Ankara bugün alışılmış bir başkent görünümünden çok uzaktadır. NATO Zirvesi gerekçesiyle uygulanan olağanüstü güvenlik tedbirleri; kapatılan yollar, bariyerlerle çevrilen bölgeler, yoğun güvenlik noktaları ve geniş kapsamlı yasaklarla milyonlarca vatandaşın günlük yaşamını doğrudan etkilemektedir. Valilik tarafından zirve süresince güvenlik, trafik ve bazı kamusal etkinliklere yönelik kapsamlı kısıtlamalar uygulanmaktadır.
Elbette uluslararası zirvelerde güvenlik önlemleri alınması devletin sorumluluğudur. Ancak güvenlik ile özgürlük arasındaki denge kaybolduğunda, ortaya çıkan tablo vatandaşın kendisini kendi başkentinde yabancı hissetmesine neden olabilir.
Bugün Ankara’da oluşan manzara, birçok insanın zihninde şu soruyu doğurmaktadır: Başkent, kendi vatandaşları için mi yönetiliyor, yoksa birkaç günlük diplomatik organizasyon uğruna halkın yaşamı ikinci plana mı itiliyor? Şehrin önemli bölümlerinin fiilen erişilemez hâle gelmesi, ulaşımın aksaması ve kamusal alanların olağan kullanımının ciddi biçimde sınırlandırılması, demokratik toplumlarda her zaman tartışılması gereken uygulamalardır.
“NATO Ankara’yı işgal etmiş durumda” ifadesi hukuki bir tespit değil, yaşanan olağanüstü güvenlik atmosferini anlatan güçlü bir siyasal metafor olarak değerlendirilebilir. Çünkü başkentte oluşan görüntü, birçok vatandaş açısından normal şehir yaşamından uzak, sıkı güvenlik çemberi altındaki bir kenti andırmaktadır.
Demokratik toplumlarda vatandaşın görevi sessiz kalmak değil; hukuk içinde kalarak düşüncesini açıklamak, eleştirmek, itiraz etmek ve temel haklarını savunmaktır. Barışçıl gösteri yapma, düşünceyi ifade etme ve yöneticileri eleştirme hakkı demokratik düzenin vazgeçilmez unsurlarıdır. Güçlü demokrasiler, eleştiriden korkmayan demokrasilerdir.
Hiçbir uluslararası toplantı, bir milletin kendi başkentinde kendisini ikinci sınıf hissetmesine yol açmamalıdır. Devletin itibarı, yalnızca yabancı liderleri güven içinde ağırlamasıyla değil; kendi vatandaşının özgürlüğünü, onurunu ve günlük yaşamını mümkün olan en geniş ölçüde korumasıyla da ölçülür.
Bugün Ankara’da yaşananlar, güvenlik ile özgürlük arasındaki dengenin yeniden sorgulanmasını gerektirmektedir. Demokratik haklara sahip çıkmak, barışçıl yollarla eleştiri yapmak ve özgürlükleri savunmak; hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur.



Bir yanıt yazın