Ortadoğu’da yeni bir sayfa açılıyor. Ancak bu sayfa, ABD’nin 2000’li yılların başından beri inşa etmeye çalıştığı “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) vizyonunun değil, tam aksine bu projenin tarihin tozlu raflarına kaldırıldığı bir dönemin başlangıcı. Son günlerde yaşananlar, özellikle ABD Başkanı Trump’ın İran ile ilgili beyanları ile Tahran’ın net ve ilkesel duruşu, bu büyük stratejik yenilginin perde arkasını gözler önüne seriyor.
Komik Açıklamalar ve Ciddi Yenilgi
ABD Başkanı Trump’ın, “İran’la önemli konularda anlaştık, nükleer silah yapmayacaklarının garantisini veriyorlar” şeklindeki açıklamaları, bölge gerçekliğinden bu kadar kopuk bir siyasetin sembolü haline geldi. Zira İran, uluslararası hukuk ve dini temellere dayandırdığı nükleer doktrininde, “Nükleer silah yapacağım” dememiştir. Bugüne kadar Umman’da başlayıp, Cenevre’de devam eden ve Viyana’da yapılması planlanan ancak ABD/İsrail’in sabotajları ve saldırıları nedeniyle kesintiye uğrayan müzakerelerde dahi, uranyumun zenginleştirme oranı gibi temel parametreler konuşulmuşken, Trump’ın bu çabası, sahadaki gerçekliği örtmeye yönelik bir “itiraf”tan öteye gitmiyor.
Uzmanların da belirttiği gibi, Trump’ın bu söylemleri aslında bir yalvarış halidir. ABD, bölgede sıkışmış durumdadır. Bir an önce ateşkese gitmek, ancak “onurlu” bir çıkış bulmak isteyen Washington yönetimi, iç kamuoyuna “zafer” sunmaya çalışmaktadır. Oysa İran, bu söylemleri “yenilgiyi itiraf etmek” olarak nitelendiriyor ve her düzeyde görüşmeyi reddediyor.
Diplomasinin Dili Değil, Direnişin Gücü
İran Dışişleri Bakanı Erakçi’nin vurguladığı gibi: “Kayıtsız şartsız teslimiyet” dayatmasıyla başlayan bir sürecin, şimdi “müzakere” talebine dönüşmesi, başlı başına bir itiraftır. ABD’nin bölgedeki birçok dışişleri bakanını Tahran’a adeta seferber etmesi, bu itirafın diplomatik boyutudur. Ancak İran’ın tutumu ilkeseldir: “Garantisiz ateşkes, savaşı tekrarlayan kısır bir döngüdür.” İran’ın politikası, garantilerin değil, direnişin sürdürülmesidir.
Füzeler ve Hürmüz: Kırmızı Çizgiler
ABD, İran’ın füze programını masaya yatırmak, üretimini durdurmak ve menzilini 300 km ile sınırlandırmak isterken, İran’ın cevabı bombalar altında yeni füzelerini sergilemek ve ABD gemilerine gözdağı vermek oldu. Bu, Tahran’ın baskı altında geri adım atmayacağının en somut göstergesidir.
Şimdi gözler Hürmüz Boğazı’na çevrilmiş durumda. ABD’nin olası bir kara harekâtına ilişkin söylemleri, İran’ın tepkisini çekti. Meclis Başkanı Kalibaf, herhangi bir işgal girişimine karşı bölge ülkelerinin hayati altyapılarının hedef alınacağı uyarısında bulunurken, üst düzey yetkili Mohsen Rezai, Amerikan askerlerinin İsrail için ölüp ölmek istediğini sorgulayarak meydan okudu. Pakistan Savunma Bakanı’nın da özetlediği gibi, savaşın hedefi Hürmüz Boğazı’nı “açmaya” dönüştü. Oysa boğaz, ABD’nin savaş gemileri ve saldırıları olmasaydı zaten açıktı.
BOP Projesi Neden Kaybetti?
ABD ve İsrail’in öncülüğündeki “Yeni Ortadoğu” projesi, İran’ın bu kararlı duruşu karşısında temelden sarsılmıştır. 2003’te Irak’ın işgaliyle başlayan, Arap Baharı’yla şekillendirilmeye çalışılan ve Suriye, Lübnan üzerinden devam ettirilmek istenen proje, İran’ın inşa ettiği “Direniş Ekseni” karşısında iflas etmiştir.
ABD’nin bugün artık pazarlık masasına oturma çabası, projenin askeri ve siyasi olarak tıkandığını göstermektedir. Oysa bugün konuşulması gereken, ABD’nin talepleri değil; İran’ın şartlarıdır. İran’ın masaya koyduğu ana hatlar, aslında bölgenin yeniden yapılanmasının da temelini oluşturmaktadır:
- Tazminat: Saldırıların bedeli ABD tarafından ödenmelidir.
- Üslerin Tasfiyesi: ABD’nin bölgedeki tüm askeri üsleri kapatılmalıdır.
- Yaptırımların Kaldırılması: Ekonomik kuşatma sona erdirilmelidir.
- Saldırmazlık Garantisi: ABD ve İsrail’den bağlayıcı güvenceler alınmalıdır.
- Hürmüz’ün Statüsü: Boğazın egemenlik hakları yeniden düzenlenmelidir.
- Direnişe Saygı: Hizbullah ve diğer direniş gruplarına yönelik saldırılar sonlandırılmalıdır.
Sonuç: Artık Eski Dünya Yok
Bundan sonrası artık İran’ın değil, ABD’nin sorunudur. İran, BOP’un çöküşünü sahadaki direnciyle tescil ederken, ABD ve İsrail ittifakı tarihinin en büyük stratejik yenilgilerinden birini yaşamaktadır. Hürmüz Boğazı’nda düğümlenen bu kriz, aslında emperyal hesapların da düğümlendiği noktadır.
ABD’nin bu çıkmazdan kurtulmasının yolu, şartlarını dikte etmekten vazgeçip, bölgenin yeni gerçekliğini kabullenmekten geçmektedir. Aksi halde her geçen gün, BOP’un sadece bir harita üzerinde kalmış hayali bir proje olduğu, İran’ın ise bu coğrafyada belirleyici bir güç olduğu gerçeği daha da pekişecektir.
Teşekkürler İran.
Verdikleri net cevaplar ve sahadaki direniş, bölge halklarına umut olmaya devam ediyor.




Bir yanıt yazın