Erdoğan-Bahçeli İktidarının BOP Beşinci Kolu Olarak Rolü

Okuma Süresi:

6–10 dakika
❤️

Türkiye’deki Erdoğan-Bahçeli İktidarının BOP Beşinci Kolu Olarak Rolü: Türkiye ve Suriye’de Özerk Kürdistan Kurulması ve İki Devletin Geleceği Üzerine Eleştirel Bir Analiz

Son yıllarda Türkiye’nin iç ve dış politikası, özellikle Suriye iç savaşı, Kürt meselesi ve ABD-İsrail ilişkileri ekseninde yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Erdoğan-Bahçeli iktidarının yönetimindeki Türkiye, Batı ile ilişkilerini ve Ortadoğu’daki stratejik hedeflerini biçimlendiren bir dış politika izlemiştir.

BOP ve Türkiye’deki İktidarın Stratejik Vizyonu:

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), ABD’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki stratejik hedeflerini gerçekleştirmeyi amaçlayan geniş kapsamlı bir girişimdir. Bu proje, bölgede demokrasi, ekonomik kalkınma ve toplumsal değişim gibi başlıklarda reformlar önerse de, aslında bölgesel yönetimleri şekillendiren ve ulusal sınırları değiştiren bir gündemi gizlemektedir. Türkiye, özellikle AKP hükümeti döneminde BOP’a aktif olarak katılmış ve bölgedeki birçok stratejik kararda etkin rol oynamıştır. Ancak Türkiye’nin BOP’a entegre olma süreci, bazı kritik konularda şüpheleri de beraberinde getirmiştir. Bunlardan en önemlisi, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta Kürtlerin özerklik kazanmasına yönelik politikalarının, uzun vadede Türk milliyetçiliğiyle çelişip çelişmediği sorusudur.

Erdoğan ve Bahçeli’nin iktidarındaki Türkiye, Kürtlerin özerkliğini sessiz karşılamanın ötesinde, bu konuda pek çok kez Batılı güçlerle işbirliği yapmış ve özellikle ABD ile güçlü bir müttefiklik ilişkisi kurmuştur. Ancak bu işbirliği, zaman zaman “kendi ulusal çıkarlarına aykırı” bir politika olarak değerlendirilebilmektedir. Türkiye’nin, ABD’nin desteklediği PKK’nın Suriye kolu PYD’ye karşı “savaşırken”, aynı zamanda uluslararası baskı altında, bölgedeki Kürt nüfusunun özerkliğini kabul etmek zorunda kaldığı görülmüştür (Gunter, 2014; Fisk, 2017).

Erdoğan ve Bahçeli’nin “Kürt Özerklik Yönetimlerine” Pasif Tutumu:

Erdoğan ve Bahçeli, Türkiye’de Kürt özerklik taleplerine karşı doğrudan bir destek vermemiş, ancak bu konuda ses çıkarmayarak, bu sürece dolaylı bir zemin hazırlamışlardır. Özellikle, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt hareketleri, Türkiye için ulusal güvenlik tehdidi oluşturduğunda, iktidar bu tehditlere karşı aktif bir karşı duruş sergilemek yerine, zaman zaman sessiz kalarak, dolaylı yoldan bu sürecin güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Bu durum, hem Erdoğan-Bahçeli iktidarının dış ilişkilerdeki pragmatik yaklaşımını hem de iç politikadaki milliyetçi çevreleri yatıştırma çabalarını yansıtmaktadır.

Erdoğan ve Bahçeli’nin bu pasif yaklaşımı, aynı zamanda ABD ve Batılı ülkelerle olan stratejik işbirliğini güçlendirme isteğiyle de bağlantılıdır. Batı’nın, özellikle ABD’nin PYD’ye verdiği destek ve İsrail’in benzer şekilde bölgedeki Kürt hareketlerine verdiği desteğin Türkiye için bir tehdit oluşturduğu bir dönemde, iktidar Kürtlerin özerklik taleplerini direkt olarak reddetmektense, dolaylı bir onay stratejisini benimsemiştir (Lynch, 2016). Bu bağlamda, iktidarın pasif yaklaşımı, Batı ile ilişkilerdeki dengeyi korumak adına bir taktik olarak değerlendirilebilir.

Türkiye ve Suriye’de “Kürt Sorunu”: “Özerk Kürdistan” Kurulması Vizyonu:

Suriye’nin kuzeyindeki Kürtler, 2011 yılından sonra yaşanan iç savaşla birlikte güç kazanmış, PYD ve YPG gibi örgütler, Suriye’nin kuzeyinde bir tür özerk yönetim kurma yolunda adımlar atmışlardır. ABD ve Batılı güçlerin bu örgütleri desteklemesi, Türkiye için büyük bir tehdit oluşturmuş ve Ankara, bu gelişmelere karşı çeşitli askeri müdahalelerde bulunmuştur. Ancak, bu süreçte Batı ve Türkiye’nin ortak çıkar güttüğü bir durum gözlemlenmiştir. Erdoğan-Bahçeli iktidarı, zaman zaman Türkiye’de de benzer bir özerklik vizyonuna yükssk perdeden ses çıkartmayarak, Suriye ile paralel bir Kürt yerel yönetimi oluşturulmasını sağlamaya çalışmıştır ( Son Öcalan-DEM görüştürülmesi bununla doğrudan ilgilidir) . Bu süreçte, Türkiye’nin PKK ve PYD’ye yönelik mücadeleleri ile aynı anda, Kürtlerin bağımsızlık taleplerine karşı güçlü bir tavır sergilemesi, bu çelişkinin bir yansımasıdır.

Bu çelişki, Erdoğan ve Bahçeli’nin, Kürtlerin özerklik taleplerini tartışan çözüm önerilerine karşı tavır alıyor gözükürken, aynı zamanda bölgedeki Kürt yapılanmalarının güç kazanmasına zemin hazırladığını göstermektedir (Gunter, 2014). Ayrıca, bu yaklaşım, hem Türkiye’nin iç politikasında milliyetçi çevreleri yatıştırma amacını taşımakta, hem de Batı ile olan stratejik ilişkilerin sürekliliğini sağlama çabasıyla şekillenmektedir.

ABD ve İsrail’in Rolü:

ABD, Suriye’deki Kürt hareketlerini stratejik bir müttefik olarak görmüş ve bu bağlamda PYD’yi desteklemiştir. Aynı şekilde, İsrail de bölgedeki Kürtlerin bağımsızlık taleplerini sürekli olarak desteklemiş, böylece bu hareketin Orta Doğu’daki yeniden şekillenen dengelere katkı sağlamasına olanak tanımıştır (Baker, 2020). Ancak, Erdoğan-Bahçeli iktidarının, Batı ile işbirliği yaparak hem Türkiye hem de Suriye’deki Kürt hareketlerine karşı tavır alması, bu iki ülkenin stratejik çıkarlarıyla da örtüşmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Türkiye’nin bir “beşinci kol” gibi hareket ederek, ABD ve İsrail’in politikalarına dolaylı olarak hizmet ettiği yönündeki eleştirilerin giderek artmasıdır (RAND, 2019). Türkiye’nin bu stratejisi, özellikle Kürt hareketlerinin bölgedeki stratejik rolünü artırırken, Erdoğan-Bahçeli iktidarının Batı ile olan ilişkilerindeki pragmatik yaklaşımı ön plana çıkmaktadır.

Öcalan’ın gibi bir PKK liderinin , ABD ve İsrail’in bölgedeki çıkarlarına dolaylı bir şekilde hizmet eden siyasi hamleleri, Erdoğan ve Bahçeli’nin bu sürece katkı sağladığını düşündüren bir diğer unsurdur. Öcalan’ın, PKK’nın bazı bölgesel stratejilerinde Batılı güçlerle örtüşen adımlar atması, Türkiye’nin bu stratejiye dair tutumunu daha karmaşık hale getirmiştir (Lister, 2016).

İki Üniter Devletin Sonu ve Anayasaların Yeniden Yazılması:

Son dönemde, Türkiye ve Suriye’de özerk Kürt yapılarının güç kazanması, her iki devlette de yeni anayasa oluşturma istekleri de yönetim biçimlerinin yeniden yapılandırılmasını gündeme getirmiştir. Erdoğan-Bahçeli iktidarı, Türk devletinin bu değişimlere karşı tavır almasını savunsa da, zaman zaman Suriye’nin kuzeyindeki Kürt yapılarıyla uzlaşmaya çalışmış ve bölgesel değişimlere karşı yön değiştirmiştir (Fisk, 2017). Bu çerçevede, iki devlette de anayasa değişikliklerinin yapılması, her iki devletin geleceğini etkileyecek önemli bir konu haline gelmiştir.

Erdoğan-Bahçeli iktidarının Türkiye ve Suriye’deki “Kürt ayrılıkçı ve terörist hareketleriyle “ ilişkisi, bölgedeki jeopolitik dengelerle doğrudan bağlantılıdır. ABD ve İsrail ile gerçekleştirilen stratejik işbirlikleri, hem Türkiye’de hem de Suriye’de özerk Kürt yapılarının kurulmasını kolaylaştırırken, bu durumun uzun vadede iki devletin ulusal bütünlüğünü tehdit ettiği düşünülmektedir. Erdoğan ve Bahçeli’nin, Kürt özerklik taleplerine doğrudan bir destek vermedikleri ancak bu taleplerin zeminini, sessizlik ve dolaylı onayla güçlendirdikleri bir durum söz konusudur. Bu yaklaşım, dış politikada pragmatik bir denge politikası güderken, aynı zamanda iç politikada milliyetçi çevrelerin tepkilerini sınırlamak amacı taşımaktadır. Türkiye’nin bu stratejisi, hem Suriye’deki PKK/PYD’nin güç kazanmasına dolaylı bir şekilde katkı sağlamış hem de bölgesel jeopolitik denklemlerin yeniden şekillenmesine zemin hazırlamıştır.

BOP’un Beşinci Kol Faaliyetleri ve Erdoğan-Bahçeli İktidarının Stratejik İkilemi:

Erdoğan-Bahçeli iktidarının Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürt hareketlerine yönelik politika ve tutumları, yalnızca iç siyasi dengeleri etkilemekle kalmamış, aynı zamanda bölgedeki dış müdahaleler ve güç ilişkileri bağlamında da şekillenmiştir. Türkiye’nin, BOP kapsamında ABD ve İsrail ile işbirliği yaparak Suriye’nin kuzeyinde PYD ve YPG gibi örgütlerin özerklik taleplerini dolaylı olarak kabul etmesi, bölgedeki uzun vadeli stratejik çıkarlarını zora sokmuştur. Bu süreçte, Türkiye’nin iç politikada milliyetçi çevrelerle karşı karşıya kalmamak adına izlediği “pasif destek” stratejisi, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt hareketlerinin güç kazanmasına ve bir tür özerk Kürdistan yapısının şekillenmesine yol açmıştır. Ancak bu tutum, Erdoğan-Bahçeli iktidarının, bölgesel bütünlük ve ulusal güvenlik endişeleriyle çelişen bir yol izlediğini de gözler önüne sermektedir.

BOP’un “beşinci kol” faaliyeti, bölgedeki Kürt hareketlerinin güç kazanmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Özellikle ABD’nin PYD’ye verdiği destek ve İsrail’in Kürtlerin bağımsızlık taleplerini destekleyen politikaları, Türkiye için büyük bir tehdit oluşturmuş, ancak Erdoğan-Bahçeli iktidarı, bu tehdit karşısında çoğunlukla ikircikli bir politika izlemiştir. Bu ikircikli politika, hem Batı ile stratejik ilişkilerin sürdürülmesi hem de milliyetçi çevrelerle uyumlu bir iç politika oluşturulması amacı güderken, uzun vadede Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne yönelik ciddi tehditler doğurmuştur.

Anayasaların Yeniden Yazılması ve İki Üniter Devletin Geleceği:

Erdoğan ve Bahçeli’nin dış politikada pragmatik bir yaklaşım sergilemelerinin yanı sıra, iç politikada da bölgedeki gelişmelere karşı “yeniden yapılanma” gereksinimi ortaya çıkmıştır. Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin özerklik kazanması, Türkiye’de de benzer süreçlerin gelişmesine neden olmuş, bu durum, her iki devlette de anayasa değişikliklerini ve yönetim biçimlerinin yeniden yapılandırılmasını zorunlu hale getirmiştir. Türkiye’deki milliyetçi çevrelerin bu duruma karşı tutumu, anayasa değişikliklerinin gerçekleşmesini zorlaştırmış olsa da, bölgesel gelişmeler, Türkiye’nin anayasasında ve iç hukukunda bazı esnemeleri beraberinde getirmiştir. Suriye’de ise, PYD ve YPG’nin kazandığı siyasi ve askeri kazanımlar, bölgedeki yönetim yapılarının yeniden şekillenmesine neden olmuş ve Suriye’nin geleceği, büyük ölçüde Kürtlerin özerklik taleplerine göre şekillenmiştir (Gunter, 2014).

Sonuç Olarak:

Erdoğan-Bahçeli iktidarının Türkiye ve Suriye’deki Kürt hareketlerine yönelik izlemiş olduğu politika, yalnızca iki devletin iç dinamiklerini değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç ilişkilerini de etkileyen bir gelişim sürecine işaret etmektedir. ABD ve İsrail’in Kürt hareketlerine verdiği destek, Türkiye için bir tehdit oluşturmakla birlikte, Erdoğan-Bahçeli iktidarının Batı ile ilişkilerini sürdürme çabası, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt hareketlerinin güçlenmesine dolaylı katkı sağlamıştır. Bu durum, Türkiye’nin hem iç politikada milliyetçi çevrelerle denge kurmaya çalışırken, hem de bölgedeki stratejik çıkarlarını gözetmeye çalıştığını ortaya koymaktadır.

Erdoğan ve Bahçeli’nin, Kürt özerklik taleplerine karşı Türk Milletinin alacağı karşı tavrından çekindikleri için doğrudan bir destek vermedikleri gözlemlensede ancak bu taleplerin zeminini, dolaylı olarak güçlendirdikleri politikaları, bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesine ve iki devletin geleceği üzerinde uzun vadeli etkiler yaratacak gelişmelere yol açmıştır. Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki Kürt nüfusunun özerklik kazanması süreci, yalnızca yerel bir hükümet politikasının değil, aynı zamanda uluslararası stratejilerin de bir parçası haline gelmiştir. Erdoğan-Bahçeli iktidarının izlediği bu politika, BOP’un beşinci kol faaliyetlerinin bir uzantısı olarak değerlendirilebilir ve bölgedeki jeopolitik denklemleri yeniden şekillendiren bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kaynakça:

Kitaplar ve Akademik Çalışmalar:
1. Gunter, M. M. (2014). The Kurds: A Modern History. Zed Books.
2. Lynch, M. (2016). The New Arab Wars: Uprisings and Anarchy in the Middle East. PublicAffairs.
3. Lister, C. (2016). The Syrian Jihad: Al-Qaeda, the Islamic State and the Evolution of an Insurgency. Oxford University Press.

Makale ve Raporlar:
1. Baker, S. (2020). “The Changing Role of Israel in Syrian Conflict: A Focus on the Golan Heights.” Middle East Journal of Politics.
2. Fisk, R. (2017). “Syria’s War: The Clash of Powers.” The Independent.
3. International Crisis Group. (2019). “The Evolution of the HTS: From Al-Qaeda to a Pragmatic Political Player.”

İstihbarat ve Güvenlik Raporları:
1. CIA, Mossad ve MI6’in Ortadoğu’daki Terörle Mücadele Politikaları – Özellikle Suriye ve HTŞ’ye Dair Raporlar.
2. RAND Corporation (2019). Al-Qaeda and its Affiliates in the Middle East.

Haber Kaynakları:
1. Al Jazeera (2018). “The Man Behind HTS: The Rise of Golani”.
2. The New York Times (2020). “The Syrian Conflict: Golani’s Leadership of HTS and International Relations”.

Dijital Kaynaklar:
1. Inside Syria: The War for the Golan Heights – Documentary. (2019).
2. The Guardian’s The Syria Files (2020).



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Huriye Öztürk avatarı
    Huriye Öztürk

    Hem Erdoganın hemde Bahçelinin görevlerine hemen son verilmesi gerekiyor.
    Bu işi yapacak Askeriyemizi de yok ettiler.
    Türk halkı nerede?
    Hem Erdogan’ dan hemde Bahçeli’ den hesap sorulması gerekiyor?

    Bu yaptıkları iş Vatanhainliği.

    Bu ikilinin ; Hem Avrupa Birliğinden, hemde Amerikadan hemde İsrailden aldıkları rüşvetin ortaya
    çıkması gerekiyor.
    AB, Amerika, İsrail çok meraklıysa toprak vermeye ,onlar Kürtlere kendi topraklarını versin..

    Bu işin şakası yok artık, bu işin yetkilisi Türk Milleti, ayağa kalkıp meclisi, sarayı basmaları gerekiyor.

    Bıcak kemiğe dayandı artık.
    Bu şerefsizler Vatanımızı sahipsiz sanıyor, oraya buraya yalakacılık yapıyorlar.

    Yakında karılarınıda Amerika’ ya, AB , İsrail’ e hediye edecekler…!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar