Gönüllü Uşaklık: NATO’ya Sınırsız, Vatandaşa Vesayet

Okuma Süresi:

6–8 dakika
❤️

Sefa Yürükel

Ankara’da NATO Zirvesi hazırlıkları öyle bir boyuta ulaştı ki, sanırsınız ittifakın genel merkezi Brüksel’den taşınıp Kızılay’a kurulacak. Sokakta yürüyen her vatandaşın omzunda görünmez bir NATO flaması var, her kavşağa bir tank, her meydana bir güvenlik bariyeri kondurulmuş. Başkent, âdeta dev bir açık hava askerî üssüne dönüştürülmüş vaziyette.

İktidar, NATO’ya ev sahipliği yapmayı öyle bir ciddiyetle ele aldı ki, kısa süre öncesine kadar “yerli ve milli” söylemiyle meydanları inletirken, şimdi NATO bayrağını pelerine dönüştürüp Ankara sokaklarında koşuyor. Bu hızlı dönüşümü gören sosyologlar “Türk siyasetinde yeni bir kavram keşfettik” diye makale yazmaya hazırlanıyor: “Esnek Omurga Sendromu.”

Brüksel’den Talimat, Ankara’dan Harfiyen Uygulama

Bir düşünün; NATO’nun zirve güvenliği için yayımladığı protokoller her üye ülkede standarttır. Ama hiçbir üye ülke, kendi başkentini 13 günlüğüne açık hava hapishanesine çevirmez. Hiçbir üye ülke, basın açıklamasını dahi yasaklamaz. Hiçbir üye ülke, esnafını kepenk kapatmaya zorlayıp “siz NATO için feda oldunuz” demez. Ama burada, Ankara’da, iktidar NATO protokollerini öyle bir yorumluyor ki, Brüksel’deki bürokratlar bile “Acaba biz yanlışlıkla sıkıyönetim mi istedik?” diye birbirine soruyordur.

Hatta duyumlarımıza göre, NATO Genel Sekreteri zirve öncesi Ankara’ya bir mesaj göndermiş: “Lütfen biraz sakin olun, burası NATO zirvesi, Mars’tan gelen uzaylı istilası değil.” İktidarın cevabı ise net: “Estağfurullah, siz rahat edin diye biz Anayasa’yı da askıya aldık, bir ihtiyacınız olursa cumhuriyetin temel niteliklerini de kaldırabiliriz.”

Vatandaşa Çelme, NATO’ya Cilve

Ankara esnafı kepenk kapatmış, dükkânının önünde çaresizce bekliyor. Günlük cirosu sıfır, borçları tavan yapmış, kirasını ödeyemez halde. Tam o sırada caddeden geçen bir resmi araçtan anons yapılıyor: “Değerli esnafımız, NATO Zirvesi nedeniyle mağduriyetinizin farkındayız. Sabrınız için teşekkür eder, kira ve faturalarınızı NATO’nun şerefine ödemenizi rica ederiz.”

Bu, abartı değil; bu, yaşananların özetidir. İktidar, NATO’ya şirin görünme yarışında o kadar ileri gitti ki, artık vatandaşın temel ihtiyaçları “ulusal güvenlik zafiyeti” olarak kodlanıyor. Kira mı ödeyemiyorsun? NATO’nun huzuru için sus. Çocuğunun okul masrafını mı karşılayamıyorsun? ABD heyeti rahat etsin diye dayan. Market kuyruğunda ekmek mi bekliyorsun? Stratejik ittifakın onuru için gülümse.

Amerikancılıkta Yeni Rekor: Vatandaşı Rehin, Pentagon’u Rahat

Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington’da Türkiye masasındaki yetkili, Ankara’dan gelen raporları okuyunca kahvesini ekrana püskürtmüş. Raporda yazıyor: “Türk hükümeti, zirve öncesinde muhalifleri toplamaya başladı, basını susturdu, şehri kapattı, esnafı perişan etti.” Amerikalı yetkili şaşkınlıkla sormuş: “Biz böyle bir şey talep ettik mi?” Cevap: “Hayır, ama onlar kendiliğinden yapıyor, hatta bizim için Anayasa’yı falan da askıya almışlar.” Pentagon’da bir sessizlik olmuş. Ardından aynı yetkili: “Yani bizim için kendi vatandaşlarını tutukluyorlar, biz istemeden?” “Evet efendim, hem de ‘Amerika’nın stratejik ortağıyız’ diye övünerek.”

Bu diyalog tamamen hayal ürünü değil; iktidarın dış politikasının geldiği noktanın karikatürize edilmiş halidir. Amerika’nın bölgedeki en sadık müttefiki olma yarışında iktidar, o kadar ileri gitti ki, Pentagon’un bile “biraz yavaş ol” diyeceği raddeye ulaştı. Ama iktidar durmuyor; çünkü onların anlayışında egemenlik, yabancı heyetlerin konforuyla doğru orantılıdır. Ne kadar çok vatandaşını susturursan, o kadar çok egemensin.

NATO’dan Fazla NATO’cu Olmanın Alfabesi

İktidarın NATO sevdası öyle bir boyutta ki, kısa süre önce “yerli ve milli savunma sanayii” diye övündüğü projeleri bile NATO logosuyla süslemeye başlamış. İHA’ların, SİHA’ların üzerine küçük NATO bayrakları yapıştırılıyormuş.

Ama burada durup bir nefes alalım. Zira bu satırları okuyanlar, “Yazar abartıyor, hiciv bu kadar da olmaz” diyebilir. Ne yazık ki söz konusu olan sadece NATO özelinde bir karikatür değil; aynı zihniyetin farklı başlıklardaki tezahürlerini gördüğümüzde, “NATO’dan fazla NATO’cu” olmanın aslında bir sistem refleksi olduğunu anlıyoruz.

Avrupa Birliği faslında yaşananları hatırlayın. 2000’li yılların başında AB uyum sürecinde öyle reform paketleri geçirildi ki, Brüksel’dekiler bile şaşkındı. AB’nin “sivil-asker ilişkilerini demokratikleştirin” tavsiyesi Ankara’da “orduyu tamamen siyasetten tasfiye edip her kuruma kendi adamlarımızı yerleştirelim” diye okundu. Brüksel’den nazikçe “biraz abartmadınız mı?” sorusu geldiğinde cevap hazırdı: “Hayır, biz Avrupa’nın en demokratik ülkesi olma yolundayız.” Sonuç? AB süreci çöktü, müzakere başlıkları kapandı, ama içeride vesayet bir biçimden başka bir biçime evrildi. İstenen demokratikleşmeydi, gelen kapsamlı bir kadrolaşma oldu.

IMF günlerine bakın. 2001 krizi sonrası yapılan stand-by anlaşmalarında IMF’nin talep ettiği kemer sıkma politikaları Ankara’da öyle bir yorumlandı ki, vergiler katlandı, zamların dozu kaçtı, dar gelirli adeta canından bezdi. IMF Türkiye masasından “Bu kadarını biz istemedik, halkın tepkisi bize dönecek” uyarısı geldiğinde Ankara’nın tavrı yine aynıydı: “Siz merak etmeyin, biz gereğini yaparız.” Gereği yapıldı, vatandaşın cebi boşaldı, IMF memnun edildi; ama o gün biriktirilen öfke bugün hâlâ tam olarak dinmiş değil.

Göç mutabakatını düşünün. 2016’da AB ile imzalanan anlaşma uyarınca Türkiye düzensiz göçü kontrol altına alacak, karşılığında maddi yardım ve vize serbestisi alacaktı. Uygulamada ise Ankara, AB’nin beklemediği ölçüde bir “sınır bekçiliği” rolü üstlendi. Milyonlarca sığınmacı neredeyse hiçbir uzun vadeli entegrasyon planı olmadan sistemde tutuldu. AB yetkilileri “en azından çocukların okula gitmesini sağlayın, insani koşulları iyileştirin” dediğinde Ankara’nın cevabı “siz paranızı verin, biz hallederiz” oldu. Üstüne üstlük, her kriz anında “kapıları açarız” resti çekildi. Yani önce AB için fazladan rol çalındı, sonra bu rol şantaj aracına dönüştürüldü. Omurga esnekliğinin daniskasıydı bu.

İncirlik Üssü’nü hatırlayın. ABD ile ikili anlaşmalar üssün kullanımını belirli çerçevelere oturtur. Ama Irak ve Suriye operasyonlarında iktidar, Pentagon’un talep ettiğinden çok daha geniş kullanım izinleri verdi. TBMM’den geçirilmesi gereken tezkereler “stratejik ortaklığın gereği” denilerek hızlandırıldı. ABD’li diplomatların “Bu kadar esneklik gerçekten gerekli mi? Sonra iç kamuoyunda zor durumda kalırsınız” dediği, Ankara’nın ise “Hayır, biz vatandaşı hallederiz, siz rahat olun” cevabı verdiği bizzat Washington’da konuşuldu. Üs çevresindeki kazalara, olaylara ilişkin soruşturmalar ise yıllarca “uluslararası hassasiyet” gerekçesiyle rafa kaldırıldı.

Dahası da var: BM Güvenlik Konseyi kararları iç hukuka aktarılırken “biz bir de üstüne ekleyelim” denilerek vatandaşın temel haklarını kısıtlayan torba yasalar çıkarıldı. Terörle mücadele bahanesiyle getirilen mal varlığı dondurma hükümleri, uluslararası kuruluşların “orantılı olun” tavsiyesine rağmen mülkiyet hakkını çiğneyecek seviyeye çekildi. Hep aynı mantık: Uluslararası bir yükümlülüğümüz var, madem öyle biz en iyisini biliriz, biraz da biz ekleyelim.

Gördüğünüz gibi, “NATO’dan fazla NATO’cu” olmak bir istisna değil, bir alışkanlığın bu kez askerî ittifak zemininde vücut bulmasıdır. İktidar, meşruiyetini kendi halkından alamadığı için yabancı başkentlerin takdirine muhtaçtır. Bunun için de sürekli “istenenden fazlasını yapıp” sadakatini ispat etmeye çalışır. NATO’nun güvenlik protokolü mü var? Başkenti hapishaneye çevirir. AB’nin demokrasi tavsiyesi mi var? Kadrolaşmayı demokrasi diye yutturur. IMF kemer sıkma mı dedi? Kemerleri boğazlama seviyesine çeker. Pentagon üs mü istedi? Anahtarı bırakın, tapuyu da getirin.

Tarihin Tozlu Sayfalarından Bir İbret: Marcos’un Ayakkabıları, Şah’ın Tavus Kuşları

Tarih, yabancı efendilere yaranmak için kendi halkını ezenlerin sonunu hep aynı yazmıştır. Filipinler’de Marcos, binlerce çift ayakkabısını sarayda bırakıp kaçtı. İran’da Şah, tavus kuşlarını ve tahtını geride bırakıp sürgünde can verdi. Peki ya bizim iktidar? Onlar da NATO zirvesi bittikten sonra, belki de ellerinde bir NATO flaması, “Biz görevimizi yaptık” diyerek tarihin çöplüğüne doğru yola çıkacaklar. Ama o gün geldiğinde, ne Pentagon’un ne de Brüksel’in tek bir telefonu açacağını şimdiden görmek için kâhin olmaya gerek yok.

Çünkü uluslararası ilişkilerde “kullan at müttefik” diye bir kavram vardır. Sen efendine ne kadar yaranırsan yaran, işin bittiğinde seni bir kenara bırakırlar. Şimdi Ankara’da NATO için vatandaşını gözaltına alanlar, yarın NATO’nun yeni stratejik konseptinde “demokrasi ve insan hakları” eleştirisine maruz kaldıklarında, aynı hızla “Biz zaten NATO’yu hep eleştirirdik” demeye başlayacaklardır. Omurga esnekliği bu noktada devreye girer.

Son Söz: NATO Gider, Ankara Kalır, İktidar Sallanır

NATO zirvesi üç gün sürecek, heyetler gidecek, bayraklar toplanacak, güvenlik bariyerleri kaldırılacak. Ama geride ne kalacak? Kepenk kapatmaktan batmanın eşiğine gelen binlerce esnaf, haftalarca nezarethanede tutulan yüzlerce insan, haber alamayan bir toplum, çiğnenmiş bir Anayasa ve güveni paramparça edilmiş bir demokrasi.

İktidar, NATO’ya ve ABD’ye yaranma yarışında kendi vatandaşını feda ettiğini sanıyor. Oysa asıl feda ettiği, kendi meşruiyetidir. Ve tarih, meşruiyetini yabancı başkentlerde arayan hiçbir iktidara uzun ömür bahşetmemiştir. Şah gitti, Marcos gitti, Batista gitti; sırada kim var? Tarih, o sorunun cevabını da eninde sonunda yazacak, hem de hiç beklemedikleri bir anda.

O yüzden şimdiki iktidara da: şimdiden geçmiş, haber ve küpe olsun.


Kaynakça

· İroni ve Siyaset Araştırmaları Merkezi. (2026). “Esnek Omurga Sendromu: Türk Dış Politikasında Yeni Bir Kavram.” Ankara: Hiciv Yayınları.
· Tarih. (1979). İran Devrimi ve Pehlevi Hanedanının Çöküşü: Şah’ın Tavus Kuşlarından NATO’nun Kartallarına Uzanan İbretlik Hikâyeler. Tahran: Sokak Yayınları.
· Pentagon Arşivleri. (2025). “Talep Etmediğimiz Halde Yapılanlar: Müttefiklerin Gönüllü Fedakârlıkları Üzerine Bir İç Yazışma.” Washington: Gizli Dosyalar.
· Anonim Ankara Esnafı. (2024). “NATO İçin Kepenk Kapattık, Borçlarımızı Pentagon mu Ödeyecek?” Kızılay Sohbetleri, Sayı: 1923.
· Brüksel’den Bir Bürokrat. (2026). “Biz Sadece Toplantı İstedik, Sıkıyönetim Değil: Ankara Zirvesi’nin Perde Arkası.” NATO Gayriresmi Bülteni, Cilt 5, Sayı 2.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar