
Gayet tabiidir ki, herkes terörün bitmesini istiyor. Terörun kesinlikle bitmesinden milletin huzur ve güvenliğe kavusmasından başka dileğimiz olamaz. Fakat bu nasıl bitecek? mesele budur. Ancak simdi verilen bazı demeçlere, Basbakanın bazı söylemlerine bakacak olursanız Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığı izlenimi ortaya çıkıyor. Bir terör lideri çıkıyor, Türkiye’de suç işlemis, insanları öldürmüş teröristlerin silahlarıyla Türkiye’den başka bir ülkeye gitmelerini istiyor. Sayın Başbakan da bunu olumlu karşılıyor. Çok açık söylemek lazim: Türkiye bir hukuk devleti olmak zorundadır. Türkiye bir yol geçen hanı değildir. Silahlı teröristlerin diledikleri zaman girip diledikleri zaman çıkacakları bir yer değildir. Başbakandan da terör liderinden beklenen söylem şudur: Teröristler devletin güvenlik güçlerine teslim olacaklardir ve yargılanacaklardir. Suç işleyenlerin serbestçe başka ülkeye gitmelerine izin veren devlet var mı dünyada? O zaman niçin Türkiye’de suç işledikten sonra başka ülkelere kaçanlarin geri getirtilmesi için Interpole başvuruyorsunuz? Devletin ciddiyetiyle bağdaşmıyor bu işler.
Bu çağrı terörün tamamen bittiği anlamına geliyor mu? Terörün yurt dışında silahlı bir varlığı sürdürmesini kabul mü ediyorsunuz? Türkiye’in komşusunda bir terör örgütü silahli varlığını sürdürecek, biz de bunu sineye çekeceğiz. Böyle mi olacak, yoksa Ispanya’da olduğu gibi, terör örgütü silahla mücadele ederek amacına ulaşamayacağını anlayıp koşulsuz olarak silahlı mücadeleyi terk mi edecek? PKK silahlarını koşulsuz olarak bırakırsa, gayet tabii, daha sonraki aşamada devlet şefkat de gösterir, yaralar da sarılır. Ama terör örgütünün liderinin mesajından anlaşılıyor ki, örgüt silahlari kesin olarak bırakmaya niyetli değildir. Onun mesajı terörden kesinlikle vazgeçtik anlamına gelmiyor. Tek bir pişmanlık sözü yoktur. Bu ülkede 35.000 kişinin ölümünden sorumlu olan örgüt bu insanların ölümünden üzüntü duyduğunu açiklamıyor, özür dilemiyor. Bir pişmanlık duygusu yok. Basında ve kamuoyunda o kadar aşırı bir iyimserlik havasi yaratıliyor ki, artık aklın durduğu noktadayız.
Sayın Başbakan Diyarbakır mitinginde Türk bayrağı olmamasına üzulmüş. Diyarbakırda sadece PKK’yı detekleyen bir siyasi parti mi var? Iktidar partisinin orada bir örgütü yok mu? Onlara siz de mitinge Türk bayrağıyla gidin diyemediniz mi?
Öcalan mesajında anayasadan söz etmiyor, oysa birkaç gün önce yandaşlarina yeni anayasanın maddelerini dikte etmeye çalışıyordu! Mesajındaki sözlerle birkaç önce söyledikleri farklı. O bakımdan bütün bu gelişmeleri ihtiyatla karşılamak gerekiyor. Gerçek düşünceleri nedir? Söylediklerinin ne kadarı samimidir, ne kadarı taktiktir, neyi amaçlıyorlar, yarın ne yapmayı düşünüyorlar, bütün bunlari görmek lazım. Kamuoyunda yaratılan bir coşku havasıyla bütün bunları geçiştirmek kabil değildir.
Gayet tabii, herkes terrörün bitmesini istiyor, ama şu tartışılmıyor: bütün bunlari söylerken PKK karşılığinda ne taviz aldi? Ne vaatte bulunuldu? Acaba Oslo’da, Imralı’da bazi devlet yetkililerinden aldığı vaatler üzerine mi bunlari söyledi? Neydi o vaatler, bunlar tartışılmıyor, Aşırı iyimserliğe kapılmamak, ihtiyatlı olmak lazımdır.




Bir yanıt yazın