Eskiden tatil denilince deniz, güneş ve kum akla gelirdi. Şimdi bu anlayış değişti. Tatile çıkacaklar dinlenebilecekleri ve sessizliği tercih ediyor. Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimizde küçük köy ve kasabaların önem kazandığını görürüz.
Dünyanın değişik kentlerinde yeşillikler içinde dere yataklarının geçtiği yerlerde sadece kuş seslerini dinleyerek bir tatili kim istemez? İşte, bu güzelliklerin yaşanması tatil anlayışını da kökten değiştiriyor.
Türkiye’nin de bu konuda çok zengin olduğunu söyleyelim.
Coğrafi konum bazlı seyahat podcast’leri sunan Loquis, 2025 yılı dinlenme verilerine göre hazırladığı listede, yavaş turizmin ve küçük yerleşimlerin yükselişini ortaya koydu. Veriler, İtalyan gezginlerin büyük şehirler yerine daha az bilinen, sakin ve otantik destinasyonlara yöneldiğini gösteriyor.
Listenin zirvesinde Cividale del Friuli yer alırken, onu Città Sant’Angelo ve Trieste izledi. Bard, Egna, Bagheria, Monopoli, Volterra, Cervara di Roma ve Pradleves ise en çok ilgi gören diğer destinasyonlar arasında yer aldı. Listenin son sırasında yer alan Pradleves, kalabalıktan uzak ve yerel deneyimlere odaklanan turizmin değerini simgeliyor.
Loquis verilerine göre, kullanıcılar seyahat öncesinde hikâyeler, anekdotlar ve coğrafi konumlu sesli rehberler aracılığıyla destinasyonlarını keşfediyor. Dijital içerikler, daha az bilinen bölgelerin görünürlüğünü artırırken, alternatif rotaların oluşturulmasına ve turizm hareketlerinin dengelenmesine katkı sağlıyor.
Platform, 2025 yılı boyunca 10 milyonu aşkın dinlenme ve 2,2 milyonun üzerinde tekil kullanıcıya ulaşarak istikrarlı büyümesini sürdürdü. Loquis, bu yönüyle dijital içeriğin küçük yerleşimleri destekleyen sürdürülebilir turizm anlayışında önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor.
Açık büfe kahvaltının sonu mu geliyor?
Açık büfe kahvaltı, misafirin çok temel bir ihtiyacına cevap verdiği için çalışır: seçmek, tatmak ve güne sınır olmadan başlamak.
Son dönemde BBC veya RTVE gibi bazı medya kuruluşları, otellerde büfe kahvaltının sona erdiğini ilan etti. Oysa bu yorumlara katılmak zor. Çünkü büfe kahvaltı hâlâ misafirlerin en çok beklediği ve değer verdiği hizmetlerin başında geliyor. Bu noktada “büfe kahvaltının sonu”ndan değil, büfe kahvaltının dönüşümünden söz etmek daha doğru olacaktır.
Bir dönem bu format ciddi şekilde sorgulandı. Pandemi, artan maliyetler, gıda israfı ve yeni hijyen düzenlemeleri, “bildiğimiz anlamda” büfenin ortadan kalkabileceği düşüncesini gündeme getirdi. Ancak gerçekler bunun tam tersini gösteriyor: Özellikle tatil otellerinde ve resort tesislerde büfe kahvaltı, misafir memnuniyetinin temel unsurlarından biri olmaya devam ediyor.
Kurumsal Food & Beverage Direktörü ve F&B stratejisi ile sunum eğitmeni olarak edindiğim deneyime, yüzlerce otel ziyaretime ve farklı ekiplerle yaptığım çalışmalara dayanarak şunu net biçimde söyleyebilirim:
Büfe ortadan kalkmıyor, yeniden şekilleniyor: Tamamen self-servis anlayışı azalıyor; personel destekli istasyonlar artıyor, porsiyonlar daha kontrollü sunuluyor ve ürün takviyesi daha sık yapılıyor.
Sürdürülebilirlik ön plana çıkıyor: Aşırı üretim azaltılıyor, yerel ürünlere yönelim artıyor, daha dar ama daha kaliteli bir ürün yelpazesi sunuluyor.
Hijyen standartları yükseliyor: Misafirin beklediği özgürlük ve seçim hissi korunurken, daha güvenli bir servis anlayışı benimseniyor.
Nicelikten çok deneyim öne çıkıyor: Büfe “çok olan” değil, “doğru seçilmiş olan” anlayışıyla yeniden konumlanıyor.
Doğru sunum ve konumlandırma, algılanan değeri düşürmeden maliyetleri kontrol etmeyi mümkün kılıyor.
Büfe kahvaltı, misafirin seçme özgürlüğüne, farklı lezzetleri deneme arzusuna ve güne keyifli bir başlangıç yapma isteğine hitap ettiği için başarılıdır. Bu hizmeti tamamen ortadan kaldırmak, artık yerleşmiş ve net bir beklentiye ters düşmek anlamına gelir.
Sonuç olarak, karşımızda büfe kahvaltının sonu değil; özensiz, plansız ve kontrolsüz büfenin sonu vardır. Yerine ise daha akıllı, daha verimli ve pazarın yeni beklentileriyle uyumlu bir büfe anlayışı gelmektedir.




Bir yanıt yazın