Mazlumun Soykütüğü: İran-Yemen-Lübnan-Irak Direniş Ekseninde Hz. Hüseyin ve Hz. Zeynep Referansı

Okuma Süresi:

8–11 dakika
❤️

Orta Doğu coğrafyasında son yarım yüzyılda şekillenen direniş hareketleri, Batılı analizlerin indirgemeci bakışıyla çoğu zaman jeopolitik çıkar çatışmaları, vekâlet savaşları veya etnik-mezhepsel kamplaşmalar üzerinden okunmaktadır. Oysa İran’dan Lübnan’a, Yemen’den Irak’a uzanan ve emperyalizm ile siyonizme karşı ortak bir cephe oluşturan bu yapıların ortak referans çerçevesi, doğrudan Kerbelâ’ya ve Ehl-i Beyt’in zalime biat etmeme ahlâkına dayanmaktadır. Hz. Hüseyin’in kılıcı ve Hz. Zeynep’in diliyle örülen bu manevî miras, bugün direniş ekseninin hem savaş meydanındaki kararlılığını hem de medya ve diplomasi alanındaki söylemini besleyen temel kaynaktır. Yezid’in ordusuna karşı yetmiş iki kişiyle direnen Hz. Hüseyin ile esaret altında dahi hakikati haykıran Hz. Zeynep, yedinci yüzyılın figürleri olmaktan çıkmış, yirmi birinci yüzyılın en yakıcı çatışmalarında mazlumun sesi ve zalime meydan okuyuşun sembolü haline gelmiştir.

Kerbelâ’dan Mihver-i Mukavemet’e: Direnişin Teolojik Kökenleri

Direniş ekseni kavramı, Arapça ve Farsça siyasî literatüre “Mihver-i Mukavemet” olarak yerleşmiştir. Bu kavram, İran İslâm Devrimi’nin ideolojik çerçevesinde şekillenmiş olsa da kökleri çok daha derinlere, Kerbelâ olayına ve Şiî siyasî düşüncesinin zulme karşı duruş geleneğine uzanır. Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmeyi reddetmesi, salt bir veraset anlaşmazlığı değil, zalim bir iktidarın meşruiyetini tanımama iradesinin en saf ifadesidir. Bu reddediş, bugünün direniş hareketlerinde ABD’nin küresel hegemonyasına, İsrail’in işgal politikalarına ve onların bölgedeki iş birlikçisi rejimlerine karşı aynı ilkesel duruşla yeniden üretilmektedir.

Ali Şeriati’nin “Her gün Aşura, her yer Kerbelâ” formülü, bu sürekliliği özetleyen en veciz ifadedir. Şeriati’ye göre Kerbelâ, geçmişte yaşanmış ve kapanmış bir trajedi değil, her çağda zalim ile mazlum arasında süregiden mücadelenin arketipidir. Bugün Gazze’de, Güney Lübnan’da, Yemen dağlarında ve Bağdat sokaklarında yaşananlar, özünde Kerbelâ’nın farklı sahnelerde yeniden tezahür etmesinden başka bir şey değildir. Direniş ekseni, tam da bu bilinçle, kendisini Hz. Hüseyin’in yetmiş iki kişilik ordusunun çağdaş mirasçısı olarak konumlandırmaktadır.

İran İslâm Devrimi: Kerbelâ’yı Devlet Aklına Dönüştürmek

İran İslâm Devrimi, Kerbelâ anlatısını bireysel bir yas ve kurtuluş hikâyesi olmaktan çıkarıp bir devlet politikasının ve toplumsal seferberliğin temel dinamiği haline getiren en önemli tarihsel kırılmadır. İmam Humeyni, devrim sürecinde ve sonrasında sık sık Hz. Hüseyin’in kıyamına atıfta bulunmuş, Pehlevi rejimini çağın Yezid’i olarak nitelendirmiştir. Devrimin başarıya ulaşmasıyla birlikte bu söylem iç politikadan dış politikaya taşınmış, ABD “büyük şeytan”, İsrail ise İslâm dünyasının kalbine saplanmış bir hançer olarak kodlanmıştır.

İran’ın nükleer programından Suriye’deki varlığına, Devrim Muhafızları’nın bölgesel operasyonlarından Kudüs Gücü’nün direniş gruplarına verdiği desteğe kadar pek çok stratejik adım, resmî söylemde Hz. Hüseyin’in zulme karşı duruşuyla meşrulaştırılmaktadır. İranlı yetkililerin konuşmalarında sıkça vurguladığı “istikbar” (kibirlenenler, emperyal güçler) ve “müstazafin” (ezilenler, mazlumlar) kavram çifti, doğrudan Kerbelâ’nın Yezid’e karşı Hüseyin ikiliğinden türetilmiştir. Bu anlatıda İran, mazlumların doğal hamisi, ABD ve müttefikleri ise çağdaş Yezid’lerdir. Ambargolar, tehditler ve askerî baskılara rağmen İran’ın geri adım atmaması, tam da Hz. Hüseyin’in “zilleti kabullenmektense ölüm yeğdir” ilkesinin devlet ölçeğinde uygulanmasıdır.

Lübnan Hizbullahı: İşgal Karşısında Zeynepçe Sabır ve Hüseynî Zafer

Lübnan Hizbullahı, direniş ekseninin en olgun ve en etkili askerî-siyasî yapılanması olarak Kerbelâ referansını sadece söylemde değil, sahada da somutlaştıran bir harekettir. 1982’de İsrail işgaline karşı kurulan örgüt, otuz yılı aşkın mücadelesinde defalarca askerî olarak kendisinden katbekat üstün bir düşmana karşı zafer kazanmıştır. 2000 yılında İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesi ve 2006’daki 33 Gün Savaşı’nda İsrail ordusunun kesin bir sonuç alamaması, Hizbullah anlatısında Hz. Hüseyin’in az sayıdaki askeriyle dev ordulara karşı kazandığı manevî zaferin modern tekrarı olarak sunulmaktadır.

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın konuşmaları incelendiğinde, Kerbelâ’nın sürekli bir referans noktası olduğu görülür. Nasrallah, direnişin sadece askerî değil aynı zamanda ahlâkî ve imanî bir duruş olduğunu vurgularken sıklıkla Hz. Hüseyin’in Kufe yolundaki kararlılığına ve Hz. Zeynep’in Şam sarayındaki onurlu dik başlılığına atıfta bulunur. Hizbullah’ın her yıl Aşura günü düzenlediği devasa yürüyüşler ve matem törenleri, yalnızca dinî bir ritüel değil, aynı zamanda kitlesel bir siyasî mesajdır. Milyonlarca insanın “Lebbeyk ya Hüseyin” nidalarıyla yürüdüğü bu törenler, direnişin toplumsal tabanını canlı tutan ve her yıl yeniden inşa eden birer manevî seferberlik alanıdır.

Yemen Ensarullah’ı: Unutulmuş Coğrafyada Kerbelâ’yı Yaşamak

Yemen’deki Ensarullah hareketi, direniş ekseninin belki de en çarpıcı Kerbelâ deneyimini temsil etmektedir. Hz. Hüseyin’in Medine’den Kufe’ye uzanan yolculuğunda yaşadığı yalnızlık, ihanet ve kuşatılmışlık hali, bugün Yemen dağlarında Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun amansız bombardımanı altında direnen Husilerin durumunu tarif etmektedir. Tıpkı Kerbelâ’da Fırat’ın suyunun Hz. Hüseyin ve beraberindekilere kesilmesi gibi, Yemen’e uygulanan hava, kara ve deniz ablukası da milyonlarca insanı susuz, gıdasız ve ilaçsız bırakmıştır.

Ensarullah’ın sloganı olan “Allah büyüktür, ölüm Amerika’ya, ölüm İsrail’e, lanet Yahudilere, zafer İslâm’a” ifadesi, Batı’da çoğu zaman bağlamından koparılarak sunulsa da bu slogan, özünde Kerbelâ’nın zalime lanet ve mazluma dua geleneğinin çağdaş bir formülasyonudur. Husiler, kendilerini tıpkı Hz. Hüseyin gibi, dünyanın unuttuğu ve terk ettiği bir coğrafyada zulme karşı direnen müstazafin olarak görmektedir. Sayıca az, silahça zayıf ve lojistik açıdan kuşatılmış olmalarına rağmen yıllardır süren direnişleri, Hz. Hüseyin’in “biat etmeme” iradesinin Arap Yarımadası’nın en yoksul köşesinde dahi nasıl kök salabileceğini göstermektedir.

Irak’taki Haşdi Şabi: Şehadet Kültürü ve İşgale Karşı Kerbelâ Kalkanı

Irak’ta 2014 sonrası IŞİD’e karşı oluşan ve daha sonra ABD işgaline karşı direnişi de bünyesinde toplayan Haşdi Şabi güçleri, Kerbelâ referansını en yoğun kullanan yapılardan biridir. Necef ve Kerbelâ gibi şehirlerin manevî ağırlığı, bu topraklarda direniş söylemine doğal bir meşruiyet zemini sağlamaktadır. Haşdi Şabi birliklerinin flamalarında, araçlarında ve marşlarında Hz. Hüseyin ve Hz. Abbas figürleri sıkça yer alır. IŞİD’e karşı savaş, sadece bir terörle mücadele operasyonu olarak değil, Yezid’in manevî mirasçılarına karşı Hüseynî bir kıyam olarak sunulmuştur.

ABD’nin Irak’taki askerî varlığına ve özellikle Kasım Süleymani ile Ebu Mehdi el-Mühendis’in 2020’de Bağdat Havalimanı’nda öldürülmesine karşı yükselen tepkiler de Kerbelâ anlatısı üzerinden şekillenmiştir. Süleymani’nin cenaze törenlerinde milyonların “intikam” sloganları atması, Kerbelâ’da şehit düşenlerin yasının ve intikam ahdinin çağdaş bir yansımasıdır. Irak direniş grupları, ABD’nin Irak’tan çekilmesi yönündeki taleplerini de “işgalciye biat etmeme” ilkesine dayandırmakta, parlamentoda alınan kararları ve sahadaki eylemleri bu söylemle desteklemektedir.

Yerli Uşaklara Karşı Duruş: Biat Etmemenin Güncel Bedeli

Direniş ekseninin en belirgin ortak özelliklerinden biri, yalnızca dış düşmana değil, aynı zamanda onun bölgedeki yerli iş birlikçilerine karşı da tavizsiz bir duruş sergilemesidir. Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmemesi nasıl ki dolaylı olarak onun Kufe’deki valilerini, Şam’daki bürokratlarını ve sarayındaki danışmanlarını da reddetmek anlamına geliyorsa, bugünün direniş hareketleri de emperyalizmin ve siyonizmin bölgedeki uzantısı olarak gördükleri rejimlere karşı aynı ilkesel reddi sürdürmektedir.

Lübnan’da Hizbullah, iç siyasetteki rakiplerini İsrail ve ABD’nin vekili olmakla eleştirirken; Yemen’de Ensarullah, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanı sıra bu ülkelere topraklarını açan eski Yemen rejimini de Yezid’in çağdaş müttefikleri olarak kodlamaktadır. İran’da devrim sonrası kurulan düzen, Pehlevi rejiminin kalıntılarını ve Batı yanlısı liberalleri “içerideki Yezid’in askerleri” olarak tanımlamıştır. Irak’ta ise direniş grupları, Baas rejiminin çöküşünden sonra ABD işgaliyle iş birliği yapan siyasî aktörleri benzer bir dille mahkûm etmektedir. Bu anlatı, direnişi yalnızca uluslararası bir mücadele değil, aynı zamanda içerideki ahlâkî ve siyasî hesaplaşmanın da referansı haline getirmektedir.

Hz. Zeynep’in Mirası: Medya Savaşı ve Hakikatin İfşası

Kerbelâ’nın direnişe ilham veren yönü sadece savaş meydanındaki kılıçla sınırlı değildir. Hz. Zeynep’in esaret altında Kufe ve Şam’da yaptığı konuşmalar, zalimin işlediği suçları tüm çıplaklığıyla ifşa etmesi, bugünün medya ve propaganda savaşlarında direniş eksenine model teşkil etmektedir. Hizbullah’ın El-Manar televizyonu, İran’ın Press TV’si ve Arapça yayın yapan El-Alem kanalı, Yemen’deki El-Mesira ve Irak’taki direniş gruplarının sosyal medya ağları, özünde birer Zeynepçe ifşa platformudur. Bu mecralar, Batı medyasının görmezden geldiği veya çarpıttığı katliamları, ablukaları ve insan hakları ihlallerini dünya kamuoyuna duyurmayı amaçlamaktadır.

Hz. Zeynep’in Yezid’in sarayında eğilmeyi reddederek zalimin yüzüne karşı hakikati haykırması, bugün direniş hareketlerinin Batı’nın diplomatik baskılarına, tehditlerine ve terör örgütü yaftalamalarına karşı boyun eğmeme tutumunun manevî dayanağıdır. Direniş liderlerinin uluslararası mahkemelerde, miting meydanlarında veya televizyon ekranlarında sergilediği dik duruş, Hz. Zeynep’in Şam sarayındaki o tarihî anının çağdaş bir yansımasıdır. Bu duruş, fiziksel olarak zincire vurulmuş olsa da ruhu ve vicdanı esir alınamayan bir kadının evrensel direniş mirasıdır.

Şehadet Kültürü ve Asimetrik Savaşın Manevî Ekonomisi

Direniş eksenini anlamak için Kerbelâ’dan beslenen şehadet kültürünü kavramak zorunludur. Hz. Hüseyin’in ölümü, bu gelenekte bir son değil, bir başlangıçtır; kanla sulanan bir tohumun asırlar sonra dev bir direniş ağacına dönüşmesidir. Bugün İranlı Devrim Muhafızları’ndan Lübnanlı Hizbullah savaşçılarına, Yemenli Ensarullah milislerinden Iraklı Haşdi Şabi gönüllülerine kadar on binlerce insan, ölümü bir yok oluş değil, direnişin en yüce mertebesi olarak görmektedir. Bu bilinç, askerî teknolojideki devasa uçurumu kapatabilecek bir motivasyon kaynağıdır.

Ali Şeriati’nin “şehadet” kavramına getirdiği yorum, bu noktada belirleyicidir. Şeriati’ye göre şehadet, pasif bir kurban olmak değil, bilinçli bir seçimle tarihe müdahale etmektir. Hz. Hüseyin öleceğini bile bile Kufe’ye yürümüş, ölümüyle zulmü ifşa etmiş ve bir direniş geleneğinin temellerini atmıştır. Bugünün direniş savaşçıları da aynı bilinçle, sahip oldukları sınırlı imkânlarla devasa ordulara, hava filolarına ve istihbarat ağlarına meydan okumaktadır. Bu asimetrik savaşta, maddi güç dengesizliğini telafi eden şey, şehadeti kucaklayan o manevî ekonomidir.

Kerbelâ’nın Evrensel Dili: Direniş Ekseninde Sünnî-Şiî Aşımı

Direniş eksenine yönelik en yaygın eleştirilerden biri, bu yapılanmanın Şiî mezhepçiliğine dayandığı iddiasıdır. Oysa Kerbelâ’nın direniş anlatısı, pratikte bu tür ayrımları aşan evrensel bir çekiciliğe sahiptir. Hz. Hüseyin’in zulme karşı duruşu, sadece Şiîleri değil, adaletsizliğe uğrayan herkesi kapsayan bir semboldür. Yemen’deki Ensarullah hareketinin tabanı Zaidi olmakla birlikte hareketin müttefikleri arasında Sünnî aşiretler de bulunmaktadır. Irak’taki Haşdi Şabi bünyesinde Sünnî gönüllüler de yer almakta, direniş söylemi ortak düşman karşısında mezhep sınırlarını bulanıklaştırmaktadır.

Filistin meselesi, bu bağlamda en çarpıcı örnektir. Hamas ve İslâmî Cihad gibi Sünnî direniş örgütleriyle direniş ekseni arasındaki ittifak, Kerbelâ’nın mezhepler üstü bir direniş dili inşa edebileceğini kanıtlamıştır. Kudüs davası, Hz. Hüseyin’in zulme karşı kıyamıyla aynı ilkesel zeminde buluşmakta, İsrail’in işgal ve ilhak politikalarına karşı mücadele, çağdaş bir Aşura olarak okunmaktadır. İran’ın Filistin meselesine verdiği koşulsuz destek, bu mezhepler üstü direniş anlatısının en somut diplomasi pratiğidir.

Zulme Karşı Kıyamın Değişmeyen Koordinatları

Kerbelâ’dan bugüne uzanan bin üç yüz yılı aşkın sürede değişen tek şey, zalimin adı ve kullandığı silahların teknolojisidir. Yezid’in kılıcı ve mızrağı yerini insansız hava araçlarına, akıllı bombalara ve ekonomik yaptırımlara bırakmış; ancak zulmün doğası ve mazlumun direniş azmi aynı kalmıştır. İran’ın uranyum zenginleştirme santrifüjlerinden Yemen dağlarındaki mağaralara, Lübnan’ın güneyindeki tünellerden Irak şehirlerindeki direniş hücrelerine kadar uzanan bu coğrafyada Hz. Hüseyin’in “Hayır”ı ve Hz. Zeynep’in çığlığı hâlâ yankılanmaktadır.

Direniş eksenini anlamak, sadece Orta Doğu’daki güç dengelerini çözmek için değil, aynı zamanda zalime biat etmemenin çağlar aşan evrensel ahlâkını kavramak için de gereklidir. Hz. Hüseyin’in yetmiş iki kişiyle çıktığı yolda başlattığı bu kıyam, bugün milyonların omuz verdiği bir direniş silsilesine dönüşmüştür. Hz. Zeynep’in esaret altında dahi susturulamayan sesi, bugün uydu frekanslarından, internet ağlarından ve meydanları dolduran kalabalıkların sloganlarından yükselmeye devam etmektedir. Bu direnişin koordinatları değişmemiştir; mazlum safta durmak, zalimin karşısına dikilmek ve ne pahasına olursa olsun biat etmemek.

Kaynakça

Ali Şeriati, Hüseyin Adem’in Varisi, çev. Hüseyin Hatemi, İşaret Yayınları, İstanbul.
Ali Şeriati, Şehadet, çev. Kenan Çamurcu, Dünya Yayıncılık, İstanbul.
Augustus Richard Norton, Hezbollah: A Short History, Princeton University Press, Princeton, 2018.
Ethem Ruhi Fığlalı, İmamiyye Şiası, Selçuk Yayınları, Ankara.
Faleh A. Jabar, The Shi‘ite Movement in Iraq, Saqi Books, Londra, 2003.
Hamid Dabashi, Shi‘ism: A Religion of Protest, Harvard University Press, Cambridge, 2011.
İmam Humeyni, Velâyet-i Fakih: İslâm Devleti, çev. Mustafa Bayram, Dünya Yayıncılık, İstanbul.
Nasrallah, Hasan, Konuşmalar: Direniş ve Zafer, der. ve çev. Mehmet Akif Koç, Pınar Yayınları, İstanbul.
Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, çev. M. Faruk Gürtunca, Sağlam Yayınevi, İstanbul.
Yaşar Nuri Öztürk, Enel Hakk İsyanı: İmam Hüseyin, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar