Sefa Yürükel
Duyduk duymadık demeyin, siyasetin bit pazarına yeni bir reyon açılmış: “Besili Siyasetçi Çiftliği” diye tabela asmışlar, altında da kocaman harflerle “Yal Yemiş, Hazır Alıcısına” yazıyor. Merak edip yaklaşıyorsunuz, tezgâhtar sırıta sırıta anlatıyor: “Efendim bunlar özel beslemedir, iktidarın yemliğinde semirtilmiş, muhalefetin ahırından transfer edilmiş, garantili ve kefillidir!” Anlıyorsunuz ki mesele sadece milletvekili satmak değil; mesele, o vekili önce yemleyip sonra satışa çıkarmak.
Peki nedir bu “yal”? Bu pazarda yal dediğin, korkuyla yoğrulmuş, makamla tatlandırılmış, dosya tehdidiyle mayalanmış özel bir karışım. Tarifi şöyle: Bir ölçek “hakkında şu dosya var” alın, üzerine iki kaşık “makam vaadi” ekleyin, bir tutam “ailen de üzülmesin” serpin, en son da “iktidar sofrasında yer var” sosuyla servis edin. Bu yalı yiyen siyasetçi, bir haftada tanınmaz hale gelir; dünün ateşli muhalifi, bugünün en sadık iktidar kuzusu oluverir.
Bu çiftlikte yetiştirilme süreci de ibretlik: Önce siyasetçi adayı bir korku kafesine konur. Kafesin telleri arasından “yargılanırsın”, “malına el konur”, “hapse girersin” fısıltıları süzülür. Aday bir süre direnir gibi yapar; “Ben ilkelerimden vazgeçmem!” diye öter. Ama yemlik önüne kondukça, hele hele o yemliğin içinde bir bakanlık, bir belediye başkanlığı, hatta sadece “dokunulmazlık zırhı” gibi lezzetli lokmalar olduğunu gördükçe, gagası yumuşar. Önce bir tadımlık alır, sonra kendini yemliğe gömer. Ve işte o an, siyasetçi artık “yal yemiş” sıfatını hak eder.
En acıklısı da şu: Yal yemiş siyasetçi, semirdikçe kendi geçmişini inkâr eder. Dün “halkın emaneti” dediği koltuğa, bugün “piyasa koşulları gereği” diye oturur. Dün kürsüde “asla satılık değilim” diye haykıran o ağız, bugün aynı kürsüde “memleketin hayrına transfer oldum” diye geveler. Oysa memleketin hayrına olan tek şey, o siyasetçinin aslında kendi sonunu hazırladığıdır; çünkü yal yemiş siyasetçinin miadı, yemliğin boşaldığı ana kadardır.
Bu pazarın en büyük özelliği, yal yemiş siyasetçinin son kullanma tarihinin çok kısa olmasıdır. Bugün semirtilip vitrine konan, yarın tüketilir ve kalanı çöpe atılır. Çünkü iktidar için o, sadece bir araçtır; muhalefetten koparılıp getirilen bir kupa, bir istatistik, bir “bakın nasıl da bize katılıyorlar” gösterisidir. Gösteri bitince, yal da biter. Yal bitince, o siyasetçi ne iktidara yaranabilir ne de eski yerine dönebilir; arafta, vicdansız ve omurgasız bir gölge olarak kalır.
Ve gelin görün ki, bu bit pazarında en çok satılan mal, işte bu yal yemiş siyasetçidir. Fiyatı da komik: Bir akşam yemeği, bir televizyon kanalında üç dakika, bazen sadece “hakkındaki dosyayı rafa kaldırma” vaadi. Oysa o siyasetçi bilmez ki, satın alınan sadece koltuğu değil, ruhudur; ödediği bedel sadece ilkeleri değil, insanlığıdır.
Bit pazarı bir gün kapanır; tezgâhlar toplanır, tellallar susar, yemlikler boşalır. O gün, yal yemiş siyasetçi ortada kalakalır; ne alan vardır artık onu, ne de satacak bir şeyi. Çünkü her şeyini, o yalı yerken bitirmiştir. Ve milletin hafızası, o gün geldiğinde, kimin hangi yemlikten beslendiğini, kimin kaça satıldığını, kimin hangi korkuyla yal yediğini bir bir söyler. Unutmayalım: Yal, karnı doyurur ama ruhu kemirir; makam, koltuk verir ama karakteri alır. Ve bu pazarda en acı manzara, yal yemiş siyasetçinin aynada kendine bakamamasıdır.



Bir yanıt yazın