İSTANBULUN KURTULUŞ GÜNÜ: 6 EKİM 1923, KUTLU OLSUN !!!

Okuma Süresi:

1–2 dakika
❤️

Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Değerli Arkadaşlar,

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra, 23 Ağustos 1923’ten itibaren İtilaf kuvvetleri İstanbul’dan ayrılmaya başladı. Son İtilaf birliği ise 4 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti.

6 Ekim 1923’te ise Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul’a girdi ve işgal resmen sonlandı. İşgal 4 yıl 10 ay 23 gün sürdü.

Yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzü ve onunla birlikte İngiliz, Yunan, Fransız ve İtalyan kuvvetlerine karşı mücadele eden, hayatlarını veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi, sevgi ve saygı ile anıyoruz.

Güzel ülkemizde her yılın 6 Ekim’i İstanbul’un kurtuluş günü olarak belirlendi ve yıllardır kutlanmaya başlandı. Emperyalist ülkelerin Osmanlıya uyguladığı ekonomik ve askeri politikalar ile onu aciz bırakarak, ne kadar vahşi ve gaddarca yaptığı işgali unutmamak ve de unutturmamak gerekir. Bunun için de umarım her yıl, bu gün kutlamalara devam ederiz.

Sevgi ve saygılarımla (6.10.2023).



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Mehmet Boz avatarı
    Mehmet Boz

    Sn.Körpınar’a çok nemli tarihi bir olayın yıldönümünü anımsattığı için teşekkür etmeliyiz.
    102.yıldönümünde Mahmut Esat Bozkurt’tan ‘KILICI DEĞİL, BENİ ASMIŞLARDI’ kısa öyküsü bu günler için pek çok ibretlik taşımaktadır.
    Bozkurt’un ibretliği şöyle:
    “Kendi (ara) sularımızda, kendi memleketlerimiz arasında yabancı bayrağı altında seyahat! Hem de hakaretin her türlüsünme katlanmak şartıyla… Hiç unutmam, Hukuk Fakültesi’nin dersleri başlayacaktı. İzmir’den İstanbul’a gitmek icap ediyordu.
    (Fransız şirketi) Messageries Maritines vapurlarından birine yerleştim. Kamaramız önünde geziyordum. Bir aralık vapura çıkmakta olan iki Türk subayı gözüme ilişti. Biri karacı, diğeri denizciydi.
    Tam içeri gireceği sırada karşısına, güverte yolcularına kahvecilik, meyhanecilik yapan edepsiz, küstah bir Rum dikildi. Zabitlerin belinden kılıçlarını aldı! İstanbul’a varınca geri verilmek üzere kahve ocağına astı.
    Bu olay bir hicran oldu. Kılıcı değil, beni asmışlardı. İçimi kızgın bir ok gibi yakan muamelenin sebebini sordum: ‘Vapur Fransız toprağıdır… Burada sizin zabitleriniz kılıç takamaz.’ cevabını aldım. Başımdan vurulmuşa döndüm.Kamaramda ağladım. Fransız toprağı öyle mi? Bizim karasularımızda bizim limanlarımızda Fransız posta gemisi Fransa öyle mi? Romanya vapuru da Romanya…
    Bu sularda, bu Türk sularında, Türk zabitleri, kılıç taşıyamazmış öyle mi? Biz bu acı günleri gördük ve yaşadık. Türk gençleri görmedi ve yaşamadı.
    Böyle günleri görmeyecek ve yaşamayacaklardır. Fakat yıllar ve yıllarca süren bu trajedi unutulmamalıdır. Ara sıra gözyaşlarıyla anılmalıdır. Acı günleri ananlar, tatlı günleri yaşarlar.”
    ( BU YAZI DERLEMEDİR)
    (*)Parantez içindeki yazılar derleyene aittir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar