Milli takımın ABD ile oynadığı maç için yaptığım “NAMAZ İÇİN DEĞİL MAÇ İÇİN KURDUM TELEFONU” başlıklı esprili bir paylaşım yaparak şöyle demiştim:
“İtiraf edeyim ki; bu sabah namaz için değil maç için telefonu kurdum. 3. dakikada golü yiyince ‘lanet olsun’ deyip battaniyeyi çektim üstüme. Ancak uyku tutmadı. Maç arasında gecikmeli namaz kıldım. Şimdi ‘maç arası Ankara’da kerahat vaktiydi. O saatte namaz kılınmaz’ diyen yobazlar çıkabilir. Valla ben kıldım oldu!”
Aslında yorumun başlığında ve bu ifadelerde birçok mesaj vardı idrak sahipleri için.
Başlıkta, Milli Maçı bahane ederek “Sabah namazını kılanlar ve kılmayanlar” diye toplumu ikiye bölen bölenlere tepki vardı.
Bilindiği gibi bunlardan kendisini “Araştırmacı Yazar” etiketiyle tanıtan birisi, yayınladığı videoda: Türkiye’nin maçlarının sabah erken saatlerde olması sebebiyle sabah namazı kılma alışkanlığı olmayan kişilerin bu maçları seyretmekten mahrum kalacağı ve hatta bu insanların öğleye kadar ayılamayacaklarını, sersemliklerinin devam edeceğini beyanla bu insanların akşamcı olduklarını ima ile yaşam tarzına müdahale vardı.
Hatta adı geçen Diyanet’e ve mülki erkâna çağrı yaparak toplu namazların teşvik edilmesini, toplu dua ve çay çorba ziyafetinden sonra maçların toplu izlenmesi konusunda kampanyalar yapılmasını istiyor, toplu namaz ve toplu dua sayesinde, topçuların da biraz gayretiyle maçların kazanılacağını savunuyordu. Diyanet’in Ödemiş Müftüsü de bu çağrıya kulak vermiş ve bu kampanyayı düzenlemişti.
Peki, sonuç ne oldu?
Milli takım sadece, futbol ülkesi olarak bilinmeyen Kangurular ve Aborjinler ülkesi Avustralya’ya değil, 7 milyon nüfuslu muz cumhuriyeti Paraguay’a bile yenilerek, açlıkla boğuşan Haiti ile birlikte en erken elenen iki ülke takımından birisi oldu.
Eğer Kangurular ülkesi Avustralya’dan veya muz cumhuriyeti Paraguay’dan birisini yenseydi 6 puanla belki de birinci olarak gruptan çıkacaktı.
Ya da bu ülkelerden birisiyle berabere kalıp 1 puan alsaydı belki de en iyi 3. Olarak son 32’ye kalacaktı.
Ancak adı geçen her iki ülkeye de yenilerek hem turnuvaya erken veda etti, hem de ABD ile birlikte bu iki ülkenin de gruptan çıkmasını sağladı!
Bu durumda “onca namaza ve duâya rağmen Tanrı Türklere düşman olduğu için milli takım elendi” mi diyeceğiz?
Ya da Tanrı, yardım etmek yerine tam tersine Türkleri cezalandırdı ve onları kullanarak Avustralya’yı ve Paraguay’ı gruptan çıkardı mı diyeceğiz?
Bu kötü sonucu şansa ve kadere bağlayarak yine Tanrı’yı mı sorumlu tutacağız?
Takımı iyi hazırlamayan ve sonucu “Nasip kısmet” ile açıklayan Teknik Direktör Montella’yı kovmak ve neredeyse şampiyonluk vaat ederek milletin hayalleriyle oynayan Federasyon başkanını ve yönetimini görevden almak yerine, fıtrat ve işin doğası diyerek işi yine kaderciliğe mi bağlayacağız?
Forvet hattında topa bile dokunamadığı halde, kendisini protesto eden Türk seyircisine “S..tirin gidin” diyen, takım arkadaşına “Lan geri zekâlı” diyerek hakaret eden futbolcuların hiç mi suçu yok?
Madem başarı ödüllendiriliyorsa, başarısızlık da cezalandırılmalı değil midir? Ki; başarısız ve nobran sporcuya verilecek en büyük ceza bir daha milli formayı vermemektir.
İşte din istismarına yönelik bu tür absürt çağrılara ve kampanyalara tepki için özellikle atmıştım “NAMAZ İÇİN DEĞİL MAÇ İÇİN KURDUM TELEFONU” şeklindeki başlığı.
Ayrıca bu başlıkta ve kullandığım ifadelerde milli duyguların önemine vurgu vardır ki; benim kanaatime göre milli duygu olmadan dini duygu ve ibadetler olmaz.
Her zaman dediğim gibi; milli bayramlar olmadan dini bayramlar olmaz.
Çünkü milli bayramlar, bağımsızlığın sembolleridir ve din, bağımsız ülke vatandaşları için, yani özgür insanlar için hüküm ifade eder.
Dini hükümler, özgürlüğü elinden alınmış köleler, esirler ve mahkumlar için bağlayıcı değildir.
Elbette espriden, ti’ye almadan, ironiden, kinayeden, teşpihten, teşhisten, tecâhül-i ârif’ten, özetle edebiyattan anlamayan, gündemden habersiz yobaz taifesinin, özellikle “Namaz” konusunda kullandığım ifadeyi yanlış anlamalarından çekindiğim için temkin olarak; “Maç arasında gecikmeli namaz kıldım. Şimdi ‘maç arası Ankara’da kerahat vaktiydi. O saatte namaz kılınmaz’ diyen yobazlar çıkabilir. Valla ben kıldım oldu!” şeklinde de bir ifade kullanmıştım.
Görüldüğü gibi burada da konuya ilişkin Bektaşi fıkrasına atıfla bir espri vardır. Hani abdestsiz namaz kılan Bektaşi’ye “Abdestsiz namaz olur mu?” diye sorduklarında Bektaşi “Ben kıldım oldu” demiş ya, işte o fıkrayı ima etmiştim.
Beklediğim tepki, cahil cühela takımından değil, Diyanet mensubu üst düzey bir din adamından geldi.
Demiş ki: “Sen ne yapsan olur. Atalarımız ‘Delidir ne yapsa yeridir’ demişler. Uzaktan topu kabak zanneden sizlere tavsiyem aman futbol yorumu yapmayın. Milli takım teknik direktörlüğüne göz kırpıyorsun anlaşılan. Ama o makamı sana yedirmezler. Oranın çok taliplileri var.”
…
Bu ifadelerin sahibini, TDV Müfettişi olduğum sırada “Kandıra Müftüsü” olarak tanımıştım. Bende şehirli ve çağdaş bir din adamı algısı yaratmıştı. Demek ki; yanılmışım!
Dahası demek ki; bana bir yerlerden kini ve garazı varmış ki; yorumunda besbelli onları kusmuş!
Bana hem “Sen” diye aşağılayıcı ve üstenci bir bakışla hitapta bulunuyor, hem “Deli” diyerek hakaret ediyor, hem de “topu uzaktan görsen kabak zannedersin” diyerek aşağılıyor gördüğünüz gibi.
Siz dersiniz kendisi Jose Mourinho ya da Pierluigi Collina!
Bu sebeple geleneksel din yorumlarına sıkı sıkıya bağlı, katı din anlayışına sahip bu tip din adamlarına “Kıt’a dur, Kandıralı sen de dur” diyerek asıl diyeceklerimize geçelim izninizle.
KERAHAT VAKTİ NEDİR? HANGİ VAKİTLERDE NAMAZ KILINMAZ?
“Kerahat vakti” kavramını, kelime anlamı itibarıyla “Kötü Vakit, Çirkin Vakit, Hoşnutsuzluk Zamanı” şeklinde ifade edebiliriz.
Dini kavram olarak ise “Namaz kılmanın haram olmamakla birlikte kötü görüldüğü/hoş karşılanmadığı zaman” anlamlarına gelir.
Peki kerahat vaktinde kılınan namazı kötü gören ve hoş karşılamayan kimdir?
Herhalde kendisi için ibadet edilen Allah değildir.
Zira Allah, “bu vakitler benim kendime ayırdığım vakitlerdir. Bu vakitlerde kapıma gelmeyin, sizinle gereği gibi meşgul olamam” diyecek bir varlık değildir.
Çünkü O “Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.”(Hac/65) diyen son derece merhametli bir Tanrı’dır.
Kur’an ayetlerine dayanmamakla birlikte, ulemanın konuya ilişkin bulunduğu söylenen ve ravisi Ukbe b. Âmir el-Cühenî isimli sahabi olarak belirtilen bir hadisten hareketle vardığı kanaate göre ve Diyanet kaynaklarında da bulunduğu üzere; 3 tane “Kerahat Vakti” vardır.
Bunlar:
1) Güneşin doğmasından itibaren, 40-50 dakika sonrasına kadar,
2) Güneşin, tam tepede bulunduğu vakit (Öğle vaktinin girmesine yaklaşık 10 dakika kalmasından öğle vaktinin girmesine kadar),
3) Güneş batmazdan önce, gözleri kamaştırmaz hâle gelmesinden, batmasına kadar olan vakit (Güneşin batmasına 40-50 dakika kalmasından itibaren akşam namazı vakti girinceye kadar olan zaman) (Merğînânî, el-Hidâye, I, 265-269).(1)
Geleneksel düşünceye mensup İslam ulemasına göre; bu üç vakitte namaz kılınması haram sayılmasa da mekruh olur. Bu vakitlerin tespiti neye göre yapıldı, daha doğrusu eğer sahih hadisse Peygamber bu tespiti neye göre yaptı, bilmiyorum. Bu konuda elle tutulur bir bilgiye de ulaşabilmiş değilim.
Esasen araştırma gereği de duymadım. Ancak muhtemelen, namaz vakitlerinin birbirine karıştırılmasını önlemek düşüncesiyle birer kırmızı çizgi olarak belirlenmiş olmalıdır.
Kerahat vakitleri en çok Sabah Namazı için problem teşkil etmektedir.
Zira insanların sabahları uykudan uyanıp erken vakitte namaz kılmaları zahmetli bir iştir.
Hele de kış günlerinde.
Bütün Müslümanlar bu fetva sahipleri gibi kaloriferli ve sıcak suyu akan evlerde oturmuyorlar.
Bırakın abdest almayı, içecek su bulamayan Müslümanlar bile var bu dünyada.
Ancak yine ulemaya göre; “sabah namazı, güneş doğduktan sonra giren kerahat vakti çıktıktan sonra kaza olarak kılınabilir. Güneşin doğuşundan itibaren yaklaşık 40-50 dakika süren bu mekruh zaman dilimi geçtikten sonra (yani işrak vakti girdikten sonra) sabah namazınızı eda edebilirsiniz!”(2)
Yaptığım paylaşımda dedim ki; “Ben sabah namazını maç arasında kıldım”
Türkiye-ABD maçının yapıldığı gün (26.06.2026) itibarıyla Ankara’da güneş 05.15’de doğdu.
Bu saate 40 dakika ekleyin; saat 05.55 eder.
Türkiye-ABD maçı saat 05.00’da başladı ve 6 dakika ilavesi ile en azından 05.51’e kadar devam etti.
Demek ki; o saat Ankara için kerahat vaktinin çıktığı vakittir.
Maç biter bitmez namaza durmadığıma ve önce abdest aldığıma göre; ben, 26 Haziran 2026 günü sabah namazını kerahat vakti çıktıktan sonra kılmışım demektir.
Yani bu hocanın da mensup olduğu geleneksel İslam düşüncesine mensup din adamlarının verdiği hükümlere uygun davranmışım demektir.
Dolayısıyla; bu vatandaşın bana saldırması, hakaret etmesi ve aşağılaması büyük haksızlıktır.
Kendi kendisiyle çelişmektedir.
Esasen benim, 21 sene boyunca Müfettiş ve idareci olarak Diyanet’te gördüklerim, ibadetleri, bunların dayattığı şekilde ve zamanda yapmamamı ve verdiği hükümlere uymamamı gerektiriyor ama neylersiniz ki; okuyarak edindiğim dini bilgiler ve en çok da alışkanlıklar, bazı konularda bu din adamlarıyla aynı noktada buluşmamı zorunlu kılmaktadır.
Bu adamların laikleri eleştirirken ileri sürdükleri “Kim bir kavme benzerse onlardandır” hadisi, bizim de onlara karşı ileri sürebileceğimiz bir hadistir aslında.
Ancak biz, yine de Kur’an’ın emri olan ibadetleri eksik de olsa sürekli yapanlardanız.
Tanrı, eksiklikleriyle, noksanlarıyla, yanlışlarıyla kabul eder inşallah.
Yukarıda kaynaklarını belirterek geleneksel düşünceye mensup İslam ulemasının, sabah namazının kerahat vakti çıktıktan sonra kılınabileceği yönünde kanaatleri olduğunu söylemiştim.
Ancak bu ulema, kerahat vakti çıktıktan sonra kılınacak sabah namazının “Edâ” değil, “Kaza” olduğunu, sadece İkindi namazının farzının akşam için belirlenen kerahat vakti içinde de edâ edilebileceğini söylerler.
Oysa bana kalırsa bu tam bir takiyyedir!
Sanki Allah’ı kandırmak gibi bir anlama gelmektedir.
Efendim “Peygamberin uygulaması böyledir!”
Yahu Müslüman, peygamber o günün şartlarında öyle yapmıştır; bugün aynı şartlarda yaşamıyoruz ki.
Akif’in “Çağın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” sözü herhalde ibadetler ve ibadet vakitleri için de geçerli olmalıdır.
Neden insanlara orta çağın karanlık kafasıyla dayatmalarda bulunuyorsunuz?
Neden sizden farklı düşünenleri suçluyor ve hatta tekfirle itham ediyorsunuz?
Bakın Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ve Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı gibi sizin boyunuz kadar kitaplar yazan din alimleri bile sizin gibi düşünmüyorlar bu konuda.
Onlar “Kaynağı hadis de olsa Kur’an’da olmayan bir konuda kıyasen hüküm kurulamaz. Hâşâ Allah unutmuş da Peygamber ve ulema hatırlatmış anlamına gelecek şekilde fetva verilemez” anlamında ifadelerde bulunuyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk ve Bayraktar Bayraklı gibi ilahiyatçılar; Kur’an’da oruç ibadeti dışındaki ibadetler için kaza diye bir şey yoktur derler. Lafı “Vakte bağlı İbadetler ya zamanında yapılır ya da hiç yapılmaz, yapılamayan ibadetler için tövbe edilir, Allah’tan af dilenir” demeye getiriyorlar.(3)
Ki; biz de onlar gibi düşünüyoruz.
Siz kendinizi Tanrı’nın yerine koyarak ve gerektiğinde uydurulmuş hadislere dayanarak/hadis uydurarak, küçücük aklınızla kıyasen hükümler koyamazsınız.
Lütfen dini zorlaştırıp, insanları dinden uzaklaştırmayınız.
ASLINA BAKILIRSA VE BANA KALIRSA..
Namaz, Oruç ve Hac gibi ibadetler istisna tutulursa, genel olarak İbadetlerin bir zamanı, vakti ve ortak icra şekli yoktur.
Hatta namaz ve hac gibi ibadetlerin eda şekli konusunda da mezhepler arasında az çok farklılıklar olduğu bilinmektedir. İbadetlerin zamanı konusunda az çok ortak görüş oluşmuşsa da özellikle namazlar için daraltılmış zaman birimi olan vakit sayıları ve rekât sayıları konusunda da tartışmalar vardır. Ayrıca hac ibadetinin daha rahat ve huzurlu bir ortamda yapılması, izdihamlara ve gereksiz ölümlere ve yaralanmalara sebep olunmaması bakımından hac ibadetinin de daha geniş zamanlara yayılmasını dile getirenler vardır. Sayıları az da olsa vardır.(4)
Hz. Peygamber hayatında sadece bir kere hac yapmıştır, onu da Hicri Zilhicce ayının 9. Günü yapmıştır. Bu hac ashabıyla vedalaştığı Vedâ Haccı’dır. Ömrü vefa etseydi, sonraki yıllarda yine aynı ayın aynı günü hac yapar mıydı; bilinmez! Ancak kıbleyi değiştirdiğine göre muhtemelen haccın zamanını da değiştirebilir veya daha geniş zamana yayabilirdi. Hele de milyonlarca insanın aynı anda aynı noktaya yığıldığını, bu sebeple ölenler, yaralananlar olduğunu görebilseydi!
Belki disiplin, düzen ve geleneklerin muhafaza edilmesi açısından gereklidir ama bana kalırsa; ibadetler için şekil; zaman ve mekân çok da önemli değildir.
Müslüman, ibadetini Allah için, Allah’a saygı ve şükür için yapar.
İbadet başka bir amaç ve beklenti için yapılıyorsa anlamsızlaşır.
Mesela “Türk Milli Takımı” yerine ısrarla “Bizim Çocuklar” denilerek adeta milli olmaktan çıkarılıp, belirli bir kesimin takımı haline getirilen futbolcuların maçlarda galip gelmesi için sabah namazına kalkıyorsanız, boşuna uykunuzu bölmeyin.
Böyle bir ibadeti aklı başında bir insan bile kabul etmez ki; Allah ne diye kabul etsin?
Çünkü Allah “De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir’”(5) buyurmaktadır.
Yılın 12 ayı namaz kılmayıp, sadece Ramazan’da veya bayramlarda namaz kılmak da böyledir.
“Torpille (hak edilmeden) girilen işten kazanılan para helaldir” ve “Haram para ile hacca gidilir” diyenler(6) sizleri kandırıyorlar. Bu sözüm ona din adamlarının verecekleri fetvalara inanmayın ve boşuna kendinizi yormayın.
Çünkü İslam peygamberi bir sahih hadisinde “Allah katında amellerin (ibadetlerin) en faziletlisi¸ az da olsa devamlı yapılandır.”(7) buyurmuştur.
Kur’an’da farklı ayetlerde farklı namazlardan ve farklı namaz vakitlerinden bahsedilmiştir. Daha doğrusu bazı ayetlerde bir iki namazdan, bazı ayetlerde ise bütün namazlardan ve vakitlerinden bahsedilmiştir.
Hud/114’de şöyle denilmektedir:
“Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namazı dosdoğru kıl…”
Vakitlerinin süresi belirtilmemekle birlikte bu ayette sanırım akşam ve sabah namazlarından bahsedilmektedir.
İsrâ 78. ayette ise “Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; bir de sabah namazını; çünkü sabah namazı şahitlidir.” denilerek, Öğle ve yine Sabah namazından bahsedilmektedir.
Rûm 17-18. ayetlerde ise “Siz, akşam vaktine eriştiğinizde, sabah kalktığınızda, akşamüstü ve öğle vaktine ulaştığınızda Allah’ı tesbih edin (namaz kılın) ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” denilerek 4 vakit namazdan bahsedilmektedir ki; bu ayette geçen “Akşam üstü” ibaresi ve İsra 78’de geçen “Gece karanlığındaki namaz” ifadelerinden hareketle bir “ikindi namazı” hükmü de çıkarılarak namaz vakit sayısı 5’e çıkarılmıştır.
Ancak işin ilginç yanı, yukarıda anlamları verilen Hud 114. ve İsra 78. ayetlerde, Türkçemize Farsça kökenli kelime olan “NAMAZ” şeklinde tercüme edilen “SALAT” kavramı geçerken, Rûm 17-18’de “TESBİH” kavramı geçmektedir.
Tesbih etmek Namaz Kılmak anlamına gelmez.
“Allah’ın her türlü kusurdan, eksiklikten ve yaratılmışlara özgü sıfatlardan uzak (münezzeh) olduğuna inanıp, O’nu yüceltmek ve anmak anlamına gelen İslami bir terimdir. Genellikle ‘Sübhânallah’ (Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim) demekle veya zikir çekmekle ifade edilir.”(8)
Kur’an’da geçen “SALAT” kavramının, aslında günümüzde edâ edildiği şekliyle ve Farsça “NAMAZ” olarak bilinen ibadet olmayıp, “duâ/yakarış” anlamına geldiği şeklindeki iddiaları, Müslümanlarca icra edilen bu ibadetin, aslında sadece İslam’a özgü olmayıp, Zerdüştlükten başlayarak vahye dayalı bütün dinlerde olduğu tartışmalarına girmeden demek isteriz ki:
Görüldüğü gibi yukarıda anlamları verilen ayetlerde namaz vakitleri için kullanılan ifadeler, genel ifadeler olup bu vakitlerin süreleri hakkında bilgi verilmemiştir.
Bu süreler farklı kültürlerde ve farklı coğrafyalarda farklı şekillerde belirlenebilir.
Bizdeki gece ve gündüz ile İskandinav ülkelerindeki veya Kutuplardaki gece ve gündüz vakitlerinin süreleri aynı değildir mesela.
Gece ve gündüzlerin çok uzun veya çok kısa sürdüğü coğrafyalarda 5 vakit namazın Kur’an’da belirlenen vakitlerde kılınması herhalde fiziken bile mümkün değildir ki; oralarda muteber olan ibadet sanırım Rûm 17-18. ayetlerde belirtildiği üzere “TESBİH” olmalıdır.
Elbette vakit veya rekât sayısı az olmak kaydıyla namaz ibadeti de yerine getirilebilir.
Nisa Suresi’nin 103. ayeti bazı yerlerde ve bazı durumlarda ibadetin nasıl yapılacağına ilişkin çok güçlü bir ışık tutmaktadır bize.
Deniyor ki ayette: “Namazı bitirince de ayakta iken, otururken ve yatarken Allah’ı anın. Güvenlik içinde olduğunuzda namazı gerektiği gibi kılın. Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir.”
Buradan anlaşılması gereken; Allah’ı anmak, onu zikretmek sadece namaz ibadetiyle olmaz, başka şekillerde de olur.
Ayrıca bu ayet, “namazların vakte bağlı” olduğunu ifade etmekle “Kaza namazı yoktur” diyenlerin görüşlerini de destekler mahiyettedir.
“Nafile namaz farz ve vacip namazların dışında, kişinin kendi isteğiyle Allah’ın rızasını kazanmak, sevap elde etmek ve manevi yakınlık sağlamak amacıyla kıldığı gönüllü ibadetlerdir. Kılınması zorunlu değildir, ancak Peygamberimiz tarafından teşvik edilmiştir.”(9)
Dolayısıyla; vakte bağlı namazlar ya vaktinde gereği gibi kılınır ya da vakte bağlı namaz olarak değil de Allah’ı anmak, tesbih etmek ve zikretmek maksadıyla “nafile namaz” olarak kılınırlar.
Zira belirlenen vakitler dışında kılınan namazlar ancak nafile namaz olur..
Tesbih Etmek kavramını, değerli taşlardan veya madenlerden yapılmış şakıdı-şukkudu çekilen 33 boncuklu veya camilerde namaz kılanların önüne sağdan soldan patır putur atılan rengarenk 99 boncuklu Çin ve Çekoslovak yapımı boncuk dizgelerini saymak olarak anlamamak gerekir.
Tesbih etmek, Allah’ın büyüklüğünü zikretmek ve ona yalvarıp yakarmaktır.
“Gerek namazların sonunda gerek başka münasebetlerle yapılan tesbih ve zikirlerin tesbih taneleri vb. şeylerle sayılması Asr-ı saâdet’te ve ashap döneminde pek hoş karşılanmamış, bunun yerine parmakla sayılması tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber, hurma çekirdeği veya çakıl taşıyla tesbih ve zikirlerini sayan kadınlara bunu yapmaktansa, ‘Yaratıkları sayısınca Allah’ı yüceltir, tenzih ederim’ demelerini öğütlemiş (Tirmizî, “Daʿavât”, 103), bir defasında, ‘Ey kadınlar topluluğu! Tesbihlerinizin hesabını parmaklarınızla tutun, çünkü âhirette onlar da sorguya çekilecek ve konuşturulacaktır’ buyurmuştur”(10)
Yukarıda dedik ki; ibadetler Allah için yapılır, bu ibadetlerde şekil, vakit ve mekân önemli değildir.
Bizi böyle düşünmeye iten ayetler vardır Kur’an’da.
Mesela Nur/42’de “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dönüş de Allah’adır.” denilerek, yeryüzünde “ZAMAN” ve “VAKİT” kavramı dahil, her şeyin Allah’ın mülkü olduğu söylenmektedir.
Aynı ifade Nisa 126. ve Casiye 27. ayetlerde de geçmektedir. Bu durumda bütün zaman dilimleri, mülkün sahibinden dolayı aynı derecede kutsaldır, değerlidir.
Ayrıca Bakara 115’de “Doğu da batı da Allah’ındır, nereye dönerseniz Allah’ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.” denilerek, ibadetlerde mekân ve yön kavramının da çok önemli olmadığı dile getirilmektedir.
Yön ve Kıble kavramı, sadece Namaz ibadeti için önem taşır ve Bakara Suresi’nin 144. ve 150. ayetlerinde namaz kılarken Kâbe’nin de içinde bulunduğu Mekke’deki Mescid-i Haram’a dönülmesi emredilmektedir.
Allah yaptığınız ibadetleri makbul, ettiğiniz duâları kabul etsin.
Lütfen ibadetlerde riyadan, gösterişten, onu bunu suçlamaktan, kınamaktan uzak durun.
La ikraha fi’ddiyn/Dinde zorlama yoktur(Bakara/256)
Leküm diyniküm ve liyediyn/Sizin dininiz size benim dinim banadır(Kâfirûn/6)
28.06.2026
__________
1- https://www.hurriyet.com.tr/gundem/kerahat-vakti-nedir-hangi-vakitlerde-namaz-kilinmaz-41896994
2- https://sorularlaislamiyet.com/kerahat-vaktinde-sabah-namazini-kilmak-kerahat-vaktinde-kilinan-sabah-namazi-kaza-yerine-gecer &
https://www.cnnturk.com/yasam/sabah-namazi-saat-kaca-kadar-kilinir-gunes-dogduktan-sonra-sabah-namazi-kilinir-mi-1864393
3- https://www.youtube.com/watch?v=KD6_48ap5DQ &
https://www.youtube.com/shorts/jgCH1CfGHws
4- Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, “Fettane Teyze’den hac dersi” https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yasar-nuri-ozturk/fettane-teyzeden-hac-dersi-39105058
5- En’âm/162
6- https://www.memurpostasi.com/video/25914335/kopya-veya-torpille-girilen-isten-elde-edilen-kazanc-helaldir & https://www.sozcu.com.tr/diyanet-haram-parayla-hacca-gidilebilir-wp1878664
7- Muslim, Salâtu’l-Musâfirîn, 30; Buhârî¸ Libâs¸ 43
8- Bkz. Metin Yurdagür, İslam Ansiklopedisi, “Tesbih” maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tesbih–allah
9- https://www.fikriyat.com/ilahiyat/islam-ilmihali/2022/07/04/nafile-namaz-nedir-nasil-kilinir-nafile-namaz-icin-nasil-niyet-edilir-nafile-namaz-turleri-nelerdir
10- https://islamansiklopedisi.org.tr/tesbih–allah




Bir yanıt yazın