Millî Mücadele Sonrasında Türklük Şuuru

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️
Millî Mücadele Sonrasında Türklük Şuuru

: Prof. Dr. Zeynep Korkmaz
Bilindiği gibi Atatürk, yalnız bir devlet kurucusu değil, aynı zamanda kurmuş olduğu devlete Türk milletinin sosyal ve tarihî şartlarının gerekli kıldığı sağlam temellere oturtmuş olan bir fikir adamı, bir inkılâpçıdır. Bu nedenle Cumhuriyetin ilânından sonra gerçekleştirilen inkılâplar, Türk milletinin çizilen ileri hedefe ulaştıracak olan köklü sosyal tedbirlerdir; gücünü tarih şuurundan alan yenileşme hareketlridir. Atatürk’ün inkılâpları gerçekleştirirken üzerinde hassasiyetle durduğu bir husus da bir milletin yaşama azmi ve iradesinin göstergesi olan “millî şuur”dur. Bir toplumu oluşturan fertlerin millet ve devlete olan bağlılığı bir maddî bağlılıktan ibaret değildir. Millet halindeki toplumların geleceğe doğru yol alan ilerleme ve gelişmelerinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkan bir ruh bağlılığıdır. Kişilerdeki birbirine ve devlete karşı olan bu bağlılık bir toplum şuuruna dönüşerek, o millete dinamizm veren “millî şuuru” oluşturmuştur. (38- Bkz. Zeynep Korkmaz, “Atatürk ve Türk Gençliği”, Türk Dili, Atatürk ve Gençlik sayası, sayı 407 (Kasım 1985), S. 252.) Bu nedenle, Türk toplumunun millet ve devlet olarak varlığını şerefle koruyabilmesi ve sonsuza kadar sürdürebilmesi, ancak kendi varlığının bilincine ermesi ile mümkündür. “benim hayatta tek ögünç kaynağım, servetim, Türklük’ten başka bir şey değildir” (39- Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlarından Hatıralar, Sel yay., İstanbul 1955, S. 95; Utkan Kocatürk, a.g.e. S. 168.) diyen Atatürk, Osmanlı Devleti’nin önemli çöküş sebeplerinden birinin de kendi benliğini unutmuş olmasından kaynaklandığını, 1923 yılında şu satırlarla dile getirmiştir.

“Biz milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle gidermeye çılaşmalıyız. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çok çeşitli topluluklar, hep millî inançlarına sarılarak, milliyetçilik idealinin gücü ile kendilerini kurtardılar. Kuvvetimizin zayıfladığı anda bizi hor ve hakir gördüler. Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmuş olduğumuzmuş. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı, hissî, fikrî ve fiilî olarak, bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim.” (40- Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. I (2. Baskı, Ankara 1959), S. 142-143; Atatürkçülük, I. Kitap Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, S. 59; Utkan Kocatürk, a.g.e., S. 181; Turhan Feyzioğlu, a.g.e., S. 10.)

Gerçekten de bir milletin kendi benliğini duyma bilinci, o milleti tarihinin derinliklerinden bugüne, bugünden de yarına kesintisiz olarak uzandıran bir manevî güçtür. Kişileri birbirine kenetleyen bir ortak ruhtur. Bu ruhun canlı tutulabilmesi, o milletin yeni gelişmeleri açık olmakla birlikte, kendi kültür değerlerine hakkıyla sahip çıkabilmesine; millî kültürün temel direklerinden olan dil ve tarih konularında hazırlıklı ve bilinçli olmasına bağlıdır. İşte bundan dolayıdır ki, Atatürk, millî kültür, dil ve tarih konularına, bunların birer bilim dalı olmaları dışında, özel bir önemle eğilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” (41- Mahmut Attilâ Aykut, TDK. Yıllık 1944, S. 63; Utkan Kocatürk, a.g.e. S. 125.): “Millî kültür en yüksekte göz diktiğimiz idealdir” (42- Atatürk’ün, Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü yay., Ankara 1964, S. 73.) sözleri ile, kültürün bir millet varlığı içindeki vazgeçilmez yerine işaret etmiştir. Millî kültür, bir milletin yüzyıllar boyunca oluşturduğu maddî ve manevî değerler bütünü olarak, millî ruhun iadesidir. Kökleri tarihin derinliklerindedir. Dilin aktarıcılığı ile geçmişten bugüne, bugünden de yarına doğru yol alır. Kültürün millîlik vasfını koruyabilmesi ona gösterilen özene bağlıdır.

Atatürk’ün tarih çalışmalarına özellikle Türk tarihi üzerindeki çalışmalara çok yakın bir ilgi göstermiş olması da tarih şuuru ile bağlantısından ve Osmanlı İmparatorluğu’nda millî bir tarihçilik anlayışının yokluğundan ileri gelmektedir. Yabancı bilginlerin tarihimizi peşin hükümlerle ve objektif olmayan yargırla değerlendirmiş olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu noksanlık dolayısıyla, Türk insanı kendi tarihinin derinliklerine inerek oradaki zenginlikleri göremiyor ve millî benliğinin şuuruna varamıyordu. Kapıldığı aşağılık duygusu da bundandı. Bu durum karşısında, Türklüğün bütün değerlerini bilimsel ölçülerle ve kaynaklarına inen araştırmalarla ortaya koymak, tanıtmak, topluma ve gençlere millî bir tarih bilinci vermek gerekiyordu. İşte Atatürk’ün tarihe olan yakın ilgisinin sebebi, tarih ile toplum ruhu ve Türklük şuuru arasındaki bu yakın ilişkidir.

Atatürk’ün Türk diline karşı duyduğu yakın ilgi de dil ile millet varlığı arasındaki çözülmez bağdan kaynaklanmaktadır. Atatürk’ün millî devlet anlayışı nasıl 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla uzanan “milliyetçilik” akımının kendi tarihî ve sosyal ihtiyaçlarımızla bütünleşmiş ve bilinçlenmiş bir ifadesi ise, Türk diline bakışı da devlet varlığının devamını ve gelişmesini sağlayan millî kültür değerlerine dönüşün bir ifadesi olmuştur. Bu bakımdan dil inkılâbı millî devlet politikasına paralel bir millî dil anlayışına dayanmaktadır. (43- Zeynep Korkmaz, “Dil İnkılâbının Sadeleşme ve Türkçeleşme Akımları Arasındaki Yeri” Türk Dili, C. XLIX sayı 401 (Mayıs 1985)’ten ayrıbasım, S. 15. Bu konuda geniş bilgi için ayrıca bkz. Zeynep Korkmaz, Türk Dilinin Tarihî Akışı İçinde Atatürk ve Dil Devrimi, Ankara Üniv. Dil ve Tarih-Coğrafya Fak. Yay, Ankara 1974. 129 S.)

Dil, bir milletin duygu ve düşünce tarzı, tarihî ve toplum hayatı ile birlikte yürüdüğünden, millet varlığının bir damgası ve o milletin ayrılmaz bir parçasıdır. Millî birlik ve beraberlik ancak, toplumun fertlerini birbirine perçinleyen dille sağlanabilmekte; millet bütünlüğünün geleceği de dille güvence altına alınabilmektedir. Bu gerçekler Atatürkte şu sözlerle ifadesini bulmuştur: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkı Türk milletidir. Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü, Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkının, an’anelerinin, hâtıralarının, menfaatlerinin kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” (44- Afet İnan, Medenî Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Elyazıları, Türk Tarih Kurumu yay., Ankara 1969, S. 18; “Milliyete Temel Olan Dil Birliği”, Türk Dili, S. 182 (Kasım 1966), S. 90; Müjgan Cumhur, Atatürk ve Millî Kültür, Kültür Bakanlığı yay. Ankara 1981, S. 35.)

Demek oluyor ki, dil aynı zamanda millet ile millî kültür arasındaki maneî bağı perçinleyen ve Türklük şuurunu ayakta tutan bir manevî varlıktır. Atatürk’ün “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin inkişafında başlıca müessirdir.” (45- Sadri Maksudî Arsal, Türk Dili için, Türk Ocakları İlim ve San’at Neşriyatı, 1930, İç kapak sayfası; Zeynep Korkmaz, not 43’te göst. eserler, S. 17; S. 1, 52; S. 42.) sözleri dildeki bu özelliğin ifadesidir. Atatürk’ün doğrudan doğruya kendi şahsî geliri ile beslenen Tarih ve Dil Kurumlarını kurdurmuş; Türk dilini ve Türk tarihini kaynaklarına inerek inceleyecek Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi gibi, özel nitelikte bir bilim yuvasını açtırmış olması, dil ve tarihin, millet varlığı içindeki Türklük şuuruna uzanan bu bağlantısı dolayısıyladır.

Görülüyor ki, Atatürk gerek Millî Mücadele yıllarında uyandırdığı “kuva-yı milli”ye ruhu ile gerek daha sonraki yılların icraatında ve millî devlet politikasında, Türklük şuuruna büyük bir değer vermiş, bu şuuru her zaman uyanık ve canlı tutma felsefesine dayanan bir devlet politikasını hâkim kılmıştır.

Kaynak:
Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Millî Mücadele ve Sonrasında Türklük Şuuru, Atatürk Araştırma Merkezi, Cilt: IV, Kasım, 1987, Sayı: 10, Sayfa: 47-60

PROF.DR. ZEYNEP KORKMAZ / TURKİSHFORUM – ABDULLAH
TÜRER YENER



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar