Uluslararası sistemin teknoloji eksenli yeniden yapılanma sürecinde, Avrasya coğrafyası jeopolitik rekabetin olduğu kadar teknolojik işbirliği fırsatlarının da merkez üssüne dönüşmüş bulunmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin yapay zekâ ve 5G altyapısında yakaladığı küresel ölçekli momentum, Rusya Federasyonu’nun askeri teknolojideki dirençlilik arayışı, Hindistan’ın demografik avantajını teknoloji üretimine kanalize etme çabası, Japonya ile Güney Kore’nin ileri malzeme ve yarı iletken ekosistemindeki belirleyici konumları ve Türkiye’nin savunma teknolojilerinde gösterdiği sıçrama, tüm bu aktörlerin birbirleriyle karmaşık ve çok katmanlı etkileşim ağları içinde hareket etmesine neden olmaktadır. Bu altı ülkenin teknoloji stratejileri, yalnızca kendi ulusal çıkarlarının bir yansıması değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerinin, askeri ittifakların ve ekonomik koridorların geleceğini belirleyen yapısal dinamikler üretmektedir.
Çin’in Sistemsel Teknoloji Mücadelesi ve Avrasya Yansımaları
Çin, 2015 yılında ilan ettiği “Made in China 2025” stratejisiyle başlattığı teknolojik dönüşüm sürecini, 2020’li yıllarda “çifte dolaşım” ekonomik modeli ve “yeni kaliteli üretim güçleri” kavramsallaştırmasıyla derinleştirmiştir. Pekin yönetiminin yarı iletkenler, kuantum bilişim, hipersonik sistemler ve uzay teknolojileri alanlarına yönlendirdiği devasa kaynaklar, Batı ittifakının Çin’i “sistemik rakip” olarak kodlamasına yol açan teknolojik temeli oluşturmaktadır. Çin’in 2023 yılında Ar-Ge harcamalarına ayırdığı gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 2,64’üne denk gelen 459 milyar dolarlık kaynak, bu ülkeyi Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından dünyanın en büyük ikinci Ar-Ge harcamacısı konumuna taşımıştır.
Çin’in teknoloji stratejisinin Rusya ile kesiştiği noktalar, özellikle 2022 sonrasında niteliksel bir dönüşüm geçirmiştir. Batı yaptırımları altındaki Rusya’nın yarı iletken ve ileri elektronik bileşenlere erişiminde yaşadığı daralma, Çin’i Moskova için vazgeçilmez bir teknoloji tedarikçisi haline getirmiştir. 2023 yılında Çin’in Rusya’ya yaptığı çip ve elektronik bileşen ihracatı, bir önceki yıla göre yüzde seksenin üzerinde artış göstermiştir. Bu ticaret akışı, iki ülke arasında asimetrik bir bağımlılık ilişkisi doğurmakta; Rusya kısa vadede teknoloji ihtiyacını karşılarken, uzun vadede Çin’in teknoloji ekosistemine eklemlenme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Çin-Hindistan teknoloji ilişkileri ise derin bir paradoks barındırmaktadır. Himalaya sınırındaki askeri gerilimlere ve Hindistan’ın Çin menşeli teknoloji şirketlerine yönelik kısıtlamalarına rağmen, iki ülke arasındaki teknoloji ticaret hacmi 2023 yılında 118 milyar doları aşmıştır. Hindistan’ın akıllı telefon üretim ekosistemi büyük ölçüde Çinli bileşen tedarikçilerine dayanırken, Delhi yönetimi “Make in India” ve “Digital India” programlarıyla bu bağımlılığı azaltmaya çalışmaktadır. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki dijital altyapı projeleri ile Hindistan’ın “Asya-Afrika Büyüme Koridoru” girişimi, Hint Okyanusu’nda rekabet eden iki teknoloji vizyonunu temsil etmektedir.
Rusya’nın Teknolojik Dirençlilik Arayışı ve Asya Açılımı
Rusya Federasyonu’nun teknoloji stratejisi, 2022’den itibaren olağanüstü koşullara uyum sağlama zorunluluğuyla şekillenmiştir. Batı’nın uyguladığı kapsamlı teknoloji ambargoları, Rusya’nın askeri-endüstriyel kompleksini alternatif tedarik zincirleri inşa etmeye zorlamıştır. Bu bağlamda Rusya’nın Çin ile geliştirdiği teknoloji ortaklığı, taktiksel bir zorunluluktan stratejik bir yönelime evrilmektedir. İki ülkenin ortak uzay istasyonu projesi, GLONASS ve BeiDou navigasyon sistemlerinin entegrasyonu ve askeri teknoloji alanındaki işbirlikleri, Moskova’nın Batı’dan kopuş sürecini hızlandırmaktadır.
Rusya’nın Hindistan ile teknoloji ilişkileri, Soğuk Savaş döneminden miras kalan derin bağlar üzerine inşa edilmektedir. Hindistan’ın savunma platformlarının yüzde altmışından fazlası hala Rus menşeli olmakla birlikte, Delhi yönetimi son yıllarda tedarik kaynaklarını çeşitlendirme çabası içindedir. Buna rağmen, BrahMos süpersonik seyir füzesi ortak üretimi ve Hindistan’ın Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi tedarikinde ısrar etmesi, iki ülke arasındaki stratejik teknoloji ortaklığının dayanıklılığını göstermektedir. 2024 itibarıyla iki ülke, nükleer enerji santrali inşası ve ortak askeri platform geliştirme konularında yeni anlaşmalar müzakere etmektedir.
Rusya’nın Türkiye ile teknoloji ilişkileri ise kendine özgü bir nitelik taşımaktadır. S-400 hava savunma sisteminin tedariki, iki ülke arasındaki en tartışmalı teknoloji transferi örneği olarak kayıtlara geçmiştir. Bu süreç, Türkiye’nin NATO içindeki konumunu sarsarken, Rusya’ya ittifakın güney kanadında stratejik bir nüfuz alanı kazandırmıştır. Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi, iki ülkenin enerji teknolojisi alanındaki işbirliğinin somut göstergesidir. Bununla birlikte, Rusya-Türkiye teknoloji ortaklığının sınırları da belirgindir; Suriye, Libya ve Kafkaslar’daki jeopolitik rekabet, derin teknoloji entegrasyonunun önünde engel teşkil etmektedir.
Hindistan’ın Çok Kutuplu Teknoloji Stratejisi
Hindistan, küresel teknoloji mimarisinde benzersiz bir konuma sahiptir. Bir yandan Quad (ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya) mekanizması çerçevesinde Batı ittifakının Hint-Pasifik stratejisinin kilit unsuru olarak konumlanırken, diğer yandan BRICS platformunda Rusya ve Çin ile ortak hareket etmektedir. Bu çift yönlü konumlanma, Delhi’nin “stratejik özerklik” doktrininin teknoloji alanındaki yansımasıdır. Hindistan’ın 2023 yılında yürürlüğe koyduğu “Hindistan Yarı İletken Misyonu”, 10 milyar dolarlık teşvik paketiyle ülkeyi küresel çip tedarik zincirinde yeni bir merkez haline getirmeyi hedeflemektedir.
Hindistan-Japonya teknoloji ortaklığı, Asya’daki en derin ve çok boyutlu işbirliklerinden birini oluşturmaktadır. İki ülke arasındaki “Dijital Ortaklık” anlaşması, 5G altyapısı, yapay zekâ etiği, kuantum hesaplama ve siber güvenlik alanlarında ortak projeleri kapsamaktadır. Japonya’nın Hindistan’da hayata geçirdiği Mumbai-Ahmedabad yüksek hızlı demiryolu projesi, Şinkansen teknolojisinin transferini içeren bir model olarak öne çıkmaktadır. 2024 yılında iki ülke, savunma teknolojisi alanında insansız sistemler ve denizaltı tespit teknolojileri konusunda yeni işbirliği mutabakatları imzalamıştır.
Hindistan-Güney Kore teknoloji ilişkileri, özellikle elektronik üretim ekosistemi ve savunma sanayii alanlarında ivme kazanmaktadır. Samsung’un Hindistan’daki üretim tesisleri, ülkenin en büyük yabancı yatırımları arasında yer alırken, Güney Koreli şirketler Hindistan’ın yarı iletken ekosistemine yatırım yapmaktadır. Savunma alanında K-9 Vajra kundağı motorlu obüsün ortak üretimi, iki ülke arasındaki başarılı teknoloji transferi modellerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Hindistan ile Türkiye arasındaki teknoloji ilişkileri ise potansiyelinin oldukça altında seyretmektedir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2023 yılında ancak 12 milyar dolar seviyesine ulaşabilmiştir. Savunma sanayii, ilaç teknolojileri ve uzay araştırmaları, işbirliği için en uygun alanlar olarak belirmekle birlikte, Pakistan faktörü ve Keşmir meselesindeki pozisyon farklılıkları, derin teknoloji ortaklığının önünde siyasi bariyer oluşturmaktadır.
Japonya ve Güney Kore’nin Teknolojik Derinliği ile Bölgesel Rekabet
Japonya ve Güney Kore, küresel teknoloji ekosisteminin vazgeçilmez aktörleri olarak konumlanmaktadır. Japonya’nın Tokyo Electron ve Shin-Etsu Chemical gibi şirketleri, yarı iletken üretim ekipmanları ve ileri malzeme alanlarında küresel tekel konumuna yakındır. Güney Kore’nin Samsung ve SK Hynix gibi devleri ise bellek çipleri pazarında dünya liderliğini sürdürmektedir. Bu iki ülkenin teknoloji stratejileri, aynı anda hem derin bir rekabeti hem de Çin’in yükselişine karşı örtülü bir işbirliğini barındırmaktadır.
Japonya’nın “Ekonomik Güvenlik Stratejisi” ve Güney Kore’nin “Kore Yarı İletken Stratejisi”, her iki ülkenin de kritik teknolojilerde tedarik zinciri esnekliğini artırma arayışını yansıtmaktadır. 2023 yılında Japonya’nın yarı iletken malzemeleri ihracatında Güney Kore’ye yönelik kısıtlamaları kaldırması, iki ülke arasındaki teknoloji ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu normalleşme, her iki ülkenin de Çin’in teknoloji ekosistemindeki yükselişini dengelemek için birbirlerine ihtiyaç duyduklarının zımni kabulü anlamına gelmektedir.
Her iki ülkenin Çin ile ilişkileri, karmaşık bir bağımlılık ve rekabet dengesi üzerine kuruludur. Japonya’nın Çin’e yarı iletken üretim ekipmanı ihracatı, Tokyo’nun ABD’nin baskılarına rağmen sürdürmek istediği bir ticari çıkar alanıdır. Güney Kore’nin çip şirketlerinin Çin’deki üretim tesisleri, Seul yönetiminin Washington ile Pekin arasında hassas bir denge politikası izlemesine neden olmaktadır. Bununla birlikte, her iki ülke de 2024 itibarıyla yarı iletken ve yapay zekâ alanlarında Çin’e yönelik ihracat kontrollerini sıkılaştırma eğilimindedir.
Japonya ve Güney Kore’nin Türkiye ile teknoloji ilişkileri, farklı yoğunluk düzeylerinde seyretmektedir. Japonya, İstanbul Boğazı’nda inşa edilen köprüler ve Marmaray projesi ile Türkiye’deki altyapı teknolojisi transferinin önemli aktörlerinden biri olmuştur. Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin kurulması, iki ülke arasındaki akademik teknoloji işbirliğini kurumsallaştırmaya yönelik bir adımdır. Güney Kore ise özellikle savunma sanayii alanında Türkiye için önemli bir ortak haline gelmiştir. Altay ana muharebe tankının motor ve transmisyon sisteminin geliştirilmesinde Güney Koreli şirketlerle yürütülen işbirliği, K-9 obüsünün Türkiye’de Fırtına adıyla üretilmesi ve savunma elektroniği alanındaki ortak projeler, iki ülke arasındaki teknoloji transferi ilişkisinin derinliğini göstermektedir.
Türkiye’nin Çok Boyutlu Asya Teknoloji Açılımı
Türkiye’nin Asya’daki teknoloji ortaklıkları, Avrupa-Atlantik eksenindeki dışlanma dinamiklerine verilen stratejik bir yanıt olarak okunmalıdır. Ankara, “Yeniden Asya” girişimi çerçevesinde, teknoloji tedarik zincirlerini çeşitlendirmeyi ve Asya’nın yükselen teknoloji güçleriyle derin bağlar kurmayı hedeflemektedir. Bu stratejinin en somut çıktılarından biri, Türkiye’nin Çin ile geliştirdiği füze teknolojisi işbirliğidir. NATO içinde rahatsızlık yaratan bu ortaklık, Türkiye’nin uzun menzilli balistik füze geliştirme programının temel bileşenlerinden birini oluşturmaktadır.
Türkiye’nin Rusya ile enerji teknolojisi alanındaki işbirliği, stratejik bir derinlik kazanmış durumdadır. TürkAkım doğalgaz boru hattı ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali, iki ülke arasındaki teknoloji bağımlılığını karşılıklı hale getiren mega projelerdir. Bununla birlikte, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 tedariki sonrası yaşanan CAATSA yaptırımları, bu tür teknoloji transferlerinin maliyetinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik boyutları olduğunu göstermiştir. Moskova ile Ankara arasındaki teknoloji ilişkisi, derin jeopolitik rekabet alanlarının gölgesinde, seçici ve temkinli bir genişleme patikası izlemektedir.
Güney Kore, Türkiye’nin Asya’daki en kapsamlı teknoloji ortaklarından biri olarak öne çıkmaktadır. İki ülke arasındaki savunma sanayii işbirliği, K-9 obüsünün ortak üretiminden yeni nesil zırhlı araç platformlarına kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. 2024 yılında iki ülke arasında imzalanan “Orta Menzilli Hava Savunma Sistemi” geliştirme anlaşması, teknoloji transferinin derinleştiğini göstermektedir. Bununla birlikte, Güney Kore’nin motor ve transmisyon gibi kritik alt sistemlerdeki teknoloji transferinde zaman zaman isteksiz davranması, Türkiye’nin tam bağımsız bir tedarik zinciri kurma hedefi önünde engel teşkil etmektedir.
Japonya ile Türkiye arasındaki teknoloji ilişkileri, potansiyelin oldukça gerisinde seyretmektedir. Oysa deprem mühendisliği, yenilenebilir enerji teknolojileri ve robotik üretim sistemleri gibi alanlar, iki ülkenin tamamlayıcı yetkinliklere sahip olduğu işbirliği alanlarıdır. Japon şirketlerinin Türkiye’deki doğrudan yatırımlarının sınırlı kalması ve siyasi diyaloğun teknoloji transferine kanalize edilememesi, bu ilişkinin temel açmazını oluşturmaktadır.
Türkiye’nin Hindistan ile geliştirmeye çalıştığı teknoloji diyaloğu ise henüz başlangıç aşamasındadır. Her iki ülke de savunma sanayii, uzay teknolojileri ve ilaç endüstrisinde önemli yetkinliklere sahip olmakla birlikte, siyasi engeller bu potansiyelin hayata geçirilmesini geciktirmektedir. Türkiye’nin Pakistan ile yakın ilişkileri ve Hindistan’ın Keşmir politikası, iki ülke arasında güven temelli bir teknoloji ortaklığının inşasını zorlaştıran faktörlerdir.
Çip Savaşları, Tedarik Zinciri Jeopolitiği ve Asya’nın Dönüşümü
Küresel yarı iletken rekabeti, söz konusu altı ülkenin teknoloji stratejilerinin merkezi belirleyicisi haline gelmiştir. ABD’nin Ekim 2022’de uygulamaya koyduğu kapsamlı çip ihracat kontrolleri ve 2023’te Hollanda ve Japonya’yı da içine alan genişletilmiş kısıtlamalar, Çin’in ileri çip üretim kapasitesini hedef almaktadır. Bu kısıtlamalar karşısında Çin, Huawei’in 7 nanometre çip üretim kapasitesini devreye sokarak teknolojik dirençlilik göstermiş, aynı zamanda geleneksel çip üretiminde devasa kapasite artırımına giderek küresel piyasada fiyat kırıcı bir strateji izlemeye başlamıştır.
Japonya ve Güney Kore’nin çip tedarik zincirindeki konumları, her iki ülkeyi de ABD-Çin rekabetinin doğrudan tarafı haline getirmektedir. Japonya, çip üretim ekipmanları ve kimyasal malzemelerdeki tekel benzeri konumunu stratejik bir koz olarak kullanırken, Güney Kore bellek çipleri alanındaki küresel liderliğini sürdürmek için hem ABD hem de Çin pazarlarına erişimi korumak zorundadır. 2024 yılı itibarıyla her iki ülke de çip üretim kapasitelerini kendi topraklarında genişletme yönünde büyük yatırım programları açıklamış, bu da küresel çip üretim coğrafyasının yeniden şekillenmesine yol açmıştır.
Hindistan, bu dönüşümden pay kapmak isteyen yeni bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Ülkenin genç nüfusu, büyüyen iç pazarı ve devlet teşvikleri, Hindistan’ı çip üretiminde yeni bir merkez haline getirme potansiyeli taşımaktadır. Micron Technology ve Foxconn gibi şirketlerin Hindistan’daki yatırımları bu potansiyelin işaretlerini vermekle birlikte, altyapı eksiklikleri ve vasıflı işgücü açığı, kısa vadede önemli kısıtlar olarak varlığını sürdürmektedir.
Türkiye’nin çip tedarik zincirindeki konumu, mevcut durumda ağırlıklı olarak tüketici ve montajcı niteliğindedir. ASELSAN ve TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde yürütülen çip tasarım faaliyetleri, sınırlı ölçekte kalmakla birlikte, Türkiye’nin bu alandaki yetkinlik inşası açısından kritik önem taşımaktadır. Milli çip üretim tesisi kurma hedefi, Türkiye’nin stratejik bağımsızlık arayışının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır.
Savunma Teknolojilerinde Asya Rekabeti ve Türkiye’nin Konumlanışı
Savunma teknolojileri alanı, söz konusu altı ülke arasındaki rekabet ve işbirliği dinamiklerinin en yoğun yaşandığı sektörlerden biridir. Çin’in hipersonik füze sistemleri, uçak gemisi programı ve uzay tabanlı sensör ağları, Asya-Pasifik’teki askeri dengeleri temelden etkilemektedir. Çin’in savunma teknolojisindeki ilerleyişi, Japonya, Güney Kore ve Hindistan’ın kendi modernizasyon programlarını hızlandırmasına neden olmaktadır. Japonya’nın “düşman üslerini vurma kapasitesi” geliştirme kararı ve Güney Kore’nin “üç eksenli” savunma sistemine yaptığı yatırımlar, bu rekabetin somut yansımalarıdır.
Rusya’nın Ukrayna savaşındaki savunma teknolojisi performansı, küresel silah pazarında Rus sistemlerine yönelik algıyı etkilemiştir. Rus İHA’larının ve hassas güdümlü mühimmatlarının yaşadığı tedarik sorunları, Hindistan gibi geleneksel Rus silah alıcılarının tedarikçi çeşitlendirmesine gitmesine yol açmıştır. Buna karşılık, Türkiye’nin İHA teknolojisindeki başarısı, Rusya’nın bu alandaki eksikliklerini telafi etmek için Ankara ile teknoloji işbirliğine yönelmesine neden olmuştur. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Bayraktar İHA’larına yönelik ilgisini dile getirmesi ve iki ülke arasında İHA teknolojisi alanında işbirliği görüşmelerinin yapıldığına dair haberler, savunma teknolojisi akışlarının tek yönlü olmadığını göstermektedir.
Türkiye’nin Asya savunma teknolojisi pazarındaki konumu, özellikle İHA ve zırhlı araç segmentlerinde güçlenmektedir. Endonezya, Malezya, Bangladeş ve Pakistan gibi ülkelere yapılan İHA ihracatı, Türkiye’yi bu pazarda önemli bir aktör haline getirmiştir. Güney Kore ile yürütülen ortak savunma projeleri ise Türkiye’ye hem teknoloji transferi hem de Asya pazarına erişim imkânı sağlamaktadır. Bununla birlikte, Hindistan ve Japonya pazarlarına giriş, Türkiye için halen aşılması gereken önemli bir hedef olarak durmaktadır.
Enerji Teknolojileri, Uzay ve Yapay Zekâda Kesişen Yörüngeler
Enerji teknolojileri alanındaki dönüşüm, söz konusu altı ülkenin stratejik hesaplarını derinden etkilemektedir. Çin’in yenilenebilir enerji teknolojilerindeki küresel liderliği, güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve elektrikli araç bataryaları gibi kritik bileşenlerin tedarik zincirlerini şekillendirmektedir. Türkiye’nin Çinli şirketlerle elektrikli araç bataryası üretimi konusunda yürüttüğü ortaklık görüşmeleri, bu küresel dönüşümün Ankara’ya yansımasıdır. Japonya ve Güney Kore’nin hidrojen ekonomisi ve nükleer füzyon araştırmalarındaki ileri konumları, enerji teknolojisi alanındaki Asya rekabetini çok boyutlu hale getirmektedir.
Uzay teknolojileri, Asya’daki büyük güç rekabetinin yeni cephesi olarak belirmektedir. Çin’in kendi uzay istasyonunu inşa etmesi, Ay keşif programı ve uydu karşıtı silah denemeleri; Hindistan’ın Mars ve Ay misyonlarındaki başarısı; Japonya’nın asteroit keşif teknolojisindeki yetkinliği ve Güney Kore’nin kendi fırlatma araçlarını geliştirme çabası, Asya’nın uzay yarışındaki yükselişini göstermektedir. Türkiye’nin İMECE yer gözlem uydusu ve TÜRKSAT serisi haberleşme uydularıyla bu rekabete eklemlenme çabası, henüz başlangıç aşamasında olmakla birlikte, Milli Uzay Programı’nın hedefleri doğrultusunda hız kazanması beklenmektedir.
Yapay zekâ alanındaki rekabet, tüm bu teknoloji alanlarını kesen yatay bir boyut olarak öne çıkmaktadır. Çin’in yapay zekâ patentlerinde dünya lideri konumu, ABD’yi geride bırakacak düzeydedir. Japonya ve Güney Kore, yapay zekânın endüstriyel uygulamalarında derin yetkinliklere sahiptir. Hindistan’ın devasa yazılım mühendisi havuzu, yapay zekâ çağında ülkenin en büyük stratejik avantajlarından birini oluşturmaktadır. Türkiye’nin ise TÜBİTAK Yapay Zekâ Enstitüsü ve savunma sanayiindeki otonom sistem çalışmalarıyla bu alandaki konumunu güçlendirmeye çalıştığı görülmektedir.
Yeni Teknoloji Mimarisi İçin Türkiye Perspektifinden Öneriler
Küresel teknoloji mimarisinin Asya eksenli dönüşümü, Türkiye için hem riskler hem de fırsatlar barındırmaktadır. Ankara’nın bu süreçteki konumlanışı, birden fazla ekseni eş zamanlı olarak yönetebilme becerisine dayanmalıdır. Birinci eksen, NATO ve transatlantik bağların korunması ve bu çerçevedeki teknoloji işbirliklerinin canlı tutulmasıdır. İkinci eksen, Asya’nın yükselen teknoloji güçleriyle derinleştirilmiş ortaklıkların inşa edilmesidir. Üçüncü eksen ise, milli teknoloji ekosisteminin kritik bağımlılıkları azaltacak şekilde güçlendirilmesidir.
Türkiye’nin Güney Kore ile savunma teknolojisi alanındaki başarılı işbirliği modeli, Japonya ve Hindistan ile ilişkilerde de uygulanabilecek bir şablon sunmaktadır. Ankara’nın, Japon şirketlerinin teknoloji transferi konusundaki çekincelerini gidermek için daha güçlü fikri mülkiyet koruması ve ortak Ar-Ge mekanizmaları önermesi gerekmektedir. Hindistan ile ilişkilerde ise Pakistan faktörünün yarattığı güven açığını kapatmak için savunma dışı teknoloji alanlarına, özellikle sağlık teknolojileri, finansal teknolojiler ve uzay araştırmalarına odaklanmak stratejik bir tercih olabilir.
Çin ile teknoloji ilişkilerinde seçici ve dengeli bir yaklaşım benimsenmelidir. Çin’in elektrikli araç bataryası, güneş enerjisi ve 5G altyapısı gibi alanlardaki teknolojik üstünlüğünden yararlanmak, ancak bu işbirliğinin NATO içinde yeni gerilimlere yol açmasına izin vermemek gerekmektedir. Rusya ile enerji teknolojisi alanındaki işbirliği, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin tamamlanmasıyla sınırlı kalmamalı, yenilenebilir enerji ve hidrojen teknolojileri gibi yeni alanlara da genişletilmelidir.
Milli teknoloji hamlesinin yarı iletken, ileri malzeme ve yapay zekâ alanlarına odaklanması, uzun vadeli stratejik bağımsızlık için vazgeçilmezdir. ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN ve TÜBİTAK BİLGEM gibi kuruluşların bu alanlardaki projelerinin hızlandırılması, aynı zamanda Türkiye’yi Asya’daki potansiyel ortakları için daha çekici bir işbirliği ortağı haline getirecektir. Teknoloji diplomasisi, Türk dış politikasının yeni sacayağı olarak kurumsallaştırılmalı; teknoloji ataşelikleri, Asya’nın önemli teknoloji merkezlerinde konuşlandırılmalıdır.
Küresel teknoloji mimarisinin Asya merkezli yeniden yapılanma süreci, Türkiye’nin uluslararası konumlanışı açısından belirleyici bir dönemeci temsil etmektedir. Ankara’nın bu dönemecin gereklerine uygun stratejik tercihler geliştirebilmesi, yalnızca teknoloji politikalarının değil, aynı zamanda dış politika, ekonomi ve eğitim stratejilerinin de eşgüdümlü biçimde dönüştürülmesini gerektirmektedir. Önümüzdeki on yıl, Türkiye’nin hem transatlantik ittifak içindeki rolünün hem de Asya’nın yükselen güçleriyle ilişkilerinin yeniden tanımlanacağı bir dönem olacaktır.
Kaynakça
Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi. (2015). Made in China 2025. Beijing: Devlet Konseyi Yayınları.
NATO Public Diplomacy Division. (2022). Strategic Concept 2022: Adopted by Heads of State and Government at the NATO Summit in Madrid. Brüksel: NATO Resmî Belgeleri, 29 Haziran 2022.
ABD Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Güvenlik Bürosu. (2022). Implementation of Additional Export Controls: Certain Advanced Computing and Semiconductor Manufacturing Items. Washington, D.C.: Federal Register, 7 Ekim 2022.
Hindistan Elektronik ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı. (2023). India Semiconductor Mission: Policy Framework and Incentive Structure. Yeni Delhi: Hindistan Hükümeti Yayınları.
Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı. (2023). Economic Security Strategy: Technology Leakage Prevention and Supply Chain Resilience. Tokyo: METI Yayınları.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü. (2023). SIPRI Arms Transfers Database. Stockholm: SIPRI.
Aydınlık. (2024). “Türkiye’siz teknolojik NATO girişimi.” Aydınlık Gazetesi, 15 Mart 2024, https://www.aydinlik.com.tr/haber/turkiyesiz-teknolojik-nato-girisimi-581359.
Savunma Sanayii Başkanlığı. (2024). 2024 Yılı Faaliyet Raporu. Ankara: T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı Yayınları.
Götz, E. ve Jonsson, O. (2024). “Russia’s Technological Decoupling: Semiconductor Supply Chains and Military Production Under Sanctions.” Journal of Strategic Studies, 47(2), ss. 198-224.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü. (2024). The Military Balance 2024. Londra: IISS Yayınları.
Cho, Y. ve Kim, S. (2024). “South Korea’s Semiconductor Strategy: Between Washington and Beijing.” Asian Security, 20(1), ss. 45-68.






Bir yanıt yazın