1776’da Philadelphia’da Thomas Jefferson mürekkebi kuruturken,
Potosí’de gümüş damarları hâlâ kanıyordu.
“Tüm insanlar eşittir” deniyordu,
ama Haiti’de köleler kendi özgürlüklerini kanlarıyla yazıyordu.
ABD Devrimi özgürlüğü ilan etti,
Latin Amerika ise hâlâ arka bahçe olarak kataloglanıyordu.
1783’te taç indi, ama piyasa kaldı.
Bugün, bu piyasa artık küresel bir canavara dönüşmüş durumda:
Amerikan emperyalizmi.
1954 Guatemala, 1973 Şili, 2002 Venezuela…
Her darbede, her ekonomik ambargoda
haklar bildirgelerde kalır; insanlar hâlâ sokakta, tarlada, limanda düşer.
Halkın özgürlüğü, Washington’un çıkarlarıyla pazarlanır.
Bombalar “demokrasi”, yaptırımlar “özgürlük” olarak paketlenir.
Bugün ICE sınırda kelepçe takarken,
Wall Street kâr tablosunu büyütürken,
Pentagon yeni üsleri planlarken,
Latin Amerika’yı ve dünya halklarını izliyor.
Halkların iradesi hâlâ borç, petrol, gıda ve enerji üzerinden ölçülüyor.
Havana’da duvar yazıları hâlâ direniyor.
Buenos Aires’te Plaza de Mayo’daki anneler hâlâ soruyor:
“Evlatlarımız nerede?”
Caracas’ta Bolivar’ın yarım kalmış düşü hâlâ yaşıyor.
ABD Devrimi insanlara özgür olduklarını söyledi,
ama emperyalizm özgürlüğü kâğıt üzerinde,
ve sadece güçlüler için sattı.
Bugün Amerikan emperyalizmi:
• Latin Amerika’yı ambargo ile kuşatıyor
• Orta Doğu’yu bombalarla ölçüyor
• Avrupa’yı üslerle dolduruyor
• Dünyayı şirketlerle pazarlıyor
Ama halklar hâlâ direniyor.
Haklar bildirgelerde beklemiyor, sokakta ve dayanışmada yaşıyor.
Galeano’nun sözüyle:
“Hukuk, gücün yazdığı bir masaldır; hafıza ise halkların yazdığı gerçek.”
Haklar bildirgelerden gelir, evet.
Ama özgürlük, Latin Amerika’da, Afrika’da, Orta Doğu’da, ABD’de ve dünyada direnişle yazılıyor.
Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın halkların dayanışması!




Bir yanıt yazın