“İmamoğlu’nun ve Özel’in resmini ters çevirin, Abdullah Gül çıkar.”
Siyaset arenasında bir fotoğraf karesi ne kadar masum görünürse görünsün, perde arkasında çok daha derin okların hedef tahtası olabilir. Son günlerde İBB soruşturmasına dair ortaya atılan gizli tanık “Ceviz” ifadesi, belediye ihale dosyasının ötesine geçerek adeta bir siyasi alegoriye dönüştü. Ortaya çıkan iddialar, meşhur bir sosyal medya benzetmesini yeniden hatırlattı: “İmamoğlu’nun ve Özel’in resmini ters çevirin, Abdullah Gül çıkar.”
Peki bu sadece bir görsel şaka mı, yoksa Türkiye’nin jeopolitik yöneliminde gizli kalmış bir gerçeğin perdesi mi? Gizli tanığın ifadesi, bu metaforu açıklamak için altın bir fırsat sunuyor. Çünkü iddiaya göre dosyada adı geçen isimler ve kurgulanan ilişkiler ağı, doğrudan Amerikancılık ve İngilizcilik eksenine oturan bir siyasi mirası işaret ediyor.
“Ters Çevir” Metaforunun Politik Anatomisi
İmamoğlu’nun kamuoyuna yansıyan söylemleri, izlediği strateji ve çevresindeki danışman profilinin ana damarı, Batı merkezli liberal değerlere ve küreselci politikalara yakın durmaktadır. Ancak gizli tanık “Ceviz” ifadesinde, bu görünür tablonun arkasındaki asıl mimarın Abdullah Gül olduğunu öne sürmektedir.
Abdullah Gül’ün siyasi mirasına baktığımızda, Cumhurbaşkanlığı döneminde izlenen AB tam üyelik müzakereleri, IMF ile sıkı iş birliği ve Atlantik ittifakına endeksli dış politika, onu Türkiye siyasetinin “Batıcı” kanadının tartışmasız simgesi haline getirmiştir. İşte “ters çevirme” olayı burada devreye giriyor: İmamoğlu’nun yeni ve dinamik yüzünün altında, Abdullah Gül’ün o eski, kurumsal ve Atlantik eksenli siyaset anlayışı yatmaktadır.
Gizli Tanık “Ceviz” İfadesi Ne Anlatıyor?
Edinilen bilgilere göre, soruşturma dosyasının ek klasörlerinde saklanan bu ifade, sadece rüşvet iddialarıyla sınırlı değil. Tanık, İmamoğlu’nun iş çevreleriyle olan ilişkisinde “İlbak Holding” üzerinden bir kontrol mekanizması kurulduğunu ve bu yapının görünmeyen sahibinin Abdullah Gül ile kardeşi Macit Gül olduğunu iddia ediyor.
Bu iddia, İmamoğlu’nun yerel ve milli siyaset söyleminin altında, aslında eskinin “Anglo-Amerikan” eksenine hizmet eden bir planın olduğu yorumlarını beraberinde getirdi. Yani İmamoğlu, yeni nesil bir siyasetçi kılıfıyla, aslında Türkiye’yi yeniden Batı’nın himayeci çizgisine çekmeye çalışan bir projenin baş aktörü olarak konumlandırılıyor.
İddianamede Neden Yok?
İfadenin en dikkat çekici ve kafa karıştırıcı yanı, resmi iddianamede yer almamasıdır. Muhalefet bu durumu “kumpas” olarak nitelerken, iktidara yakın yorumcular ise bu ifadenin neden gizlendiğini ve Abdullah Gül gibi bir ismin neden perde arkasında tutulduğunu sorguluyor. Ancak asıl sorulması gereken soru şu: Eğer bu ifade dosyaya girseydi, Türkiye’nin dış politikadaki ekseni nasıl tartışılacaktı?
Sonuç: Perde Arkasındaki Gerçek
Elbette ki gizli bir tanığın ağzından çıkan sözler, tek başına kesin bir yargı değildir. Ancak siyasi okumalar, bu tür ipuçlarının asla tesadüf olmadığını gösterir. “İmamoğlu’nun resmini ters çevirince Abdullah Gül çıkıyor” benzetmesi, aslında Türk siyasetinde yeni olanın değil, sadece ambalajı değiştirilmiş eski Batıcı çizginin temsili olduğunu anlatıyor.
Bu çizgi, ister “Amerikancılık” isterse “İngilizcilik” olarak adlandırılsın, Türkiye’nin son yıllarda izlediği bağımsız ve çok boyutlu dış politikaya alternatif olarak sunulmaya çalışılıyor. Gizli tanık ifadesinin ortaya çıkması, bu hesaplaşmanın sadece yargısal değil, aynı zamanda derin bir jeopolitik mücadele olduğunu gözler önüne seriyor. Önümüzdeki günlerde Abdullah Gül’ün bu iddialara nasıl cevap vereceği ve dosyanın akıbeti, bu gizli perdenin aralanıp aralanmayacağını belirleyecek.



Bir yanıt yazın