Bahçeli’nin Suriye Tutumu, Kürt Meselesi ve Türkiye’ye Açılan Tehlikeli Yol
Savunulan Üniterlik mi, İnşa Edilen Parçalanma mı?
Siyasette en tehlikeli pozisyon, söylem ile eylemin birbirinden koptuğu noktadır. Çünkü burada artık açık bir ideolojik mücadele değil, örtük bir yönlendirme vardır. Devletin bekasını savunduğunu iddia eden bir aktörün, fiiliyatta bu bekayı aşındıran süreçlere destek vermesi; yalnızca bir çelişki değil, tarihsel sonuçları olan bir kırılmadır.
Devlet Bahçeli’nin, Suriye’de Kürtçenin kararnamelerle resmî dil haline getirilmesine destek veren tutumu tam olarak bu kırılmanın ifadesidir. Bir yanda üniter devlet vurgusu, diğer yanda üniter yapının altını oyan etnik-idari düzenlemelere verilen zımni onay. Bu, basit bir dış politika yorumu değil; Türkiye’ye taşınması hedeflenen bir modelin ön provasıdır.
Suriye’de “Resmî Dil” Meselesi: Masum Bir Kültürel Hak mı?
Kürtçenin Suriye’de resmî dil olarak tanınması, yüzeyde “kültürel haklar” söylemiyle ambalajlanmaktadır. Ancak Ortadoğu’nun gerçekliği, bu tür kararların salt kültürel değil, derin biçimde siyasî ve jeopolitik olduğunu defalarca göstermiştir.
Bir dilin resmî statü kazanması:
• İdari özerkliğin,
• Yerel parlamentoların,
• Ayrı hukuk düzenlerinin,
• Ve nihayetinde fiilî federasyonun altyapısını oluşturur.
Bu nedenle “dil” meselesi, aslında egemenlik meselesidir.
Bahçeli’nin bu süreci, Suriye’nin üniter yapısına aykırı olduğu açıkça ortadayken desteklemesi; ya büyük bir stratejik körlüğün ya da çok daha vahim bir politik tercihin göstergesidir.
Türkmenler Nerede? Bilinçli Bir Sessizlik
En çarpıcı nokta ise şudur:
Bahçeli, Kürt meselesine dair yüksek perdeden konuşurken, Suriye Türkmenlerinin sistematik biçimde tasfiye edilmesine tek kelime etmemektedir.
Bu sessizlik tesadüf değildir.
Türkmenler:
• Ne küresel projelerin parçasıdır,
• Ne büyük güçlerin taşeronluğunu yapmaktadır,
• Ne de etnik kimlikleri üzerinden bir bölünme senaryosuna uygundur.
Bu yüzden görmezden gelinmektedirler.
Eğer mesele gerçekten “hak, hukuk ve temsil” olsaydı;
• Türkmenlerin yok sayılması,
• Köylerinden sürülmeleri,
• Siyasi denklemin tamamen dışına itilmeleri
yüksek sesle dile getirilirdi.
Ama yapılmadı. Çünkü mesele hak değil, seçici siyasettir.
Üniter Devlet Savunusu mu, Üniter Devletin Tasfiyesi mi?
Bahçeli’nin söyleminde sıkça geçen “üniter devlet” vurgusu, artık içi boşaltılmış bir slogana dönüşmüştür. Zira aynı Bahçeli:
• Suriye’de üniter yapıyı parçalayan etnik-idari modellere destek verirken,
• Türkiye’de bu modele karşı olduğunu iddia etmektedir.
Bu çelişki sürdürülemez.
Devletler arası modeller ithal edilir.
Bir coğrafyada meşrulaştırılan yapı, diğerinde “örnek” haline gelir.
Bugün Suriye’de:
• Resmî dil,
• Yerel meclis,
• Etnik temelli idari alan
normalleştiriliyorsa;
yarın Türkiye’de bu model:
“Demokratikleşme”,
“Yeni anayasa”,
“Çözüm sürecinin güncellenmesi”
başlıkları altında yeniden servis edilir.
Çözüm Süreci – Yeni Anayasa – Aynı Yolun Taşları
Bahçeli’nin son yıllarda “yeni anayasa” söylemine verdiği destek, bu bağlamdan bağımsız değildir.
Yeni anayasa ne zaman gündeme gelse:
• Üniter yapı tartışmaya açılır,
• Vatandaşlık tanımı sulandırılır,
• Yerel yönetimler güçlendirilir adı altında merkez zayıflatılır.
Suriye’de denenen model, Türkiye için psikolojik eşik oluşturmaktadır.
“Orada olduysa, burada neden olmasın?”
İşte tehlike tam da buradadır.
Milliyetçilik Söylemi ile Fiilî Sonuçlar Arasındaki Uçurum
Milliyetçilik, yalnızca slogan atmak değildir.
Milliyetçilik:
• Tutarlılık ister,
• İlke ister,
• Coğrafyalar arasında ahlaki süreklilik ister.
Bir ülkede üniterliği savunup, diğerinde üniterliğin tasfiyesine göz yummak; milliyetçilik değil, politik pragmatizmdir.
Ve bu pragmatizm, uzun vadede devlete değil; parçalanma dinamiklerine hizmet eder.
Türkiye İçin Kurulan Tuzak
Bugün Suriye’de:
• Kürt kimliği merkezde,
• Türkmen kimliği yok sayılmış,
• Üniter yapı fiilen aşındırılmıştır.
Yarın Türkiye’de:
• Aynı argümanlar,
• Aynı “hak” söylemi,
• Aynı anayasal talepler
önümüze konacaktır.
Bahçeli’nin tutumu, bu sürecin önünü kesmek yerine meşrulaştırmaktadır.
Sonuç: Tarih Not Düşer, Bahaneleri Değil
Siyasetçiler günü kurtaran açıklamalar yapabilir.
Ama tarih, tutarlılığa bakar.
Bugün:
• Suriye’de üniter yapı çözülürken susan,
• Türkmenlerin tasfiyesine göz yuman,
• Etnik-idari modellere dolaylı destek veren bir tutum;
yarın Türkiye için savunulamaz sonuçlar doğuracaktır.
Üniter devlet, seçmeli bir ilke değildir.
Ya her yerde savunulur, ya da hiçbir yerde.
Aksi halde savunulan şey üniterlik değil, kontrollü çözülmedir.



Bir yanıt yazın