Basra Körfezi’nin sığ sularında ikinci bir uçak gemisi görev yaparken, Akdeniz’deki amfibi hazırlık grubu nefesini tutmuş bekliyor. 2003 Irak Savaşı’ndan bu yana bölgeye gönderilen en büyük hava ve deniz gücü konsantrasyonu, İran’a yönelik olası bir askeri harekatın artık masa başı senaryosu olmaktan çıktığını gösteriyor. Ancak Pentagon koridorlarında yükselen sesler, bu güç gösterisinin perde arkasında çok daha soğukkanlı bir hesaplaşmaya işaret ediyor: Amerikan mühimmat stokları, birden fazla cephede aynı anda yürütülen angajmanlar nedeniyle tehlikeli biçimde erimekte. Politico’ya yansıyan Pentagon ve Kongre kaynaklarına göre, İran’la uzun soluklu bir çatışma senaryosunda özellikle hava savunma sistemlerine ait önleyiciler ile hassas taarruz füzelerinin stok seviyeleri kritik eşiğin altına düşebilir. Bu tartışma, yalnızca İran’a yönelik bir operasyonun lojistik fizibilitesini değil, aynı zamanda Amerika’nınyirmi yılın en büyük stratejik ikilemini gün yüzüne çıkarıyor: Orta Doğu’da tüketilen her bir füze, Pasifik’te Çin’e karşı kurulacak caydırıcılığın bir parçasını da beraberinde götürüyor.
Tehdit Altındaki Kalkan: Hava Savunma Sistemlerinde Kanayan Yara
ABD’nin İran’a yönelik olası bir harekat senaryosunda en büyük güvencesi, kuşkusuz, bölgedeki üsleri ve müttefiklerini koruyan katmanlı hava savunma mimarisi. Ancak tam da bu mimarinin temel taşları, üzerindeki yükün ağırlığıyla çatırdıyor. Haberlere yansıyan verilere göre, Patriot hava savunma sistemlerine ait önleyici füzeler, THAAD bataryaları ve deniz konuşlu SM-3 tipi önleme füzeleri, son iki yılda benzeri görülmemiş bir operasyonel tempo nedeniyle stoklarda hızla eridi . Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) analizine dikkat çekilen haberde, 2025 yılı için planlanan bazı kritik füze stoklarının yüzde 20 ila 50 arasında bir kısmının çoktan kullanıldığı vurgulanıyor . Bu durum, özellikle İran’ın balistik füze saldırılarına karşı koruma sağlayacak olan savunma sistemlerinin sürdürülebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Uzmanlara göre asıl endişe kaynağı, bu sistemlerin üretim hızının tüketim hızının gerisinde kalması. Her biri yüksek teknoloji ürünü olan bu önleyicilerin üretim döngüleri yılları bulabilirken, çatışma senaryolarında günler içinde yüzlercesi tüketilebiliyor. Özellikle Patriot füzelerinin Ukrayna semalarında Rus füzelerine karşı yoğun biçimde kullanılması, Yemen’de Husilerin fırlattığı balistik füzelerin önlenmesi ve İsrail’i korumak için devreye sokulan savunma sistemleri, bu kritik stokların alarm verici seviyelere inmesine yol açtı . Pentagon Sözcüsü Sean Parnell’in resmi açıklamalarda “Başkan’ın vereceği her görevi yerine getirecek kapasite” vurgusu yapmasına karşın, bağımsız analizler ve Kongre’den yükselen uyarı sesleri, bu iyimser tabloyla çelişiyor . Sorun, “ABD savunmasız kaldı” gibi basit bir önermeden çok daha karmaşık; asıl mesele, mevcut stokların İran gibi bir gücün topyekûn saldırısı karşısında ne kadar dayanabileceği ve bu dayanma süresinin, savaşın stratejik hedeflerine ulaşmaya yetip yetmeyeceği.
Üç Cephenin Yükü: Ukrayna, Yemen ve İsrail’in Stoklara Bindirdiği Yük
Amerikan mühimmat envanterindeki bu erimenin tek bir sorumlusu yok; aksine, küresel ölçekte eş zamanlı yürütülen angajmanlar, stokları adeta bir sünger gibi emdi. Ukrayna savaşı, Soğuk Savaş sonrası dönemin en büyük topçu ve hava savunma mühimmatı tüketimine sahne olurken, ABD’nin Kiev’e sağladığı destek kendi stoklarında ciddi boşluklar açtı. Özellikle Patriot sistemleri için üretilen önleyici füzelerin Ukrayna’ya gönderilmesi, bu pahalı ve üretimi zor mühimmatların Batı Asya’da olası bir kriz için ayrılan rezervlerinin azalmasına neden oldu . Bu durum, yalnızca bir dayanışma göstergesi değil, aynı zamanda stratejik bir tercihti; ancak bu tercihin bedeli, İran gibi bir tehdide karşı hazır bulundurulması gereken savunma derinliğinden ödün verilmesi oldu.
Batı Asya’nın kendi iç dinamikleri de stoklar üzerindeki baskıyı katmerledi. Yemen’de İran destekli Husilerin ticari gemilere ve İsrail’e yönelik saldırıları, ABD Donanması’nı bölgede yoğun bir operasyonel tempoya zorladı. SM-2 ve SM-6 gibi deniz konuşlu hava savunma füzeleri, Husilerin fırlattığı seyir füzelerini ve insansız hava araçlarını düşürmek için bolca kullanılırken, bu durum Pasifik’te olası bir çatışma için ayrılan deniz mühimmatı stoklarının erimesi anlamına geliyordu . Üstelik Nisan 2024’te İran’ın İsrail’e düzenlediği tarihi füze ve drone saldırısı, ABD’nin İsrail’in savunmasına aktif olarak katılmasını gerektirdi. ABD savaş gemileri ve uçakları bu saldırıları püskürtmek için onlarca önleme füzesi kullanırken, THAAD bataryalarının İsrail’e konuşlandırılması, bu sistemlerin başka bir coğrafyada uzun süreli görev yapmasının lojistik zorluklarını gündeme getirdi . Tüm bu angajmanlar, ABD’nin aynı anda birden fazla bölgesel krize müdahale etme kabiliyetinin yüksek maliyetini gözler önüne serdi.
Pasifik İkilemi: Çin’e Karşı Boşalan Kovanlar
Stokların hızla tükenmesine dair asıl stratejik kaygı, Orta Doğu’nun çok ötesinde, Pasifik Okyanusu’nda yatıyor. Pentagon’un en büyük kabusu, İran’la uzun süreli bir çatışmaya girilmesi durumunda, Çin’e karşı caydırıcılık için ayrılan kritik mühimmat rezervlerinin erimesi. Füze savunma uzmanı Tom Karako’nun vurguladığı gibi, Tomahawk gibi uzun menzilli seyir füzeleri, Pasifik senaryosunda Çin’in ada üslerini veya deniz hedeflerini vurmak için hayati öneme sahip . Ancak bu füzeler, Orta Doğu’da İran bağlantılı hedeflere yönelik sınırlı saldırılarda da tercih edilen ilk silahlar arasında yer alıyor. Eğer Tahran’a karşı geniş çaplı bir hava harekatı başlatılırsa, yüzlerce Tomahawk füzesi birkaç gün içinde tükenebilir. Bu durumda, Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir hamlesine karşı ABD’nin elinde caydırıcı olarak kullanabileceği uzun menzilli hassas vuruş kapasitesi büyük ölçüde zayıflamış olacak.
Kongre kaynaklarına yansıyan endişeler de tam olarak bu noktada düğümleniyor: Washington’ın Tahran’la uzayan bir çatışmaya angaje olması, Pekin’i askeri olarak caydırma kabiliyetini doğrudan zayıflatabilir . Bu ikilem, ABD’nin küresel askeri stratejisinin temelindeki bir çelişkiyi açığa çıkarıyor: Aynı anda iki büyük güce (Çin ve İran) karşı etkili bir askeri baskı uygulama kapasitesi, en azından mevcut mühimmat stokları ve üretim hızıyla mümkün görünmüyor. Pasifik’te hava üstünlüğü sağlamak ve Çin’in A2/AD (Alan İnkarı ve Anti-Erişim) stratejisini kırmak için ihtiyaç duyulan füze sayısı, Orta Doğu’daki angajmanların çok ötesinde bir hacme işaret ediyor. Bu nedenle, İran’a yönelik bir harekat, yalnızca bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda küresel güç dengesini etkileyecek stratejik bir kumar niteliği taşıyor.
Savunma Sanayiinde Seferberlik: Yeni Tesisler ve Uzun Vadeli Anlaşmalar
Artan talep ve azalan stoklar karşısında Washington, savunma sanayiini harekete geçirmek için düğmeye bastı. Hem Beyaz Saray’dan hem de Kongre’den gelen yoğun baskı sonucu, büyük savunma yüklenicileri üretim kapasitelerini artırmak için uzun vadeli anlaşmalara imza atmaya başladı. RTX Corporation (eski adıyla Raytheon), Pentagon ile yedi yıla kadar uzanan çerçeve anlaşmalar imzalayarak Tomahawk seyir füzelerinin yıllık üretimini 1000’in üzerine, SM-6 füzelerinin üretimini 500’den fazlaya, AMRAAM hava-hava füzelerinin üretimini ise en az 1900’e çıkarmayı taahhüt etti . Bu anlaşmalar, mevcut üretim oranlarının ikiye hatta dörde katlanması anlamına geliyor. Savunma Bakanlığı’nın amacı, sadece mevcut stokları doldurmak değil, aynı zamanda olası bir büyük çaplı çatışmada ihtiyaç duyulacak ani üretim artışını (surge capacity) sağlayacak altyapıyı oluşturmak.
Benzer bir hamle, füze motorları ve mühimmat bileşenleri üreten diğer dev şirketlerden de geldi. Northrop Grumman, Batı Virginia’daki Allegany Balistik Laboratuvarı’nda 113.000 metrekarelik yeni bir Füze Entegrasyon Tesisi açtı. Bu tesis, yılda 300 adet gelişmiş taarruz füzesi (AARGM-ER gibi) üretme kapasitesine sahip . Şirketin 2018’den bu yana ileri üretim tesislerine yaptığı 1 milyar doları aşkın yatırımın bir parçası olan bu tesis, hem ABD donanması için kritik mühimmat üretimini hızlandırmayı hem de müttefiklerin stoklarını yenilemeyi hedefliyor. Bu adımlar, savunma sanayiinin Soğuk Savaş sonrası dönemin “barış zamanı” üretim modelinden çıkıp, yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık için “endüstriyel seferberlik” mantığına geçiş yaptığının en somut göstergeleri. Ancak uzmanlar, yeni tesislerin tam kapasiteye ulaşmasının ve stokların güvenli seviyelere çekilmesinin yıllar alabileceği konusunda uyarıyor.
Stratejik Denge: Askeri Kapasite mi, Caydırıcılık mı?
Tüm bu teknik ve lojistik tartışmaların özünde, askeri kapasite ile stratejik caydırıcılık arasındaki hassas ilişki yatıyor. Füze stoklarının erimesi, tek başına ABD’nin savaş kabiliyetini ortadan kaldırmaz. Ülkenin hâlâ rakipsiz bir hava gücü, dünyanın en büyük deniz filosu, nükleer caydırıcılığı ve küresel bir müttefik ağı bulunuyor . Ancak sorun, “savaş kazanma” kapasitesinden ziyade, “caydırıcılığı sürdürme” kabiliyetiyle ilgili. Eğer bir düşman, ABD’nin belirli bir senaryoda (örneğin Çin’in Tayvan’a müdahalesi) kullanacağı kilit silah sistemlerinin stoklarının tehlikeli biçimde azaldığını hesaplarsa, bu durum Washington’ın caydırıcılık dilini zayıflatır. Bu nedenle, İran’a yönelik bir harekatın büyüklüğü ve süresi, yalnızca Orta Doğu’daki dengeleri değil, aynı zamanda Pasifik’teki güç algılamasını da doğrudan etkileyecek bir faktör.
Pentagon’un resmi iyimserliğine karşın, bağımsız analistler ve eski yetkililer, mevcut durumu “kırılgan bir denge” olarak tanımlıyor. Füze savunma sistemlerinin pahalı ve üretimi yavaş olması, aynı anda üç büyük stratejik dosyanın (İran, Ukrayna, Çin) yürütülmesi ve savunma sanayiinin talepteki ani artışa yetişmekte zorlanması, bu kırılganlığın ana nedenleri . Öte yandan, İran’ın da benzer lojistik zorluklarla karşı karşıya olduğu ve uzun süreli bir çatışmada Tahran’ın da ciddi sıkıntılar yaşayacağı unutulmamalı. Sonuç olarak, ortadaki tablo, iki tarafın da topyekûn bir savaşın yıkıcılığından ve belirsizliğinden çekindiği, ancak caydırıcılık sinyallerini en üst perdeden göndermek zorunda kaldığı karmaşık bir stratejik denge oyununa işaret ediyor. Bu oyunda, cephaneliğin ne kadar dolu olduğu kadar, rakibin bunu nasıl algıladığı da belirleyici olacak.
Kaynakça
- Zavadska, Y. (2026, Şubat 23). Pentagon Warns Trump of Risks in Potential Iran Military Campaign. Kyiv Post.
- Defence Industry Europe. (2025, Eylül 25). Northrop Grumman opens new Missile Integration Facility to expand strike missile production.
- Center for Strategic and International Studies (CSIS). (t.y.). Missile Defense Project.
- Rahmati, F. (2025, Nisan 6). US deploys Patriot and THAAD defense system to Israel. Khaama Press.
- Schryver, W. (2026, Şubat 4). Showdown. tippinsights (Ron Paul Institute).
- Suciu, P. (2025, Ekim 8). Northrop Grumman Expands Missile Production With New West Virginia Facility. ClearanceJobs.
- NatSec Matters. (2025, Haziran 25). Arrows and Quivers: Dr. Tom Karako [Podcast]. iHeart.
- The Week. (2024, Ekim 13). Explained: What is THAAD air defence system that Israel prefers over USA‘s ’Patriot’ to challenge Iranian missiles?.
- Sada News Agency. (2026, Şubat 26). Military Drain: Pentagon Warns of a Prolonged War with Iran.
- Kuper, S. (2026, Şubat 5). Raytheon backs down, agrees to long-term Pentagon deals to ramp up missile production for US, allies. Defence Connect.




Bir yanıt yazın