Türkiye Orta Doğu’ya Hakim Olmak İçin Güç Oyunu Kuruyor

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

 İran’ın bölgesel nüfusunun hızla azalmasıyla birlikte Türkiye, boşluğu doldurmak ve Doğu Akdeniz ve daha geniş Orta Doğu’da hakimiyet kurmak için girişken bir şekilde konumlanıyor

More anti-Türkiye propaganda by Sinan Ciddi, a tool of the Jewish lobby’s Washington, DC based Foundation for Defense of Democracy (FDD).

Yahudi lobisinin Washington merkezli Demokrasi Savunma Vakfı’nın (FDD) bir maşası olan Sinan Ciddi’den Türkiye karşıtı propagandaya devam.

Enis Pınar

Makalenin “Google Translate” aracılığı ile Türkçe çevirisi:

ULUSAL GÜVENLİK DERGİSİ Askeri ve Savunma Analizleri

Türkiye Orta Doğu’ya Hakim Olmak İçin Güç Oyunu Kuruyor

13 Ağustos 2025, 11:26 EDT’de YAYINLANDI – İran’ın bölgesel nüfusunun hızla azalmasıyla birlikte Türkiye, boşluğu doldurmak ve Doğu Akdeniz ve daha geniş Orta Doğu’da hakimiyet kurmak için girişken bir şekilde konumlanıyor. Bu hırs, Ankara’nın hızlı askeri yığınağı, Libya ve Somali gibi Afrika ülkeleriyle artan angajmanı ve Suriye’deki iddialı askeri faaliyetleriyle açıkça ortaya çıkıyor; bütün bunlar, Tahran’ın bölgesel sahneden çekilmesinden yararlanıyor.

Türkiye Boşluğu Dolduruyor

Bu gelişmeler, Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs da dahil olmak üzere ABD’nin kilit müttefiklerini alarma geçirdi. Bu müttefikler, Türkiye’nin revizyonist dış politikasının güvenliklerini ve egemenliklerini doğrudan tehdit ettiği konusunda uyarıyorlar. Ankara’nın yayılmacı gündemi, kontrol altına alınmadığı takdirde, bölgeyi istikrarsızlaştırmakla kalmayıp, Avrupa ve ABD’yi daha geniş bir çatışmaya da sürükleyebilir. Bir analistin açıkça belirttiği gibi, “Türkiye yeni İran olabilir.”

Ankara’nın Afrika’daki son diplomatik girişimleri endişe verici bir eğilimi gözler önüne seriyor. Türkiye, 2019 yılında Trablus merkezli Fayez es-Sarraj hükümeti adına Libya iç savaşına müdahale ederek, rejimini güvence altına almak için silah ve asker konuşlandırdı. Karşılığında es-Sarraj, Türkiye’nin Akdeniz’deki kıta sahanlığı iddialarını büyük ölçüde genişleten bir deniz sınırı anlaşmasını kabul etti; bu iddialar, Yunanistan’ın uluslararası alanda tanınan deniz sınırlarına doğrudan meydan okuyor.

Avrupa Birliği ve Mısır gibi bölgesel güçler tarafından kesin bir dille reddedilen anlaşma, Ankara’nın emellerinin bir ön izlemesi niteliğindeydi. Türkiye şimdi, daha önce rakibini desteklemiş olmasına rağmen, ülkenin doğusundaki rakip Libya Ulusal Ordusu’nun komutanı Mareşal Halife Hafter’e kur yapıyor. Temmuz ayında Hafter’i Ankara’da ağırlayan Türk yetkililer, Libya’nın doğu hükümetiyle de benzer bir deniz anlaşması sağlamayı hedefliyor. Ayrıca, Brüksel’in Yunan egemenliğini korumak yerine, Avrupa’ya Afrika göçünü engellemede Türkiye iş birliğine öncelik vereceğini umarak AB’nin de kabullenmesini bekliyorlar.

Her iki Libyalı grup da Türkiye’nin deniz yetki alanlarını onaylar ve Avrupa anlamlı bir direniş göstermezse, bu durum mevcut uluslararası deniz hukukunun açık bir ihlali anlamına gelecektir. Böyle bir hamle, Türkiye ile Yunanistan arasında silahlı çatışma ihtimalini gündeme getirecektir.

Türkiye’nin hamleleri geniş kapsamlı

İsrail de benzer endişeler taşıyor. Temmuz 2025’te Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin altyapı, eğitim ve sağlık hizmetlerine büyük yatırımlar yaptığı Somali ile bağlarını derinleştirdiğini duyurdu. Daha da önemlisi, Ankara kapsamlı askeri eğitim ve destek sağladı ve karşılığında Somali topraklarındaki en büyük denizaşırı askeri üssünü işletiyor. İsrailli yetkililer, bu üssün, önemli İsrail nüfus merkezlerini vurabilecek mesafede konumlandıran Türk askeri operasyonları veya füze konuşlandırmaları için bir fırlatma rampası görevi görebileceğinden endişe ediyor.

Turkey’s rapidly advancing weapons programs heighten those fears. At the 2025 International Defense Industry Fair (IDEF), Ankara unveiled the “Tayfun 4,” a hypersonic ballistic missile believed to have the range to strike Israel. Turkey also showcased the “Gazap,” its most powerful non-nuclear aerial bomb to date—capable of penetrating fortified bunkers and deployable from F-16 fighter jets.

Bu askeri iddialı gösterilerin zirvesi, Türkiye’nin Birleşik Krallık ve Almanya ile 40 Eurofighter Typhoon jeti satın almak için bir ön anlaşma imzaladığını duyurmasıydı. Anlaşma henüz kesinleşmemiş olsa da, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi anlaşmayı engellemek için yoğun bir şekilde kulis faaliyetleri yürütüyor. Ayrıca, Washington’ı, Ankara’nın Rus S-400 füze savunma sistemini satın almasının ardından 2019’da getirilen beşinci nesil F-35 jetlerinin Türkiye’ye satışına ilişkin kısıtlamaları sürdürmeye çağırıyorlar.

Bölgede Korkular ArtıyorTürkiye’nin Suriye’deki faaliyetleri, İsrail’in endişesini daha da haklı çıkarıyor. Ankara, yıllarca Ahmed eş-Şara’nın Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) örgütüne ve İdlib’deki diğer cihatçı gruplara Beşşar Esed’i devirmek için silah ve eğitim sağladı. Bu kumar, eş-Şara’nın Aralık 2024’te Esed’i devirip kendisini geçici cumhurbaşkanı olarak atamasıyla meyvesini verdi. Erdoğan, eş-Şara’yı esnek bir vekil lider olarak görüyor ve Türkiye’nin rehberliğinde Suriye ordusunu yeniden inşa etmek için şimdiden çalışıyor. Suriye’de 20.000’den fazla Türk askeri konuşlu bulunuyor.

Türkiye’nin askeri varlığını derinleştirme hevesi, İsrail savaş uçaklarının Türk personelinin gelişinden sadece birkaç saat önce Palmira’daki bir hava üssünü imha etmesiyle açığa çıktı ve engellendi. İsrailli yetkililer, Türkiye’nin amacının açık olduğunu düşünüyor: Suriye’nin birincil hamisi olarak İran’ın yerini almak ve ülkeyi İsrail’i tehdit etmek için bir üs olarak kullanmak. Bunlar temelsiz korkular değil. Ankara’nın Hamas’a verdiği tam destek, özellikle 7 Ekim saldırılarından bu yana, Türkiye’nin kendisini İsrail’e karşı bölgesel bir düşman olarak konumlandırdığı algısını güçlendiriyor.

Kıbrıs’ın da endişe duymak için geçerli nedenleri var. Türkiye, 1974’ten beri adanın kuzey üçte birini yasadışı olarak işgal ediyor ve topraklarında on binlerce asker bulunduruyor. Ancak bir zamanlar Kıbrıs’a özgü bir ikilem olarak görülen bu durum, İsrailli analistler tarafından giderek daha geniş bir güvenlik tehdidi olarak görülüyor.

Türkiye, 2021’den bu yana Kuzey Kıbrıs’a Akıncı ve Bayraktar platformları da dahil olmak üzere silahlı İHA’lar konuşlandırdı. Bu sistemler, İsrail donanma gemilerini, gaz platformlarını ve diğer kritik altyapıları vurabilecek kapasitede. Ayrıca Türkiye, adaya ATMACA gemisavar füzeleri yerleştirdi. 200 kilometreden fazla menzile sahip olan bu füzeler, İsrail’in açık deniz enerji varlıklarına doğrudan tehdit oluşturuyor.

Türkiye’nin Tehdidini Ciddiye Almak

Bazıları bu endişelerin abartılı olduğunu iddia edebilir. Ne de olsa Türkiye, Rusya’yı kontrol altına alma ve Ukrayna’da barışa aracılık etme çabalarını destekleyen, sorumlu bir NATO müttefiki olarak kendini göstermeye devam ediyor. Suriye’de cihatçı savaş ağalarının destekçisi değil, istikrar sağlayıcı bir güç olduğunu iddia ediyor. Hamas’a verdiği desteğin askeri ittifaktan değil, insani kaygılardan kaynaklandığını ısrarla vurguluyor. Ancak bu söylemler dikkatle incelendiğinde asılsız oldukları ortaya çıkıyor.

Suriye iç savaşı boyunca Erdoğan, Suriye Milli Ordusu (SMO) çatısı altında El Kaide bağlantılı cihatçı milisleri güçlendirme çabalarını yoğunlaştırdı. Artık yeni Suriye ordusunun çekirdeğini oluşturan bu milislerin üyeleri, Suriye’deki Alevi ve Dürzi azınlıklara yönelik şiddetli saldırılarda yer aldı.

Benzer şekilde, Erdoğan’ın Hamas’a olan sempatisi sadece söylem ve Filistinlilere olan sempatiyle sınırlı değil. Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak ilan edilen Hamas’a maddi destek sağlama konusunda belgelenmiş ve devam eden bir geçmişe sahip.

Türkiye’nin sicili farklı bir hikâye anlatıyor: fırsatçı güç projeksiyonu, artan militarizm ve Batı çıkarlarına düşman aktörlerle stratejik ortaklıklar. Libya, Somali, Suriye veya Kıbrıs’ta olsun, Ankara bölgenin haritasını yeniden çiziyor ve bunu genellikle uluslararası hukuk ve komşularının güvenliği pahasına yapıyor. Kanıtlar giderek artıyor: Türkiye barış arayan iyi niyetli bir aktör değil, bölgesel istikrarsızlığı kendi hakimiyetini kurmak için kullanan revizyonist bir güç.

Batı bu tehdidi ciddiye almalı. Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs için tehlike yakın. Ancak Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri için etkileri de aynı derecede derin. Washington ve Brüksel, Türkiye’yi soyut bir güvenlik ortağı olarak algılarken, Ankara bölgeyi askeri ve diplomatik olarak kuşatıyor ve neredeyse hiç tepki görmüyor.

Yazar Hakkında: Sinan Ciddi

Sinan Ciddi, FDD’de kıdemli araştırmacı ve Türk siyaseti uzmanıdır. Ayrıca ABD Deniz Piyadeleri Üniversitesi’nde (MCU) Ulusal Güvenlik Çalışmaları Doçenti’dir. MCU’ya katılmadan önce Sinan, Georgetown Üniversitesi bünyesindeki Türkiye Çalışmaları Enstitüsü’nün İcra Direktörüydü (2011-2020). Georgetown Üniversitesi Dışişleri Fakültesi’nde Yardımcı Doçent olarak görev yapmaya devam etmektedir. Sinan, Türkiye’nin ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçimlerdeki zayıflığını açıklayan Kemalism in Turkish Politics: The Republican People’s Party: Secularism and Nationalism [“Türk Siyasetinde Kemalizm: Cumhuriyet Halk Partisi: Laiklik ve Milliyetçilik”] (Routledge, Ocak 2009) adlı kitabın yazarıdır. Doktora derecesini 2007 yılında Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan Siyaset Bilimi alanında almıştır. Sinan’ı X’ten takip edin: @SinanCiddi.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. A.Osman Taşcı avatarı
    A.Osman Taşcı

    Sn: Enis Pınar bey, ben bu Sinan Ciddi nin yazılarını uzun süredir takip ediyorum. Bu adam doğruları yazdı.

    Siz Cumhurbaşkanı Recep Erdoğanı tutuyorsunuz, sempatiniz var diye, bizimde bu adamı sevmeye mecbur değiliz.

    Sinan Ciddi, yazısında, gerçekleri yazmış, Erdoğan hakkında. Ayrıca israil yanlısı bir yazar değil. Atatürkçü bir insan.

  2. Enis Pınar avatarı
    Enis Pınar

    Sn. Osman Taşçı bey,

    Sinan Ciddi’nin halen kıdemli araştırmacı olarak çalıştığı Washington merkezli Demokrasi Savunma Vakfı’nın (FDD) İcra Direktörü (Executive Director) Jonathan Schanzer’in, Kudüs İbrani Üniversitesi mezunu ve ABD Cumhuriyetçi Parti’nin Yahudi Koalisyonu’na bağlı bir düşünce kuruluşu olan Yahudi Politika Merkezi’nin eski Politika Direktörü olduğunu biliyormusunuz?

    Daha da önemlisi, Demokrasileri Savunma Vakfı’nın Siyasi Eylem Komitesi “FDD Eylem” (FDD Action), 1 Ekim 2019 tarihinde resmen TÜRKİYE KARŞITI BIR KULİS ÖRGÜTÜ OLARAK tescil edilmiş bulunuyor. Resmi Lobicilik Kayıt Formu’na (LD-1 Beyan Formu) ABD Temsilciler Meclisi Kimlik Numarası 445920001 ve ABD Senatosu Kimlik Numarası 401105458 atanmıştır. Bu bilgilere kendiniz de İnternet’ten ulaşılabilirsiniz.

    Sinan Ciddi’nin tam onbir kere İsrail’e değindiği yukarıdaki yazısında yer alan “Ankara, 2025 Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı’nda (IDEF) İsrail’i vurabilecek menzile sahip olduğuna inanılan hipersonik balistik füze ‘Tayfun 4’ü tanıttı” cümlesi ilginizi çekmedi mi? Niye İsrail de başka bir ülke değil, mesela Rusya?

    Savunduğunuz Sinan Ciddi’nin aynı yazıda “Türkiye barış arayan iyi niyetli bir aktör değil” görüşüne katılıyor musunuz?

    “(B)en bu Sinan Ciddi nin yazılarını uzun süredir takip ediyorum” diye yazmışsınız. Kendisinin Jonathan Schanzer ile birlikte 23 Nisan 2025 tarihinde Newsweek dergisinde yayınlanan “ABD Türkiye’ye Silah Satmamalı” (The U.S. Should Not Sell Weapons to Turkey) yazısını okudunuz mu? Yazıda yer alan:
    “Türk donanması, Yunanistan ve Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgelerini ihlal etmeye devam ediyor… Türkiye’yi Amerika’nın beklediği müttefik olmaya itecek tek şey, üzerine yapılacak baskıdır. O zamana kadar (Dışişleri Bakanı Hakan) Fidan, Amerika’nın en üst düzey diplomatıyla bir daha görüşmemeli ve Türkiye dışlanmalıdır” görüşü ile hemfikir misiniz?

    Bütün bunları dikkate almadan, hoşunuza gitmeyen gerçekleri açıkladı diye tanımadığınız bir insanı “Siz Cumhurbaşkanı Recep Erdoğanı tutuyorsunuz” diye damgalamış olmanız, kanımca sadece sizin kendi siyasi kutuplaşmanızın belirtisidir. İyi günler dilerim.

  3. A Osman Taşcı avatarı
    A Osman Taşcı

    Sn: Enis Pinar bey,

    yazdıklarınız ilğinç. Bu S.C ne derece israilin adamı olduğunu bilemeyeceğim. Kişisel bu adamı tanımıyorum,nereli olduğunu bile kesin bilen yok. 500 kez israil diye’ de yazsa, eğer haber yanlışsa kimse bu adamı ciddiye almaz.
    İsrail konusunda, bu Binali Yıldırım ve RTE oğlunun, halen İsrail ile ticaret yapması sizce doğrumu?

    Gemileri ile oraya yiyecek maddesi taşırken, Filistin halkının açlıktan ölmesi.

    Nerede burda insanlık ve müslümanlık?

    Bende size iyi günler dilerim.

  4. Anonim avatarı
    Anonim

    Sinan Ciddi, Amerika’ da yaşayan Türk- Amerikan iş adamı. Dürüst bir insan, bugüne kadar Türkiye’ nin hep lehine çalışmıştır. Bazıları gibi ülkesini satmaya , bölmeye kalkmadı.
    Düzgün biri.

  5. Enis Pınar avatarı
    Enis Pınar

    İlginç. İsmini açıklamaktan çekinen yorumda bulunmuş olan kişi, Sinan Ciddi’nin “Amerika’ da yaşayan Türk- Amerikan iş adamı” olduğunu yazmış.

    Halbuki Bay Ciddi kendi özgeçmişinde ABD Deniz Piyadeleri (U.S. Marine Corps), Komuta ve Kurmay Akademisinde Ulusal Güvenlik Çalışmaları Doçenti olduğunu ve Demokrasi Savunma Vakfı’ında da (Foundation for Defense of Democracy) kıdemli araştırmacı olduğunu yazmış. Akademik cevreler dışında özel sektörde “iş adamı” (businessman) olduğunun bahsini görmedim. Gözümden kaçmış olabilir.

    Yorumda bulunan isimsiz kişi, acaba Bay Ciddi’yi başka birisi ile mi karıştırmakta? Hangi iş yerinde halen veya daha önce çalıştığını açıklayabilirse yararlı olur. Saygılarımla.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar