sizi aday göstermeye niyetlendi. Harika. Ama durun, asıl heyecan şimdi başlıyor. Siz aday adaylığı başvurunuzu yapmışsınız, evraklar tamam, parti içi mülakatı da geçmişsiniz. Oysa asıl mülakat, sizin asla adımını atamayacağınız, gri ve soğuk bir binada, kapalı kapılar ardında yapılır. MİT, bir tuşa basar ve sessizce dosyanızı çıkarır.

O dosyada neler yoktur ki? Dedenizin 1950’lerde bir komşusuyla ettiği siyasi bir kavganın sararmış zabıtlarından tutun da, ilkokulda “Kızılay’a az bağış yaptı” diye düşülen notlara kadar her şey oradadır. Askerlikte hakkınızda “Bu çocukta bir tuhaflık var, otoriteye saygısı zayıf” diye bir ibare düşülmüş mü? Üniversitede katıldığınız masum bir panelin konuşmacısı, aradan 15 yıl geçtikten sonra acaba bir soruşturmanın odağına girmiş mi? Ya da daha beteri, bir akrabanızın eşinin dayısının oğlu, yanlışlıkla yurt dışında “sakıncalı” bir derneğe üye olmuş mu? Hepsine ama hepsine bakılır. Bu ülkede birey yoktur; sülale vardır, mahalle vardır, geçmişin ucu açık bir şantaj malzemesi vardır.

Eğer dosyanızın sonuna o malum kırmızı damga vurulursa, siyasi kariyeriniz başlamadan biter. Partiniz sizi kibarca çağırır, “sizi çok düşündük, teşkilat da çok istedi ama genel merkez başka bir dönem değerlendirelim dedi” gibisinden yuvarlak laflar söyler. Siz de gider kahvede “parti beni sattı, emeğimi yediler” diye dertlenirsiniz. Oysa satılmadınız, sadece elendiniz. Ne parti size gerçeği söyler, ne de siz gerçeği öğrenebilirsiniz.

Peki bu kırmızı damgayı yememek için ne gerekir? Öncelikle, o günkü iktidarın “milli beka” tanımına harfiyen uyacaksınız. Ama dikkat edin, o tanım her sene, hatta bazen her ay değişir. 70-80’lerin başında bazı “solcu” diye fişlenenler bugün en “yerli ve millici”, 2010’larda “Ergenekoncu, Balyozcu, darbeci” diye içeri atılanlar bugün devlete geri dönmeye çalışıyor ama hala o damgayı taşıyor. Yetmez, bir de yenileri eklendi: “Gezi Parkında görüldü” diye not düşülürsünüz, “Atatürkçü ve milliyetçi ama fazla bağımsız” yada “açılıma karşı” yazılır, “ABD’ye, NATO’ya, İsrail’e eleştirel bakıyor” ibaresi kondurulur. Yani hem azcık “batı karşıtı” olacaksın, hem de neden batı karşıtı olduğunun bir sınırı olacak. Çizgiyi aşarsan, anında “darbecilikten hallice, uluslararası komplo piyonu” olursun. En iyisi siz hiçbir şeye bulaşmayın; bulaşsanız bile iz bırakmayın, fikriniz varsa yutkunun. MİT’in hafızası fillerinkinden beterdir, asla unutmaz. Pardon, unutmaz derken yanlış anlaşılmasın: işine gelirse hatırlar, işine gelmezse “arşivde yangın çıktı” der.

İkinci Duvar: NATO’nun Görünmez Eli ve Atlantikçi Turnusol

Gelelim ikinci ve belki de daha belirleyici olan duvara. Diyelim ki MİT duvarını bir şekilde aştınız. Şanslı yıldızınız varmış, üzerinize bir gölge düşmemiş, partiniz sizi aday gösterdi. Hatta mucizeler mucizesi, halkın oylarıyla seçildiniz. Tebrikler! Ama asıl sınav şimdi başlıyor. Sakın o koltuğun gerçekten sizin olduğunu düşünmeyin. O koltuk, kiralıktır ve kira sözleşmesi Atlantik’in öte yakasındaki bazı sessiz ortaklar tarafından her an feshedilebilir.

Eğer önemli bir büyükşehir belediye başkanı ya da kritik komisyonlarda yer alacak bir vekil olduysanız, sıra NATO perspektifine uygunluk testine gelir. Bunun yazılı bir kuralı olduğunu zannetmeyin sakın. Kimse karşınıza dikilip de “Bak evladım, Brüksel ve Washington’daki bazı dostlarımız senin şu Rusya’yla, İran’la, Çin’le ilgili ‘stratejik özerklik’ içeren söylemlerinden aşırı derecede rahatsız oldu” demez. Size öyle kaba bir ültimatom verilmez. Operasyon çok daha zarif, çok daha sinsidir.

Bir bakmışsınız, elinizi sıktığınız iş insanlarıyla aranıza görünmez bir mesafe girmiş. Bir ay sonra, iktidara yakın ya da muhalif fark etmez, bütün medyada hakkınızda “uluslararası iş çevrelerinden rahatsızlık sinyalleri geliyor” diye manşetler atılmaya başlanmış. “Acaba şehrin kredi notu mu düşüyor?” endişesi yayılmış. İki ay sonra partinizin merkez karar yönetim kurulundaki sandalyeniz erimiş, üç ay sonra sizi bir sabah “yıprandınız, yoruldunuz, biraz dinlenin” denilerek kenara almışlar. Siz hala ne olduğunu anlamaya çalışırken, yerinize bal gibi de “uyumlu” bir isim getirilmiş olur.

NATO duvarı aslında basit bir turnusol kâğıdıdır: Siz batı ittifakının stratejik çıkarlarıyla ne kadar uyumlusunuz? Mesela Şanghay İşbirliği Örgütü’ne, Avrasya’ya göz kırpan bir Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı düşünün. Bir hafta sonra Batı basınında hakkında üç tane “kara para aklama” haberi çıkar. ABD’deki Ermeni, Rum ya da başka lobi grupları hakkınızda olumsuz raporlar yayınlar. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, şehrinize vermeyi planladıkları ulaşım kredilerini gözden geçirmeye başlar. Siz daha ne olduğunu anlamadan, bir bakmışsınız ki kendi partiniz sizi “yolsuzlukla mücadele hassasiyeti” ve “uluslararası saygınlık” adı altında apar topar istifaya davet etmektedir.

Hele hele siz “Türkiye’nin tam bağımsız stratejik özerkliği” gibi tehlikeli laflar ederseniz, işte o zaman gerçekten başınız beladadır. Daha dün S-400 krizinde görmedik mi? Birileri çıktı “yerli ve milli” dedi, “kendi güvenliğimizi kendimiz sağlarız” dedi. Ertesi gün kendini döviz kurlarının ateşten çemberinde, ekonomik çalkantının tam ortasında buldu. Bu bir tesadüf mü? Tabii ki hayır. NATO’nun ekonomik ayağı başka, siyasi ayağı başka çalışır. Size farkında bile olmadan bir “Atlantikçi uyumluluk kredisi” biçilir. Krediniz biterse, tıpkı bir bankanın kredi kartınızı gece yarısı bloke etmesi gibi, siyasi itibarınız ve gücünüz de bir gecede donar, çözülür ve tarihin çöp sepetine atılır.

Sonuç: İki Duvardan Sızabilenler ve Sızamayanlar Mezarlığı

Yani arkadaşlar, kahvede “aday olacağım” diye göğüs germek güzel, memleketi kurtarma hayalleri kurmak daha da güzel de, önce şu iki duvarı aşabilecek misiniz ona bakın. Milletvekili olacaksanız, MİT’in sessiz onayı şart. Bu onayı alamayan, aday bile olamaz. Büyükşehir belediye başkanı olacaksanız, buna ek olarak NATO’nun ve onun yerli işbirlikçilerinin stratejik çıkarlarına halel getirmeyeceğinize dair kefil göstermeniz gerekir. Yoksa ne tabela astırmanız, ne miting meydanlarında yüz binlere nutuk atmanız sizi o koltuğa oturtur.

Bu ülkede sözde bir “demokrasi” var tabii, lafım yok. Ama bu demokrasi, bizim kahvede “derin abiler” dediğimiz, sizinse “Milli Güvenlik bürokrasisi ve küresel bağlantıları” diye adlandırabileceğiniz bir kalite kontrol mekanizması tarafından sıkı sıkıya denetlenir. Siz o mekanizmayı aşmadan, “ben bu millete hizmet edeceğim” diye ortalıkta gezinirseniz, en fazla bir tabela partisi kurarsınız, ya da mevcut partilerde “fasulyeden” aday gösterilip vitrin süsü olarak kullanılırsınız. Ama sakın ha, ne gerçek bir milletvekili, ne bir belediye başkanı, hatta bazı yerlerde ne de bir muhtar olabilirsiniz. Onda da baraj altı kalır, yüzde sıfır virgül bir oyla siyasi tarihin tozlu raflarına, “memleketi kurtarmaya kalkanlar mezarlığına” gömülürsünüz.

Duyduk duymadık demeyin. Ben söyledim. Sorumluluk kabul etmem. Sistem böyle çalışıyor; gerisi sadece tiyatro.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar