Duyduk duymadık demeyin; köşedeki manavın son turfanda domatesleri indirime sokması gibi, siyaset meydanında da bir sezon sonu indirimi başlamış! Etiketler sökülmüş, fiyatlar düşmüş, “satılık milletvekilliği” ile “kiralık belediye başkanlığı” aynı tezgâhta yan yana. Öyle ki pazar esnafı bile bu kadar pervasız değil; o en azından terazinin başında “biraz daha tartayım abi” diye utanır, burada ise vicdanın gramajıyla oynana oynana ilkelerin kantar topu çoktan kaybolmuş.
Görüyoruz ki bu garip pazarda, dünün en ateşli hatibi, bugün bir basın açıklamasıyla siyasi çamaşırlarını değiştirir gibi parti değiştiriyor. Ama mesele sadece ceket değiştirmek değil; mesele, giydiği “siyasi donu” bile en yüksek fiyatı verene satmak. Birileri çıkıp “Ben ilkelerime sadığım” dedikçe, akla hemen şu soru geliyor: “Hangi ilkelerine, sabah mı yoksa akşam fiyatından aldıklarına mı?” Zira bu irade pazarında ilkeler, naylon poşet gibi; her alışverişte bir tane bedava, taşıyabildiğin kadar!
“Makamını kaybedersin, dosyan açılır, hapse girersin” fısıltıları, meclis koridorlarında dolaşan görünmez bir tellal gibi. Bu tellal öyle bir açık artırma başlatır ki, milletvekilinin omurgası “en çok ne kadar eğilebilir” yarışmasına döner. Kimi yargı tehdidiyle kıvama gelir, kimi bakanlık hayaliyle yumuşar. En trajikomik olanı da şu: Ruhunu çoktan satmış olanlar, bir de kalkıp “Memleketin hayrı için” nutuk atar. Oysa o nutuklar, içi boşaltılmış bir demokrasinin tabelasında yazan indirim yazılarından farksızdır.
Hicvin diliyle söyleyelim: Artık meclis, fikirlerin çarpıştığı bir arena değil, adeta bir “siyasi bit pazarı”. Bu pazarda sadakat günlük kurla işlem görür, vekâlet senetleri çek gibi el değiştirir, belediye başkanlıkları ise ikinci el eşya ilanı gibi: “Tertemiz, sahibinden, az kullanılmış, ufak tefek yolsuzluğu var ama fiyatına göre kaçmaz!”
Unutmayalım, korkuyla satın alınan bir milletvekili, aslında sadece koltuğunu değil, karakter denilen o son sığınağını da kaybetmiştir. Belediye başkanlığını cebine koyan da halkın iradesini pazarlık masasında meze yapmıştır. Ve tarih gösterir ki, milletin hafızası bu bit pazarının en büyük düşmanıdır. Çünkü o pazar, gün gelir dağılır; ama milletin unutmayan vicdanı, kimin donunun hangi ihanetin bedeliyle yere düştüğünü bir bir yazar.
Son sözü, bu pazarın dilinden düşmeyen o meşhur ilana bırakalım: “Duyduk duymadık demeyin! Bir ilke veriyorum bedavaya, iki koltuk alıyorum şok fiyata. Ama dikkat, makamlar sınırlı sayıda, vicdanlar ise stoklarda tükenmiştir!”



Bir yanıt yazın