Siyasetin en büyük sınavı sandıkta değil, vicdandadır. Çünkü sandık milletin iradesini gösterir; vicdan ise o iradeye sadakati ölçer. Ne var ki bazı ülkelerde siyaset, ilke ve fikirlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıkıp korkunun, menfaatin ve makam hesaplarının dolaşıma sokulduğu dev bir pazara dönüşür.
Bir gün bakarsınız, dün iktidarı en sert sözlerle eleştirenler bugün aynı masada en ateşli savunuculara dönüşmüştür. Ne değişmiştir? Program mı? İlkeler mi? Yoksa sadece koltukların yönü mü?
Siyasetin omurgası eğilmeye başladığında dedikodular çoğalır: “Dosyalar açılır.”, “Mallarına el konulur.”, “Yargılanırsın.”, “Hapse girersin.”, “Makamını kaybedersin.” Bu fısıltılar, demokrasinin koridorlarında dolaşan görünmez bir sis gibidir. Sis yoğunlaştıkça ilkeler kaybolur, cesaret buharlaşır, geriye yalnızca hesap kitap kalır.
İktidarın gücü, korku üretmek değil; güven üretmektir. Muhalefetin görevi ise pazarlık masasına oturmak değil, halkın verdiği emaneti onurla taşımaktır. Eğer bir milletvekilinin siyasi tercihini değiştiren şey fikir değil de korku veya kişisel çıkar oluyorsa, ortada sadece bir parti değişikliği değil, temsil ahlakının ağır bir yaralanması vardır.
Böyle bir düzende demokrasi görünürde yaşamaya devam eder; seçimler yapılır, kürsüler kurulur, nutuklar atılır. Ama ruhunu kaybetmiş bir demokrasinin tabelası, içi boşaltılmış bir binadan farksızdır.
Hicvin diliyle söylersek; artık meclis bir fikir arenası değil, adeta “siyasi transfer borsası”dır. İlkeler hisse senedi gibi yükselip düşer; sadakat günlük kurla işlem görür; vicdan ise çoğu zaman en değersiz para birimine dönüşür.
Koltuğunu korumak için inancını değiştiren siyasetçi, aslında sadece partisini değil, kendisini de terk etmiştir. Çünkü makam geçicidir; karakter ise insanın ömür boyu taşıdığı tek makamdır.
Hiçbir iktidar sonsuz değildir. Sonsuz olan yalnızca milletin hafızasıdır. Tarih, korkuyla kurulan düzenleri değil; hukuka, adalete ve özgür iradeye saygı gösteren yönetimleri onurlandırır.
Demokrasi; korkuyla susturulanların değil, özgürce konuşabilenlerin rejimidir. Halkın iradesini baskıyla, tehditle veya kişisel menfaat hesaplarıyla gölgeleyen her anlayış, sadece siyasi rakibini değil, demokrasinin kendisini de zayıflatır. Ve unutulmamalıdır ki, milletin iradesi bir pazarlık konusu değil; bir emanettir; bu yalnızca milletvekilleri için değil, belediye başkanları için de böyledir.






Bir yanıt yazın