Küresel güç rekabeti, Amerika Birleşik Devletleri’nin 2025 yılı sonlarında duyurduğu “Pax Silica” girişimiyle birlikte niteliksel bir sıçrama yaşamıştır. Latince “barış, istikrar ve düzen” anlamına gelen “Pax” ile silikonun temel hammaddesi silisyum dioksiti ifade eden “Silica” kelimelerinin birleşiminden oluşan bu kavramsal çerçeve, Washington’un Çin’e karşı yürüttüğü teknoloji bloklaşmasını yeni bir jeopolitik düzleme taşımaktadır. Girişimin hedefi; yarı iletken üretimi, yapay zekâ altyapısı, kritik mineraller, veri merkezleri, enerji kaynakları ve lojistik ağlarını “güvenilir ülkeler” arasında koordine ederek Çin’in teknoloji ve tedarik zincirlerindeki ağırlığını dengelemektir. Washington’daki yetkililerin bu oluşumu “teknolojik NATO” olarak nitelemesi, girişimin salt ekonomik bir işbirliği platformunun ötesinde, derin bir askeri-stratejik boyut taşıdığını ortaya koymaktadır. Pax Americana’nın deniz yollarını kontrol ederek inşa ettiği küresel düzene atıfla, Pax Silica’nın da çip yollarını, veri akışlarını ve yapay zekâ altyapılarını kontrol ederek yeni bir düzen kurmayı hedeflediğinin belirtilmesi, girişimin tarihsel emsallerle bilinçli bir şekilde ilişkilendirildiğini göstermektedir. Bu çerçevede, Türkiye’nin 24 ülkeyi kapsayan bu stratejik yapının dışında bırakılması, son dönemde NATO’nun DIANA ve İnovasyon Fonu gibi platformlarda gözlemlenen dışlayıcı eğilimlerin artık küresel ölçekte ve çok daha yapısal bir nitelik kazandığını teyit etmektedir.
Pax Silica’nın Kurumsal Mimarisi ve Katılımcı Profilinin Jeostratejik Anlamı
Pax Silica’nın üyelik yapısı, ABD’nin küresel teknoloji tedarik zincirini yeniden yapılandırma stratejisinin adeta bir röntgenini sunmaktadır. Aralık 2025’te ilan edilen çekirdek grup, küresel teknoloji ekosisteminin tartışmasız en kritik aktörlerinden oluşmaktadır: ABD’nin yanı sıra Japonya, Güney Kore, Singapur, Birleşik Krallık, Avustralya ve İsrail. Bu yedi ülkenin seçimi tesadüf değildir. Japonya ve Güney Kore, yarı iletken üretim ekipmanları ve bellek çipleri alanında küresel lider konumlarıyla tanımlanırken; Singapur küresel çip ticaretinde stratejik bir düğüm noktası, Birleşik Krallık yapay zekâ ve finansal teknolojilerde bir merkez, Avustralya kritik minerallerin ana tedarikçisi, İsrail ise siber güvenlik ve askeri yapay zekâ teknolojilerinde tartışmasız bir güçtür. Çekirdek grubun bu bileşimi, Pax Silica’nın öncelikle mevcut teknoloji hiyerarşisinin zirvesindeki aktörleri bir araya getirerek başlangıçtaki kritik kütleyi oluşturma stratejisini yansıtmaktadır.
2026 yılı boyunca gerçekleşen genişleme dalgaları ise girişimin işlevsel tamamlayıcılık mantığıyla büyüdüğünü göstermektedir. Hollanda’nın katılımı, ASML firması aracılığıyla ileri litografi teknolojisinin girişime eklemlenmesi anlamına gelirken; Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’ın katılımı, teknoloji altyapısı için gereken devasa enerji sermayesinin sisteme dahil edilmesini sağlamaktadır. Hindistan’ın katılımı, yazılım mühendisliği havuzu ve büyüyen yarı iletken üretim kapasitesiyle girişime demografik ve endüstriyel derinlik katarken; İsveç ve Finlandiya ileri malzeme ve telekomünikasyon altyapısındaki yetkinlikleriyle, Norveç ise yenilenebilir enerji ve nadir toprak elementlerindeki potansiyeliyle dikkat çekmektedir. Filipinler’in katılımı, Güneydoğu Asya’daki montaj ve test üssü kapasitesini; Panama’nın katılımı küresel lojistik akışlarının kontrolünü; Kazakistan’ın katılımı kritik minerallerin kara tedarik rotasını; Şili ve Kosta Rika’nın katılımı ise lityum ve diğer batarya minerallerindeki arz güvenliğini temsil etmektedir. Arjantin’in katılımı Latin Amerika’daki nadir toprak elementi rezervlerine erişim açısından anlamlıdır. Avrupa Birliği’nin kurumsal olarak sürece dahil olması ise transatlantik boyutu tahkim etmektedir.
En son ve Türkiye açısından en dikkat çekici gelişme, Yunanistan’ın girişime resmen katılmasıdır. Atina’nın ABD Büyükelçisi Antonis Alexandridis ile ABD Dışişleri Bakanlığı Ekonomik Büyüme, Enerji ve Çevre Müsteşarı Jacob Helberg tarafından imzalanan katılım bildirgesi, Yunanistan’ı salt bir enerji merkezi olmaktan çıkarıp veri altyapısı, dijital hizmetler ve yapay zekâ için bölgesel bir merkeze dönüştürme hedefini içermektedir. Yunan basınının bu katılımı “sıradan bir diplomatik anlaşmanın çok ötesinde” olarak nitelemesi, Pax Silica üyeliğinin algılanan stratejik değerini ortaya koymaktadır. Türkiye’nin bu noktada karşılaştığı jeopolitik açmaz belirginleşmektedir: Tarihsel olarak bölgesel bir enerji ve lojistik merkezi olarak konumlanan Türkiye’nin rolü, artık bu yeni teknoloji mimarisinde Yunanistan’a devredilmekte; Doğu Akdeniz’deki veri koridorları ve dijital altyapı yatırımları, Ankara’yı baypas eden bir coğrafi rota üzerinden şekillendirilmektedir.
Pax Silica’nın Jeoekonomik Fonksiyon Haritası ve Türkiye’nin Dışarıda Kalma Kodları
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “güvenilir teknoloji ortaklıkları yoluyla ekonomik güvenliği güçlendirmeye yönelik amiral gemisi girişimi” olarak tanımladığı Pax Silica, işlevsel bir işbölümü üzerine inşa edilmiştir. Çip üreticileri olarak Japonya, Güney Kore ve Hollanda; yapay zekâ ve yazılım merkezleri olarak ABD, Birleşik Krallık, İsrail ve Hindistan; kritik mineral tedarikçileri olarak Avustralya, Kazakistan ve Şili; enerji sermayesi sağlayıcıları olarak Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Norveç; deniz lojistiği düğümleri olarak ise Singapur, Panama ve Yunanistan belirlenmiştir. Bu işlevsel harita, küresel teknoloji tedarik zincirinin neredeyse tüm kritik halkalarını kapsamakta ve bu halkaların her birinde ABD’nin stratejik kontrolü altında hareket eden “güvenilir” aktörler konumlandırılmaktadır.
Türkiye’nin bu haritada kendine bir yer bulamamasının nedenleri, yalnızca güncel siyasi gerilimlerle açıklanamayacak kadar yapısaldır. Birincisi, yarı iletken üretimi alanında Türkiye’nin henüz küresel ölçekte rekabetçi bir kapasitesi bulunmamaktadır. ASELSAN ve TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde yürütülen çip tasarım faaliyetleri, Pax Silica’nın gerektirdiği ölçek ve derinliğin oldukça uzağındadır. İkincisi, kritik mineraller alanında Türkiye’nin Eskişehir-Beylikova’daki nadir toprak elementi rezervi henüz işletme aşamasına geçmemiş olup, küresel tedarik zincirine entegrasyonu zaman alacaktır. Üçüncüsü ve en belirleyicisi, Türkiye’nin “güvenilir ortak” statüsü konusunda Washington’da süregiden tereddütler, Pax Silica’nın dışlayıcı mantığında cisimleşmektedir.
Bu güven sorununun kökleri, Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi tedarikiyle başlayan ve sonrasında derinleşen transatlantik krizde yatmaktadır. ABD’nin CAATSA yaptırımları ve F-35 programından çıkarma kararıyla somutlaşan güven bunalımı, NATO’nun DIANA ve İnovasyon Fonu gibi yeni nesil teknoloji platformlarında Türkiye’nin sınırlı roller üstlenmesine yol açmıştı. Pax Silica ise bu dışlama eğiliminin çok daha ileri bir aşamasını temsil etmektedir: NATO içindeki teknoloji işbirliği mekanizmalarından marjinalleştirilen Türkiye, şimdi de küresel teknoloji mimarisinin yeniden yapılandırıldığı bu kritik platformun tamamen dışında bırakılmaktadır. Üstelik bu dışlama, yalnızca ABD’nin inisiyatifiyle değil, Türkiye’nin yakın müttefik olarak gördüğü Güney Kore’nin, stratejik diyalog içinde olduğu Japonya’nın, derin ekonomik ilişkilere sahip olduğu Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de dahil olduğu geniş bir koalisyon eliyle gerçekleşmektedir.
Yunanistan’ın katılımı, bu dışlamanın sembolik olduğu kadar pratik sonuçlarını da ağırlaştıran bir gelişmedir. Atina’nın Pax Silica içinde deniz lojistiği düğümü ve bölgesel veri merkezi olarak konumlandırılması, Doğu Akdeniz’deki stratejik dengeleri Türkiye aleyhine dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Yunanistan’ın AB üyesi olarak sahip olduğu kurumsal avantajları, şimdi bir de Pax Silica’nın sağlayacağı yatırım ve teknoloji transferi imkânlarıyla birleştirmesi, iki ülke arasındaki teknoloji uçurumunun derinleşmesine neden olabilecektir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, enerji arama faaliyetleri ve bölgesel nüfuz projeksiyonu, Pax Silica şemsiyesi altında geliştirilecek yeni deniz lojistiği ve veri altyapısı koridorlarının gölgesinde kalma riskiyle karşı karşıyadır.
2026 Washington Zirvesi ve Pax Silica’nın Stratejik Derinleşme Eğilimi
Haziran 2026’da Washington’da gerçekleştirilecek ilk Pax Silica Zirvesi, girişimin kurumsallaşma yolunda kritik bir eşik olarak değerlendirilmelidir. Katılımcı ülkelerin temsilcilerini yapay zekâ, yarı iletken, enerji ve teknoloji şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir araya getirecek olan zirve, yalnızca hükümetler arası bir toplantı olmanın ötesinde, küresel teknoloji sermayesinin de bu yeni mimariye eklemlenmesini sağlamayı hedeflemektedir. Zirvenin gündeminin; ortak yatırım standartları, tedarik zinciri haritalaması, kritik teknoloji transferi protokolleri ve Çin’e yönelik ihracat kontrollerinin uyumlaştırılması gibi başlıkları içermesi beklenmektedir.
Bu zirve, Pax Silica’nın başlangıçtaki niyet beyanı aşamasından çıkarak operasyonel bir çerçeveye kavuşma çabası olarak okunmalıdır. Trump yönetiminin Çin ile teknolojik rekabeti “önümüzdeki on yılların belirleyici jeopolitik zorluklarından biri” olarak görmesi, Pax Silica’ya yüklenen tarihsel misyonun büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Girişimin, ortak güvenlik, yatırım ve teknolojik işbirliği standartları çerçevesinde faaliyet gösteren bir ülkeler topluluğu oluşturma hedefi, aslında Çin’i küresel teknoloji ekosisteminden izole etmeyi amaçlayan kapsamlı bir çevreleme stratejisinin kurumsal ifadesidir.
Türkiye’nin bu zirvede temsil edilmiyor oluşu, yalnızca anlık bir diplomatik eksiklik değil, orta ve uzun vadede yapısal sonuçlar doğuracak bir dışlanma durumudur. Pax Silica üyesi ülkeler arasında geliştirilecek ortak standartlar, teknoloji transferi rejimleri ve yatırım akışları, bu ülkelerin teknoloji ekosistemlerini birbirine daha da yakınlaştıracak, dışarıda kalan ülkelerin ise bu entegrasyon sürecine sonradan eklemlenme maliyetlerini artıracaktır. Türkiye’nin halihazırda NATO’nun DIANA programındaki sınırlı katılımıyla başlayan dışlanma süreci, Pax Silica ile birlikte artık küresel ölçekli ve çok sektörlü bir nitelik kazanmış bulunmaktadır.
Pax Silica’nın Küresel Tedarik Zincirlerine Etkisi ve Çin’in Yanıt Kapasitesi
Pax Silica, küresel teknoloji tedarik zincirlerini ABD merkezli bir “güven halkası” etrafında yeniden örgütlemeyi amaçlamaktadır. Bu yeniden örgütlenmenin en önemli sonuçlarından biri, çip üretim coğrafyasının dönüşümü olacaktır. Japonya ve Güney Kore’nin ileri üretim kapasiteleri, Hollanda’nın litografi teknolojisi ve ABD’nin tasarım yetkinliği, Pax Silica şemsiyesi altında entegre bir ekosistem oluşturacak; bu ekosistemin dışında kalan ülkeler, ileri çip teknolojisine erişimde giderek artan kısıtlamalarla karşılaşacaktır. Hindistan’ın devasa iç pazarı ve yükselen yarı iletken üretim kapasitesi, bu ekosisteme hem talep hem de arz yönünde eklemlenirken; Singapur ve Panama gibi lojistik düğümleri, çip ticaretinin fiziksel akışını kontrol edecektir.
Kritik mineraller boyutunda ise Avustralya, Şili, Kazakistan ve Arjantin gibi tedarikçilerin Pax Silica’ya dahil edilmesi, Çin’in bu alandaki mevcut hakimiyetini dengelemeyi hedeflemektedir. Lityum, kobalt, nadir toprak elementleri ve galyum gibi minerallerin işlenmesi konusunda Çin’in sahip olduğu ezici üstünlük, Pax Silica üyesi ülkeler arasında yeni işleme tesislerinin kurulması ve alternatif tedarik rotalarının geliştirilmesi yoluyla aşılmaya çalışılacaktır. Türkiye’nin Eskişehir’deki nadir toprak elementi rezervi, bu bağlamda potansiyel bir stratejik varlık olmakla birlikte, işletmeye alınmadığı ve küresel değer zincirine entegre edilmediği sürece bu potansiyel atıl kalmaya mahkumdur.
Çin’in Pax Silica’ya yanıtı, kuşkusuz ki küresel teknoloji mimarisinin geleceğini belirleyecek temel değişkenlerden biri olacaktır. Pekin yönetimi, ABD’nin ihracat kontrollerine ve teknoloji bloklaşmasına karşı şimdiye kadar iki yönlü bir strateji izlemiştir. Bir yandan, yerli çip üretim kapasitesini hızla artırmış, SMIC ve Huawei gibi şirketler aracılığıyla ileri üretim süreçlerinde sürpriz sıçramalar gerçekleştirmiştir. Diğer yandan, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirdiği Dijital İpek Yolu projesiyle, gelişmekte olan ülkelere yönelik kendi teknoloji ihracat ekosistemini genişletmektedir. Pax Silica’nın derinleşmesi, Çin’i bu iki stratejiyi daha agresif biçimde uygulamaya ve Pax Silica dışında kalan ülkelerle (Türkiye, Brezilya, Suudi Arabistan, Endonezya’nın bir kısmı, Pakistan, Bangladeş, Malezya ve Afrika ülkeleri gibi) kendi teknoloji işbirliği ağlarını derinleştirmeye itecektir.
Türkiye’nin Stratejik Açmazı ve Çok Boyutlu Yanıt Gerekliliği
Türkiye, Pax Silica’nın dışında bırakılarak aslında iki teknoloji bloku arasında stratejik bir belirsizliğe sürüklenmektedir. Bir yanda, NATO üyesi olmasına rağmen ittifakın yeni teknoloji platformlarından dışlanan; diğer yanda ise Çin ve Rusya ile teknoloji ilişkileri belirli alanlarla sınırlı kalan ve bu ilişkilerin derinleşmesi halinde transatlantik bağlarının daha da zayıflaması riskiyle karşı karşıya kalan bir ülke konumu, Ankara için sürdürülebilir bir stratejik denge değildir.
Bu açmazdan çıkış, çok boyutlu ve eş zamanlı bir stratejik seferberlik gerektirmektedir. Birinci boyut, Türkiye’nin Pax Silica’ya dahil edilmemesinin yarattığı risklerin sistematik biçimde analiz edilmesi ve bu dışlamanın siyasi değil teknolojik gerekçelere dayandığını varsayan safsataların terk edilmesidir. Türkiye’nin dışlanması, öncelikle siyasi güven sorunundan kaynaklanmaktadır ve bu sorunun çözümü için Washington ile yürütülecek üst düzey diplomatik girişimler şarttır. İkinci boyut, Türkiye’nin kendi yarı iletken stratejisini hızla olgunlaştırmasıdır. Milli çip üretim tesisi projesinin hayata geçirilmesi, çip tasarım yetkinliklerinin ASELSAN, HAVELSAN, TÜBİTAK BİLGEM ve üniversiteler işbirliğiyle derinleştirilmesi ve bu alanda Güney Kore, Japonya ve Hindistan ile ikili işbirliği imkânlarının zorlanması gerekmektedir.
Üçüncü boyut, kritik mineraller alanında Eskişehir-Beylikova rezervinin bir an önce işletmeye alınması ve küresel değer zincirine entegrasyonunun sağlanmasıdır. Bu rezerv, Türkiye’ye Pax Silica benzeri yapılarla müzakere edebileceği stratejik bir koz sunma potansiyeli taşımaktadır. Dördüncü boyut, Türkiye’nin veri merkezi altyapısını geliştirmesi ve Doğu Akdeniz’deki veri koridorları rekabetinde Yunanistan karşısında geri düşmemek için gerekli yatırımları hızlandırmasıdır. Beşinci boyut ise diplomatik girişimlerin çeşitlendirilmesidir. Türkiye, Pax Silica’ya üye olan Güney Kore, Japonya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ikili düzeydeki teknoloji işbirliklerini, bu ülkelerin Pax Silica içindeki konumlarını Türkiye’nin dışlanmasını meşrulaştırmak için kullanmalarına izin vermeyecek şekilde derinleştirmelidir.
Altıncı boyut, Pax Silica dışında kalan ülkelerle alternatif teknoloji işbirliği platformlarının oluşturulmasıdır. Bu bağlamda BRICS’in genişleme süreci, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün teknoloji gündemi ve Türkiye’nin öncülük edebileceği bölgesel teknoloji ortaklıkları, Pax Silica’nın yarattığı dışlanmışlık hissini dengeleyebilecek kanallar olarak değerlendirilmelidir. Yedinci ve nihai boyut ise milli teknoloji hamlesinin yarı iletken, yapay zekâ, kuantum teknolojileri ve ileri malzeme alanlarında uzun vadeli ve kararlı bir devlet politikasıyla sürdürülmesidir. Dışlanma, paradoksal biçimde, Türkiye için teknolojik bağımsızlığın gerekliliğini daha görünür kılan bir uyarı işlevi görmektedir.
Pax Silica’nın ilk zirvesinin Washington’da toplanmasıyla birlikte, küresel teknoloji mimarisinde yeni bir dönem resmen başlamaktadır. Türkiye’nin bu dönemdeki konumlanışı, önümüzdeki on yılların stratejik manzarasını belirleyecek kritik tercihleri içermektedir. Bu tercihlerin başarıyla yönetilmesi, hem transatlantik ittifak içindeki pozisyonun yeniden tahkim edilmesini hem de Asya ve Küresel Güney’deki alternatif teknoloji koridorlarının akıllıca değerlendirilmesini, her şeyden önemlisi ise milli teknoloji egemenliğinin tavizsiz biçimde inşa edilmesini zorunlu kılmaktadır.
Kaynakça
NATO. (2022). Strategic Concept 2022: Adopted by Heads of State and Government at the NATO Summit in Madrid. NATO Resmî Belgeleri, 29 Haziran 2022.
ABD Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Güvenlik Bürosu. (2022). Implementation of Additional Export Controls: Certain Advanced Computing and Semiconductor Manufacturing Items. Federal Register, 7 Ekim 2022.
NATO. (2023). DIANA – Defence Innovation Accelerator for the North Atlantic: Initial Governance and Site Selection. NATO Emerging Security Challenges Division, Ocak 2023.
Aydınlık. (2024). “Türkiye’siz teknolojik NATO girişimi.” Aydınlık Gazetesi, 15 Mart 2024, https://www.aydinlik.com.tr/haber/turkiyesiz-teknolojik-nato-girisimi-581359.
ABD Dışişleri Bakanlığı. (2025). Pax Silica Initiative: Framework for Trusted Technology Partnerships. Office of Economic Growth, Energy, and the Environment, Washington, D.C., Aralık 2025.
Ekathimerini. (2026). “Greece Joins US-led Pax Silica Technology Partnership.” Ekathimerini Gazetesi, Atina, Haziran 2026.
ABD Dışişleri Bakanlığı. (2026). Pax Silica Summit: Agenda and Participating Nations. Bureau of Economic and Business Affairs, Washington, D.C., Haziran 2026.



Bir yanıt yazın