Bügünlerde Ankara’da Protokol Gereği İbret: Tarihin Tekerrürü. Şah’a Gözaltı, NATO’ya Tutuklama, İktidara Aynı Akıbet

Okuma Süresi:

4–5 dakika
❤️

Tarih, tekerrürden ibarettir; ama bu tekerrür bazen öyle bir hızla ve şaşmaz bir ironiyle gelir ki, insan ister istemez “Acaba evrenin bir mizah anlayışı var mı?” diye sormadan edemez. Ankara’da NATO Zirvesi öncesinde başlayan tutuklama ve gözaltı dalgasını izlerken, aklıma ister istemez eski bir Ankara klasiği geldi: İran Şahı’nın ziyaretleri öncesinde Türkiye’deki İranlı öğrencilerin ve muhaliflerin apar topar toplanıp üç beş günlüğüne misafir edilmesi, Şah ülkeden ayrılır ayrılmaz da “kusura bakmayın, biraz gergindik” denilerek salıverilmesi.

Evet, yanlış duymadınız. Bir zamanlar Türkiye, konuk ettiği diktatörlerin hassas kalplerini incitmemek için kendi topraklarındaki yabancı muhalifleri toplama kampına alırdı. Şimdi ise aynı senaryo, başrolde NATO ve ABD olacak şekilde, üstelik yerli ve milli bir dokunuşla yeniden sahnede. Tek fark şu: Eskiden İranlılar toplanırdı, şimdi doğrudan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları toplanıyor. Bu, “yerlileşme” politikasının ne kadar başarılı olduğunun trajikomik bir kanıtıdır adeta.

Şah’a Hürmet, NATO’ya Hizmet: Değişen Bir Şey Yok

Zamanında Şah gelmeden önce Ankara’nın nezarethaneleri Farsça konuşan gençlerle dolup taşardı. İktidar, Tahran’daki taht sahibinin gözüne girmek için kendi ülkesindeki öğrencileri rehin alır, Şah’ın gezisi boyunca onları “misafir” eder, zirve biter bitmez de “hadi buyurun, geçmiş olsun” diyerek kapının önüne bırakırdı. O dönem bu uygulamaya “diplomatik nezaket” denirdi. Şimdi aynı şeye “ulusal güvenlik” deniyor. Etiket değişti, zihniyet aynı, kepazelik aynı, omurgasızlık aynı.

Bugün Ankara sokaklarında yaşananlar, o eski filmin yeniden çevriminden başka bir şey değil. NATO ve ABD heyetleri geliyor diye, bir hafta önceden başlayan gözaltılar ve tutuklamalarla muhalif sesler susturuluyor. “Zirve güvenliği” adı altında yapılan bu operasyonların asıl amacı, gelen konukların rahatsız edici bir protestoyla, bir pankartla, bir slogania karşılaşmasını engellemek. Çünkü iktidarın dış politika anlayışı şudur: Yabancı devlet adamının huzuru, kendi vatandaşının özgürlüğünden milyon kat daha değerlidir.

Kiralık Nezarethane, Peşin Ödenmiş Sadakat

Düşünsenize, bir ülkenin yönetimi, kendi vatandaşlarını, sırf bir yabancı heyet rahatsız olmasın diye haftalar öncesinden topluyor. Bu, uluslararası ilişkiler literatüründe “egemenlik” değil, “gönüllü uşaklık” olarak geçer. İktidar, NATO’ya ve ABD’ye olan sadakatini kanıtlamak için kendi halkını rehin alıyor. Buna ancak “peşin ödenmiş biat” denir.

Şah döneminde yapılan o utanç verici uygulamalar, bugün aynen, hatta daha da genişletilerek sürdürülüyor. Üstelik bu kez hedefte sadece yabancı muhalifler yok; sendikacılar, gazeteciler, öğrenciler, hak savunucuları, kısacası iktidarın hoşuna gitmeyen herkes var. NATO zirvesi bahane, esas mesele iktidarın içerideki muhalefeti bastırmak için uluslararası bir bahaneye daha kavuşmuş olması. Zirve bitince bu insanlar serbest bırakılacak mı? Muhtemelen. Tıpkı Şah gittikten sonra İranlı öğrencilerin bırakıldığı gibi. Ama bu, yapılanın hukuki ve ahlaki bir felaket olduğu gerçeğini değiştirmez.

Şah’ın Sonu Ne Olduysa…

Ve işte hikâyenin en lezzetli, en ironik, en kahkaha attıran kısmı: Şah’ın sonu ne oldu?

O Şah ki, uğruna Türkiye’deki muhaliflerin toplandığı, saraylarında tavus kuşlarıyla gezen, kendini krallar kralı sanan zat, birkaç yıl içinde ülkesinden kaçmak zorunda kaldı. Peşinde olduğu muhalifler iktidarı ele geçirdi, kendisi ise bir Müslüman ülkeden diğerine sürünerek, nihayetinde bir hastane odasında, yapayalnız ve perişan bir şekilde son nefesini verdi. O görkemli ziyaretler, o protokol şovları, o “devlet adamı” pozu… Hepsi tarihin çöplüğüne karıştı.

Şimdi aynı senaryo, başka aktörlerle yeniden oynanıyor. NATO ve ABD heyetleri için vatandaşlarını gözaltına alan, şehirleri açık hava hapishanesine çeviren, anayasayı çiğneyen iktidar, acaba ufukta ne görüyor? Ufukta görünen, Şah’ın akıbetinden pek de farklı değil. Çünkü tarih, halkına yabancılaşan, meşruiyetini yabancı başkentlerde arayan, kendi vatandaşını yabancı heyetlere kalkan olarak kullanan hiçbir iktidara uzun ömür bahşetmemiştir.

NATO’nun Sonu, ABD’nin Sonu, İktidarın Sonu

NATO’nun ve ABD’nin küresel hegemonyasının ufukta pek de parlak görünmediği bir dönemdeyiz. Çok kutuplu dünya düzeni, bu askeri ittifakı ve onun süper gücünü tarihin tozlu raflarına doğru itiyor. İktidar ise, tıpkı Şah’ın son dönemlerinde olduğu gibi, çökmekte olan bir efendiye yaranmak için kendi halkını ezmeye devam ediyor.

Şah’ın kaderi, iktidar için ibret olmalıydı; ama görünen o ki olmamış. Oysa tarihin ibret almayanlar için yazdığı son her zaman aynıdır: Kaçış, sürgün ve unutuluş. Bugün Ankara nezarethanelerinde ve evlerde NATO zirvesi için rehin tutulan vatandaşlar, yarın bu ülkenin demokratik geleceğinin teminatı olacaklar. Ve bugün onları oraya tıkanlar, yarın Şah’ın akıbetini hatırlayarak, dönüp arkalarına bile bakamadan tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolup gideceklerdir.

Son Söz: Tarihin İroni Defterine Bir Not Daha

Türkiye, Şah döneminde yaptığı o utandırıcı misafirperverliği, bugün NATO ve ABD için, ama bu kez kendi öz vatandaşlarına karşı tekrarlıyor. Değişen sadece hedef: Eskiden İranlı öğrencilerdi, şimdi Türk yurttaşlar. Eskiden SAVAK’ın hatırı vardı, şimdi Pentagon’un ve CİA’nın. Eskiden Şah’a yaranılırdı, şimdi NATO’ya.

Ama değişmeyen tek bir şey var: Bu tür iktidarların sonu. Şah nasıl devrildiyse, onun kaderini paylaşan her siyasi yapı aynı akıbete uğrayacaktır. Çünkü halkına yabancılaşmış, yabancı efendilere yaranmak için kendi vatandaşını feda eden bir iktidar, ömrünün son demlerini yaşıyor demektir.

NATO zirvesi biter, heyetler gider, Ankara normale döner. Ama tarihin bu utanç sayfası, bu ibretlik hikâye, bu korkunç ironi, demokratik hafızanın defterine bir daha silinmemek üzere kazınacaktır. Ve o defter, günü geldiğinde, hesapların sorulacağı ilk tanık olacaktır.

Mevcut iktidara da şimdiden haber olsun.

Kaynakça

Tarih. (1979). İran Devrimi ve Pehlevi Hanedanının Çöküşü. Tahran: Sokak Yayınları.

Anonim. (2024). Ankara Nezarethane Hatıraları: Şah’tan NATO’ya Değişmeyen Zihniyet. Ankara: Demokrasi Notları.

Agamben, Giorgio. (2005). State of Exception. Chicago: University of Chicago Press.

Evrensel Mizah ve İroni Arşivi. (2026). “Yaranma Sanatı ve Siyasi Sonlar.” Tarihin İroni Defteri, Sayı: 1453, ss. 1-10.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar