Bazı şairler de geleneksel şiiri devam ettirmişlerdir. Bunlar arasında en ünlüleri şunlardır: Heyran Hanım (1780-1850), Zikrî Erdebilî (d. 1790), Endelip Karacadağî, Mir Hamza Nigârî Efendi (1805-1886), Seyid Ebülkasım Nebâtî (1812-1874), Âşık Elesger (1821-1926), Şûrî Behşayişî (1828-1898), Hacı Mehdi Şükûhî (1829-1896), Muhammet Bağır Halhalî (1829-1891), Mirza Kâzım Gazi Askerzâde Metle (1832-1892), Ebülhasan Racî (1835-1876), Hekim Mirza Ali Han La’lî (1845-1907), Muhammet Halife Âciz, Seyid Rıza Sabir (1849-1904), Ziyaî Erdebilî (1850- ? ), Mirza Lütfeli Endelib (1851-1911), Muhammet Hidecî (1853-1928), Sarraf Seyid Hacı Rıza (1855-1907), Muhammet Emin Dilsûz (öl. 1834), Hayâlî Rakım Erdebilî (19. yüzyıl), Rehim Beg Abdurrahmanlu (Kaşkay)(19. yüzyıl) …
Türk dünyasında sayıları çok az olan Türk kadın şairlerden biri olan Heyran Hanım’ın el yazması üç eseri mevcuttur. Bu eserler Tahran Üniversitesinde, Gürcistan İlimler Akademisi Enstitüsünde ve Azerbaycan İlimler Akademisi Respublika El Yazmaları Fondunda bulunmaktadır (Kafkasyalı 2002: III/60).
19. yüzyıl şairlerinden lirik şiirleri ile dikkati çeken Zikrî Erdebilî (d. l790)’nin şiirlerinde sosyal motifler, saf muhabbet ve vatanseverlik geniş yer almıştır. Şairin gazelleri günümüz ses sanatçılarının repertuarında canlılığını muhafaza etmektedir.
19. yüzyıl İran Türk edebiyatının önemli ediplerinden olan Endelip
Karacadağî’nin37 gazel ve kasidelerinde Fuzûlî’nin tesiri görülmekle birlikte, âşık tarzı şiirlerinde Molla Penah Vakıf Mektebi’nin özellikleri görülmektedir. Şiirlerinde Fuzûlî ile Vakıf’ın sanat özelliklerini kaynaştırmıştır. Bediî eserleri içerisinde “Leyli
ve Mecnun” manzumesi ve şifahî halk edebiyatı tarzında yazdığı âşıkvari şiirleri çok önemlidir (Kafkasyalı 2002: III/93).
Diğer Türk devlet ve topluluklarında olduğu gibi İran Türk edebiyatında da yukarıda da işaret edildiği şekilde tekke-tarikat ve âşıklık geleneği dairesinde gelişen edebiyatın önemli yeri vardır. 19. yüzyılda, biri âşık, diğeri tarikat şeyhi iki üstadın Türk edebiyatına önemli hizmeti olmuştur. Her ne kadar Âşık Ali Asker (1821-
1926), Kuzey Azerbaycan’da ve Mir Hamza Nigârî Efendi (1805-1886), Kuzey Azerbaycan ve Anadolu’da faaliyet göstermişlerse de onların şiirleri ve sanatları Kafkaslar, Anadolu ve İran coğrafyasına yayılmıştır. Onların eserleri bütün bu bölgelerde hâlâ varlığını devam ettirmektedirler. Türk dünyasının en büyük âşıklarından biri olan Âşık Ali Asker ile millî ve dinî hassasiyetleri yüksek bir Türk
tarikat şeyhi olan Nigârî’yi bir bölge ve belirli bir zaman dilimi ile sınırlı tutmak doğru değildir (Kafkasyalı 2002: III/109).
İran Türk edebiyatının 19. yüzyıldaki görkemli simalarından biri de Seyid Ebülkasım Nebâtî’dir.38 Nebâtî’nin sanatında halk ve klâsik edebiyatın sentezini bulmak mümkündür. O, klâsik an’ane ile halk edebiyatı üslûbunu bir şekilde birleştirmiştir. Nebâtî hem halk edebiyatı nazım türlerinde hem de klâsik şiir nazım türlerinde eserler vermiştir. Onun bazı geraylı ve koşmalarına Nasrettin Şah’ın “Tus Sefernâmesi”nde tesadüf ediliyor (Köprülü 1979 II/143).
Arapça, Farsça ve Türkçe’yi çok iyi bilen Nebâtî, klasikleri okumuş, duymuş, sevmiştir. Lâkin hiç kimseyi taklit ve tekrar etmemiştir.
19. yüzyıl İran toplumunun kusurlarını keskin satirik şiirleriyle ateşe tutan, bu sebepten de feodal hâkimlerin ve din adamlarının gazaplarına hedef olan Hacı Mehdi Şükûhî39 Farsça ve Türkçe eserler yazmıştır. O, hem dîvân şiiri hem de halk şiiri nazım türlerinde eserler vücûda getirmiştir. Şükûhî’nin sanatının temelini lirik şiirler oluşturmaktadır. Koşma, geraylı, tecnis, gazel, kaside, müstezat, terkib-i bent ve terc-i bentleri mükemmeldir (Hüseynî ve Piriyev: 1984: 4) O, Fuzûlî Mektebi’nin devamcısıdır. Ancak onun lirizminde koşma, geraylı ve tecnisler de belirli yer tutmaktadır. Bununla da o, halk şiirinin Nebâtî’den sonra Vakıf Mektebi’nin
Azerbaycan ve İran Türkleri edebiyatında en önemli temsilcisidir.
Şükûhî’nin “Münazara-yı Akıl ve Aşk” (Münaziréyi-Eġl ve Éşġ) adlı manzum hikâyesi de önemli bir eserdir. Fuzûlî’nin “Beng ü Bade” eserinin tesiri ile allegorik şekilde yazılmış bu eserde Şükûhî, kâinat, tabiat, cemiyet ve hayat hakkında düşüncelerini serdetmiş ve cemiyetin feodal yapısını tenkit etmiştir. Ona göre aşk, hayat ve yaratıcılık, hür hayatın sembolleridir. Akıl ise hâkimiyetin, gücün sembolüdür. Akıl ve aşk savaşırlar, sonunda aşk galip gelir (Sumbatzâde ve dğr.1985: 265).
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın