Araz. Güney Azerbaycan: Türk beyliklerinin birbirleriyle didişmesinden istifade eden Zend aşiretinden Kerim Han, Orta İran’da hükümdarlığını ilân eder. Kerim Han yönetimi ile İngiltere
arasında ticarî ve siyasî ilişkiler başlar (Rızakuli 1384/2005: 59 vd.). Kerim Han, bir taraftan İngiltere ile ilişkiler kurarken bir taraftan da Kırım hadisesi sebebiyle 1778 Osmanlı-Rus gerginliğinden faydalanarak II. Katerina ile Osmanlı Devleti’nin aleyhine bir ittifak yapar.
Bu anlaşmaya göre Ruslar Rumeli tarafından, Kerim Han
da Anadolu tarafından Osmanlı Devleti’ne taarruz edecektir. Ancak Kerim Han’ın 2 Mart 1779’da ölümü ve aile fertleri arasında çıkan taht kavgası sebebiyle bu plân hayata geçirilemez (Uzunçarşılı 1978: IV-I/455 vd.)
Kerim Han’ın sarayında tutuklu bulunan Kaçar
Türk beylerinden Ağa Muhammet Han Kaçar, karışıklıktan faydalanarak Esterabad’a çekilerek orada hükümdarlığını ilân eder. Eski adı Rey olan Tahran’ı başkent yapar ve Zend hanlarını ortadan kaldırır (Başar 1989: 9/571; Yeni Rehber Ansiklopedisi 1994:
20/333). O da Şah İsmail gibi başta Kaçarlar olmak üzere, sadece Türk unsuruna dayanarak, İran’da yeni bir Türk sülalesinin hâkimiyetini tesis eder, Tahran’ı başkent yapar ve bütün İran’ı hâkimiyeti altına alır (Bala 1977a: 6/35).
Rusya, Ağa Muhammet Şah Kaçar’dan Hazar denizi kıyısında Esterebad sahillerinde Rus filosu için bir üs yapımına izin vermesini ister. Şah Kaçar buna izin vermez. Hatta Rusları Gürcistan’dan çıkarır. Şuşa’yı aldığı gece idam mahkûmu iki Türk tarafından, (Bala 1977a: 6/35) bazı kaynaklara (Seferli-Yusifov 1982: 359) göre kendi muhafızı Sefer Ali Bey tarafından 1797’de öldürülür. Hâl böyle olunca 1925 yılına kadar devam edecek Kaçar Türk Hanedanı’nın saltanatı, Muhammet Şah Kaçar’ın çocuğu olmadığı için Feth Ali Şah adıyla tahta çıkan yeğeni Baba Han soyundan devam edecektir (Bala 1977a: 6/35; Kramers 1968: 5-II/1025).
Rusların Kafkaslara ve Akdeniz’e inme ısrarı devam eder. Bunun için Ruslar bir taraftan Avusturya ve İngiltere ile anlaşarak Osmanlı topraklarını paylaşmaya, Türkleri Kırım ve Balkanlardan çıkarmaya, bir taraftan da Kafkasları istila etmeye çalışır (Karal 1988: V/14, 118). 30 yıl Ruslarla savaşan Feth Ali Şah ve oğlu ünlü başkumandan Abbas Mirza, Rus istilasına dayanamaz hâle gelir ve 1813’te Gülistan ve 1828’de de Türkmençay antlaşmasını imzalamak mecburiyetinde kalır. Bakü dâhil Aras Nehri’nin üst tarafı yani kuzey Azerbaycan Ruslara bırakılır. İngiltere ise güney ve doğudan İran hudutlarına dayanır (Bala 1977a: 6/35-37; Roux 2007: 425).
Aynı yıllarda Osmanlı Devleti de Batı’da Ruslar ve Ruslar ile İngilizlerin kışkırttığı Sırp, Yunan, Mora, Eflak, Boğdan halklarıyla savaşır. 1828-1829 yıllarında yapılan Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Edirne Barış Anlaşması imzalanır. 1829 yılında, yani Türkmençay Antlaşması’ndan bir yıl sonra yapılan bu anlaşma ile Ruslar batıda,
Tuna’nın ağzındaki adaları alarak Tuna’nın kontrolünü ve doğuda Poti, Anapa ve Ahıska’yı ele geçirerek Doğu Anadolu’nun kontrolünü ele alırlar (Karal 1988: V/14, 121).
Bütün bu felaketlere rağmen 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde bağımsızlığını koruyabilen iki Türk devleti vardır. Biri Osmanlı Devleti ikincisi de İran-Kaçar Devleti. 19. yüzyıl, başta Rusya, İngiltere, Fransa olmak üzere emperyalist
Hıristiyan dünyasının Osmanlı ve İran Türklüğünü zebun etme yüzyılıdır. Onlar bu iki büyük Türk gücünü tesirsiz hâle getirdikten sonra Afrika, Arap ve Asya Müslümanlarını hâkimiyet altına alacaklardır. 19. yüzyıl boyunca meydana gelen olaylar bunun açık göstergesidir8.
Rus, İngiliz ve diğer emperyalist güçler öteden beri uyguladıkları taktikleri daha da şiddetlendirirler. Bir taraftan Şiî İran Müslümanları ile Sünnî Afgan ve Osmanlı Müslümanlarını çatıştırmak isterken, bir taraftan da İran Müslümanları içerisinde
Bâbîlik, Bahâîlik gibi yeni inanç grupları oluşturarak İran Türk devletini güçten düşürmeye çalışırlar. Mirza Ali Muhammed Bâb’ın başını çektiği Bâbîlik hareketi 19. yüzyılın ikinci yarısı boyunca tehlikeli boyutlara ulaşır, ülkeyi güçten düşürür (Fığlalı 1994: IX).
Nasreddin Şah’ın başında bulunduğu Kaçar Türk yönetimi Bâbîler, Bahâîlerle uğraşırken, bir taraftan Ruslar, Taşkent’i (1865), Hokand Hanlığı’nı (1876), Buhara’yı (1868), Hive Hanlığı’nı (1873), Merv’i (1883) ele geçirip İran’ı kuşatır, bir taraftan da Avrupalı güçler “Reuter İmtiyazı”9 gibi ayrıcalıklar elde ederek, İran’ın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini paylaşırlar (Curzon 1927: 105 vd.).
19. yüzyıl, Nasreddin Şah’ın 1896’da İmamzade Abdülazim’in türbesini ziyaret ederken bir hürriyetçi tarafından öldürülmesi (Bala 1977a: 6/35) ve Muzaffereddin Şah’ın onun yerine geçmesi (1896-1907) olayı ile noktalanır.
20. yüzyıla, ünlü düşünür Cemaleddin Afganî, Mirza Hüseyin Han Sipehsalar, Abdurrahim Talibov, Zeynelabidin Marağayî ve Ermeni asıllı Mirza Malkun Han’ın tetiklediği meşrutiyet hareketinin ülke geneline yayılması ile girilir. Ruslar, şahı ve şahlığı desteklerken, İngilizler meşrutiyetçileri destekler. Din, mezhep ve tarikat
çatışmalarının yanına bir de siyasî hareket eklenir. İngiltere, Intelligence Servis’in İran’daki en yüksek rütbeli görevlisi Fars Zerdüşti Siyonist Erdeşir Reporte vasıtasıyla, İngiltere yanlılarını ve masonları örgütleyerek Meşrutiyet hareketini kendi kontrolü altına alır (Blaga 1997: 22).
[13:10, 24.12.2024] Araz. Güney Azerbaycan:
Prof. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın