Türkiye siyasetinde “umut” kelimesini en çok ağzına alan ama en az umut üreten yapı bugün CHP yönetimidir. Bu artık bir iddia değil, sahadaki pratiğin açık sonucudur. CHP, Atatürk’ün kurduğu bir halk partisi olmaktan çıkmış; küresel odakların, özellikle de ABD’nin bölgesel hesaplarında yedekte tuttuğu bir aparata dönüşmüştür. Bu dönüşüm ne gizlidir ne de yeni; yalnızca görmezden gelinmektedir.
Bugün CHP yönetiminin siyasi hattı Atatürkçülükle değil, küresel liberal ezberlerle tanımlanmaktadır. Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesinin yerini, Washington merkezli “demokrasi ihracı”, “yerel aktörler”, “kontrollü muhalefet” dili almıştır. Bu nedenle CHP, emperyalizme mesafeli bir çizgi değil; emperyalizmin makbul muhalefeti rolünü üstlenmiştir.
Ekrem İmamoğlu’nun etrafında kurulan yapay “son umut” anlatısı bu tablonun en net örneğidir. CHP yönetimi, İmamoğlu’nu yalnızca bir belediye başkanı ya da siyasi aktör olarak değil, uluslararası vitrine uygun bir figür olarak pazarlamaktadır. CHP’lilerin şehir şehir dolaştırılması, salon salon gezdirilmesi, sürekli aynı yüzle aynı sloganların tekrarlanması; halkı örgütlemek değil, psikolojik beklenti yönetimi yapmaktır. Bu bir siyaset üretimi değil, bir umut pazarlamasıdır.
Daha vahimi şudur: CHP yönetimi, FETÖ ve PKK gibi yapılarla arasına net ve tartışmasız bir ideolojik mesafe koyamamaktadır. “Aman kimseyi küstürmeyelim” siyaseti, “herkesle konuşuruz” rahatlığı, milli devlet refleksi değil; devletsizleştirilmiş bir siyaset anlayışıdır. Bu yüzden CHP, bu yapıların doğrudan temsilcisi olmasa bile, onların son siyasal beklenti alanı haline gelmiştir. Bu gerçeği görmek için derin analizlere değil, son on yılın siyasi reflekslerine bakmak yeterlidir.
CHP’nin ironisi şuradadır: AKP’yi Amerikancılıkla suçlarken, AKP’den daha uyumlu bir Amerikan muhalefeti üretmiştir. Bu yalnızca Türkiye’de değil, bölge ülkelerinde de açıkça konuşulmaktadır. İranlı yetkililerin CHP’ye dair yaptığı değerlendirmeler, bu partinin anti-emperyalist değil, emperyalizme entegre bir çizgide görüldüğünü ortaya koymaktadır. Aklı başında, tarih bilinci olan Türk vatandaşları da bunu sahada net biçimde görmektedir.
Atatürkçülük; bağımsızlık, halkçılık ve devlet ciddiyeti ister. CHP yönetiminde ise bunların yerini kimlik siyaseti, dış destek beklentisi ve PR kampanyaları almıştır. Atatürk’ün mirası, CHP vitrininde bir dekor; gerçek siyasette ise bir yük gibi taşınmaktadır.
Sonuç nettir:
CHP bir umut partisi değildir.
CHP, umudu sürekli erteleyen, her seçim öncesi yeniden paketleyen bir umut tüccarıdır.
Halktan yetki alamadıkça mağduriyet, iktidar olamayınca dış destek üreten bir yapıdan söz ediyoruz.




Bir yanıt yazın