İran Türklüğü: Fırtınalar İçinde Susmayan Bir Ses: Feryadımı Duyun Ben Türk’üm

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

“Haray! Haray! Men Türk’em!” (Feryadımı duyun ben Türk’üm)

Tarih bazen bir kitap gibi okunmaz; bazen de bir yara gibi hissedilir. İran Türklüğünün hikâyesi de tam olarak böyledir. Parlak zaferlerle, ağır kırılmalarla, yükselişlerle ve dağılmalarla örülmüş uzun bir yol… Ama en önemlisi, hiçbir zaman tamamen susmamış bir ses…
Bu ses, Türk dünyasının ortak hafızasında farklı şekillerde yankılanır. Çünkü İran Türklüğü, sadece bir bölgenin meselesi değildir; aynı zamanda yalnızca geçmişte kalmış bir tarih sayfası da değildir. O, aynı dili konuşan, benzer duyguları taşıyan, aynı türkülerde ağlayan ve aynı destanları paylaşan büyük bir dünyanın parçasıdır.

18. Yüzyılda Değişen Güç Dengeleri

18. yüzyıla gelindiğinde Kafkaslar ve Azerbaycan, büyük devletlerin yeniden karşı karşıya geldiği bir mücadele alanına dönüşür. Rusya, bu bölgeye defalarca ilerler; şehirler işgal edilir, yıkımlar yaşanır. Ancak bölgenin kaderi üzerindeki mücadele hiçbir zaman tamamen bitmez. İran Türklüğü ise bu büyük fırtınanın tam ortasında, sürekli değişen siyasi dengeler içinde varlığını korumaya çalışır.
Tam bu karmaşanın içinden güçlü bir lider çıkar: Nadir Şah Afşar…
O, sadece bir hükümdar değil, aynı zamanda bir dönemin gidişatını değiştiren bir Türk lideridir. Ülkesini yeniden toparlar, kaybedilen toprakların bir kısmını geri alır, hatta sınırlarını Hindistan’a kadar genişletir. Bütün bunlarla birlikte onun en önemli yönü hatta asıl hedefi, mezhep çatışmalarını azaltmak ve Türk-İslam dünyasında birliği sağlamaktır.

Ne var ki tarih, hiçbir büyük yükselişi uzun süre devam ettirmez. Nadir Şah’ın suikast sonucu öldürülmesinden sonra İran yeniden parçalanır. Kafkasya ve İran Türklüğü; Gence’den Tebriz’e, Karabağ’dan Urmiye’ye kadar uzanan bölgelerde yirmiden fazla hanlığa bölünür. Birlik dağılır, güç zayıflar ve bu boşluk zamanla dış müdahalelere açık hâle gelir. Bu süreçte Rus Çarlığı da Kafkaslara doğru inmeye başlar.

19. ve 20. Yüzyıllarda Sarsıcı Değişimler
19. ve 20. yüzyıllar, bu büyük coğrafya için çok daha zor ve sarsıcı bir dönem olur. Bir taraftan Kaçar Türkleri İran’da yönetimi elinde tutarak Türk siyasi varlığını ayakta tutmaya çalışır; diğer taraftan dış güçler bölgeyi kendi nüfuz alanlarına ayırır.

Aras Nehri’nin kuzeyi Rus Çarlığı’nın kontrolüne girerken, İran’ın güneyi İngiltere ve diğer Batılı güçlerin etkisi altına geçer. Böylece Türk dünyasının tarihî ve kültürel bağları yeniden zayıflar ve kesintiye uğrar.

Azerbaycan ve diğer bölgelerdeki bu gelişmeler, şahın da tahtını kaybetmesine neden olur. Muhammed Ali Şah 1909 yılında tahtı bırakmak zorunda kalır ve Rusya’ya gider. Yerine henüz yedi yaşında olan oğlu Ahmet Şah (1909–1925) tahta çıkar. Ancak onun döneminde İran, siyasi ve ekonomik olarak büyük ölçüde dış güçlerin etkisi altına girer ve yarı bağımlı bir ülke hâline gelir.
İran bu dönemde adeta Büyük Britanya ile Rusya arasında sıkışıp kalır. Dönemin önemli siyasetçilerinden Lord Curzon bu durumu şöyle açıklar: “İran’ın dış politikası, büyük ölçüde birbirine rakip olan Büyük Britanya ve Rusya ile olan ilişkilerinden ibarettir.”

Birinci Dünya Savaşı Yıllarında İran Türkleri
Birinci Dünya Savaşı yılları, İran ve özellikle Güney Azerbaycan Türkleri açısından çok karmaşık ve çok yönlü gelişmelere sahne olur. Bu dönem aynı zamanda bir halkın yeniden var olma iradesini gösterdiği en önemli zamanlardan biridir.
Osmanlı Devleti’nin de içinde olduğu büyük savaş sırasında İran resmî olarak tarafsızlığını ilan eder. Ancak bu tarafsızlık gerçek hayatta işe yaramaz. Çünkü Rusya kuzeyden, İngiltere ise güneyden İran’a girer. Böylece ülke fiilen işgal edilmiş bir duruma düşer.
Bu durum hem siyasi dengeleri değiştirir hem de İran Türklerinin farklı bölgelerde aktif hâle gelmesine neden olur.
Savaşın başında Rus ve İngiliz kuvvetleri İran topraklarını kendi nüfuz bölgelerine ayırarak kontrol etmeye çalışır. Bu sırada Azerbaycan, Gilan, Kaşkay ve Horasan gibi Türk nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde ciddi tepkiler ortaya çıkar.
Güney Azerbaycan’da halkın bir kısmı Osmanlı Devleti ile dayanışma içinde hareket eder. Gönüllü birlikler kurulur. Osmanlı ordusunun bölgedeki faaliyetleri de yerel halk tarafından desteklenir ve İngiliz-Rus varlığına karşı protestolar ve direnişler ortaya çıkar.

Kaşkay ve Güney İran Direnişi
Özellikle Kaşkay ve Baharlu Türkleri, güney İran’da İngiliz kuvvetlerine karşı silahlı mücadele verir. Stratejik geçitleri kontrol ederek işgal güçlerinin ilerlemesini zorlaştırırlar.
Bu mücadeleler düzenli bir ordu savaşı değildir. Daha çok yerel direniş ve aşiret güçlerinin yürüttüğü savunma hareketleri şeklinde gerçekleşir.

Gilan ve Cengel Hareketi
Kuzey İran’da, özellikle Gilan bölgesinde önemli gelişmeler yaşanır. Bu bölgede çeşitli yerel askerî oluşumlar ortaya çıkar. Bunlar arasında en dikkat çekeni, Mirza Küçük Han’ın liderliğinde kurulan Cengel Hareketidir.
Bu hareket, hem Rus etkisine hem de zayıflayan merkezi yönetime karşı ortaya çıkan yerel bir direniştir. Gilan ormanlarında örgütlenen bu yapı, zamanla bölgesel bir güç hâline gelir.
Tebriz ve Azadistan Hareketi
Aynı dönemde Güney Azerbaycan’da da siyasi hareketlilik artar. Tebriz merkezli gelişmeler, halkın hem siyasi hem de kültürel hak arayışlarını gösterir.
Bu süreçte Şeyh Muhammed Hiyabanî önemli bir lider olarak öne çıkar. Onun öncülüğünde Tebriz’de başlayan hareket, kısa süreli de olsa Azadistan adıyla bir yönetim girişimine dönüşür. Bu olay, bölgedeki Türk halkının siyasi bilinçlenmesinin önemli bir göstergesi olarak görülür.
Kafkasya ve Osmanlı Cephesi
Birinci Dünya Savaşı’nın Kafkasya ve Doğu Anadolu cephelerindeki gelişmeler, İran’daki durumu doğrudan etkiler. Osmanlı Devleti birçok cephede savaşırken, Doğu Anadolu ve İran sınır hattında da askerî hareketlilik artar.
Kazım Karabekir komutasındaki birliklerin Kafkasya ve Doğu Anadolu’daki ilerleyişi, Rus ordusunun bölgedeki gücünü zayıflatır. 1917’deki Rus Devrimi ile birlikte Çarlık ordusu dağılır ve bölgede büyük bir güç boşluğu oluşur.
Bu durum, Osmanlı birliklerinin kısa süreli ilerlemesine ve Kuzey Azerbaycan’da bağımsızlık girişimlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Sonuç
Savaşın sonlarına doğru İngiltere ve Rusya bölgedeki etkilerini yeniden düzenler. İran üzerinde dolaylı kontrol mekanizmaları kurulur. Ancak yerel Türk topluluklarının direnişi tamamen sona ermez. Güney ve kuzey bölgelerde farklı örgütlenmeler varlığını sürdürür.
Genel olarak bakıldığında Birinci Dünya Savaşı yıllarında İran Türkleri hem Rus ve İngiliz işgaline karşı direniş göstermiş hem de Osmanlı Devleti ile kültürel ve siyasi dayanışma içinde olmuştur. Kaşkaylardan Gilan’a, Tebriz’den Horasan’a kadar geniş bir coğrafyada farklı hareketler ortaya çıkmış ve bu hareketler bölgenin tarihine önemli izler bırakmıştır.

Sonuç olarak bu dönem, İran Türklerinin hem askerî hem de siyasi açıdan aktif olduğu; bölgesel güç dengelerinin sürekli değiştiği ve modern Ortadoğu tarihinin şekillendiği önemli bir tarihî süreç olarak kabul edilmektedir.

PROF. DR. ALİ KAFKASYALI



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar