Kırılan Zincir, Sönmeyen Işık: İmam Zeynel Abidin’in Kerbelâ’daki Esareti ve On İki İmam Soyunun Devamındaki Rolü

Okuma Süresi:

6–9 dakika
❤️

Kerbelâ, Ehl-i Beyt’in erkek soyunu topyekûn yok etmek üzere tasarlanmış bir imha harekâtıdır. 10 Muharrem günü Hz. Hüseyin ve beraberindeki yetmiş iki kişi kılıçtan geçirilmiş, çadırlar ateşe verilmiş, kadınlar ve çocuklar esir alınmıştır. Bu katliamın hedeflerinden biri de Hz. Hüseyin’in tek erkek evladı olan Ali bin Hüseyin’i, yani İmam Zeynel Abidin’i ortadan kaldırarak Peygamber soyunun erkek kolunu ebediyen kurutmaktı. Ne var ki ilâhî irade, ağır bir hastalığı, bir annenin cesaretini ve bir halanın ferasetini bir araya getirerek bu planı boşa çıkarmıştır. İmam Zeynel Abidin’in Kerbelâ’daki esareti, On İki İmam silsilesinin devamı ve İslâm’ın bâtınî mirasının korunması açısından tarihin en kritik dönüm noktalarından biridir. Bu makale, onun Kerbelâ’daki yaşını, zincire vurulma meselesini, esaret yolculuğunu ve Ehl-i Beyt soyunu sürdürmedeki hayati rolünü tarihsel kaynaklar ve Alevi-Bektaşi sözlü geleneği ışığında incelemektedir.

İmam Zeynel Abidin Kerbelâ’da Kaç Yaşındaydı

İmam Zeynel Abidin’in doğum tarihi, İslâm tarihçileri arasında farklı rivayetlere konu olmuştur. En yaygın ve muteber kabule göre hicrî 38 yılında Medine’de doğmuştur. Bu durumda 61 hicrî yılında vuku bulan Kerbelâ faciasında 22-23 yaşlarında genç bir yetişkindir. Şeyh Müfîd, Kitâbü’l-İrşâd adlı eserinde İmam Zeynel Abidin’in doğumunu hicrî 38 olarak kaydetmekte ve Kerbelâ günü hasta yatağında bulunduğunu belirtmektedir. Taberî ise Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk adlı eserinde onun yaşına dair farklı rivayetlere yer vermekle birlikte genç bir adam olduğu konusunda kuşku bırakmaz. Bazı geç dönem kaynaklarında doğumu hicrî 33 veya 36 olarak da verilir; bu takdirde yaşı 25 ila 28 aralığına çıkmaktadır. Ancak hangi rivayet esas alınırsa alınsın, İmam Zeynel Abidin’in Kerbelâ’da “küçücük bir çocuk” olmadığı, genç bir yetişkin olduğu tarihsel olarak sabittir.

Peki neden savaş meydanına çıkamadı ve kendisi de şehit olmadı? Rivayetler ittifakla onun Kerbelâ’da ağır bir hastalığın pençesinde yattığını aktarmaktadır. Yüksek ateş, şiddetli halsizlik ve bitkinlik nedeniyle ayağa kalkamaz, kılıç tutamaz haldeydi. Şiî ve Alevi-Bektaşi inancında bu hastalık, ilâhî takdirin bir tecellisi olarak yorumlanır. Allah, Ehl-i Beyt soyunun devamını dilemiş ve bu amaçla İmam Zeynel Abidin’i savaşamayacak duruma getirerek canının bağışlanmasına vesile kılmıştır. Nitekim Yezid’in ordusu çadırlara girdiğinde, komutan Şimr onu da öldürmek istemiş, ancak Hz. Zeynep’in ve annesi Şehri Banu’nun itirazlarıyla karşılaşmıştır. Hz. Zeynep’in “Onu öldürmek istiyorsanız önce beni öldürün” sözleri ve Şehri Banu’nun oğlunun üzerine kapanması, hasta bir gencin savaşmadığı gerekçesiyle canının bağışlanmasıyla sonuçlanmıştır.

Zincire Vurulma Meselesi: Tarihsel Kayıtlar ve Sözlü Gelenek

Kerbelâ katliamından sonra Ehl-i Beyt’ten sağ kalan kadınlar ve çocuklar, Yezid’in ordusu tarafından esir alınarak önce Kufe’ye, oradan da Şam’a götürülmüştür. İmam Zeynel Abidin’in bu yolculukta zincire vurulup vurulmadığı, kaynaklarda farklı şekillerde ele alınan bir husustur. İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh adlı eserinde Ehl-i Beyt’in esir alındığını ve boyunlarına bağlar geçirildiğini kaydetmekte, İmam Zeynel Abidin’in de bu kafilede bulunduğunu belirtmektedir. Şiî maktel kitapları ve geç dönem Kerbelâ anlatıları ise onun hasta bedeniyle zincire vurulduğu, boynundaki demirin etini kestiği ve bu halde çöl sıcağında yürütüldüğü konusunda ayrıntılı tasvirler sunar.

Buna karşılık bazı rivayetler, İmam Zeynel Abidin’in hastalığı nedeniyle diğer esirlere göre farklı muamele gördüğünü, bir deve üzerinde taşındığını veya en azından yürümeye zorlanmadığını aktarır. Taberî, onun esir kafilesinde yer aldığını belirtmekle birlikte zincir ayrıntısına özellikle girmez. Bazı müellifler ise ellerinin bağlı olduğunu, ancak boynuna zincir vurulmadığını rivayet ederler. Bu farklılıklar, erken dönem İslâm tarihçiliğinin rivayetleri olduğu gibi aktarma yöntemi ile daha sonraki dönemlerde gelişen maktel edebiyatının duygusal yoğunluğu arasındaki farktan kaynaklanmaktadır.

Halk arasında ve özellikle Alevi-Bektaşi sözlü kültüründe İmam Zeynel Abidin’in “küçücük bir çocuk” olarak tasavvur edilmesi, büyük ölçüde mersiye ve ağıt geleneğinin etkisiyledir. Kerbelâ anlatılarında Ehl-i Beyt’in masumiyetini ve Yezid ordusunun gaddarlığını vurgulamak amacıyla İmam Zeynel Abidin’in yaşı zaman zaman küçültülerek aktarılmıştır. Ayrıca Kerbelâ’da esir alınanlar arasında Hz. Hüseyin’in küçük kızı Sekine ve diğer çocuklar da bulunmaktadır. Zamanla bu çocukların çektiği acılar ile Zeynel Abidin’in hastalığı ve esareti, halk muhayyilesinde birleşerek “zincire vurulan küçük çocuk” imgesini doğurmuştur. Tarihsel gerçeklik olarak Zeynel Abidin genç bir yetişkin olsa da bu imge, zulmün boyutlarını ve Ehl-i Beyt’in çektiği çileyi anlatmak bakımından derin bir sembolik değere sahiptir.

Esaret Yolculuğunda Onurlu Duruş

İmam Zeynel Abidin’in Kerbelâ sonrası esaret yolculuğu, onun karakterini ve imametinin temel vasıflarını ortaya koyan çarpıcı hadiselerle doludur. Kufe’ye getirildiklerinde şehir halkı ağlamakta, kimileri utanç ve pişmanlık içinde kıvranmaktadır. Zira Hz. Hüseyin’i Kufe’ye davet edenler bu halktır, fakat Yezid’in valisi Ubeydullah bin Ziyad’ın baskısıyla ona yardım etmekten vazgeçmişlerdir. İmam Zeynel Abidin, zincire vurulmuş halde Kufe halkına hitap etmiş, onları vefasızlıkla suçlamış ve şöyle seslenmiştir: “Ey insanlar, Allah aşkına söyleyin, babam Hüseyin’e yazdığınız mektupları, ona verdiğiniz sözleri hatırlıyor musunuz?” Bu hitap, Kufe halkının vicdanını sarsmış ve birçok kişi pişmanlık gözyaşları dökmüştür.

Şam’da Yezid’in sarayına çıkarıldıklarında ise halası Hz. Zeynep ile birlikte sergilediği onurlu duruş, Ehl-i Beyt’in zalim karşısındaki tavizsiz ahlâkının en güçlü örneklerinden biridir. Yezid, İmam Zeynel Abidin’i öldürmek istemiş, ancak saraydakilerin ve kendi yakınlarının itirazıyla karşılaşmıştır. Rivayete göre Yezid, onun konuşmasına izin vermiş, İmam Zeynel Abidin ise bu fırsatı Hz. Muhammed’in ve Ehl-i Beyt’in faziletlerini anlatarak Yezid’in iktidarının gayrimeşruluğunu ilan etmek için kullanmıştır. Bu konuşma, dinleyenleri derinden etkilemiş ve Yezid’in sarayında dahi Ehl-i Beyt’in haklılığını ortaya koymuştur. Nihayetinde Yezid, siyasî hesaplar ve kamuoyu baskısı nedeniyle Ehl-i Beyt’i serbest bırakmak zorunda kalmış, İmam Zeynel Abidin ve beraberindekiler Medine’ye dönmüştür.

İmamet Dönemi ve On İki İmam Soyunun Devamı

İmam Zeynel Abidin, Kerbelâ’dan sağ kurtulduktan sonra Ehl-i Beyt’in dördüncü imamı olarak imamet makamına geçmiştir. Babası Hz. Hüseyin’in ve ondan önce amcası Hz. Hasan ile dedesi Hz. Ali’nin şehadetinden sonra Ehl-i Beyt soyunun erkek kolunun tek taşıyıcısı konumuna gelmiştir. Bu nedenle onun sağ kalması, yalnızca kendi hayatının kurtulması değil, bütün bir silsilenin devamı anlamına gelmektedir. O hayatta kalmasaydı, ne İmam Muhammed Bakır dünyaya gelecek ne de İmam Cafer-i Sadık yetişecekti. On İki İmam silsilesi daha dördüncü halkasında kopacak, Ehl-i Beyt’in ilim ve irfan mirası yarım kalacaktı.

İmam Zeynel Abidin, Kerbelâ sonrası hayatını siyasetten uzak, ilim ve ibadete adayarak geçirmiştir. Onun en büyük eseri olan Sahife-i Seccadiye, İslâm irfan geleneğinin en seçkin dua ve münacat külliyatıdır. “Ehl-i Beyt’in Zebur’u” olarak da anılan bu eser, en ağır baskı koşullarında dahi hakikatin nasıl dile getirilebileceğini göstermesi bakımından benzersizdir. Ayrıca “Risaletü’l-Hukuk” adlı eseri, insan hakları ve ahlâk felsefesi açısından İslâm düşüncesinin en erken ve en kapsamlı metinlerinden biridir. Bu eser, Allah’a, nefse, dile, göze, ayağa, anneye, babaya, komşuya, öğretmene ve yönetene karşı hak ve sorumlulukları sistematik biçimde ele alır.

İmam Zeynel Abidin’in oğlu İmam Muhammed Bakır, ondan devraldığı ilim mirasını daha da ileri taşımış ve Ehl-i Beyt mektebinin ilk sistematik fıkıh ve kelam otoritesi olmuştur. Onun oğlu İmam Cafer-i Sadık ise hem Sünnî hem Şiî dünyanın büyük hukukçularını yetiştirmiş, Ehl-i Beyt’in ilim sancağını İslâm coğrafyasının dört bir yanına taşımıştır. Bu silsile, İmam Zeynel Abidin’in Kerbelâ’da sağ kalması sayesinde mümkün olabilmiştir.

Annesi Şehri Banu ( Şehriban) ve Türkmen Koruyuculuğu

İmam Zeynel Abidin’in soyunun devamındaki rolü ele alınırken annesi Şehri Banu’ya da değinmek gerekir. Alevi-Bektaşi sözlü geleneğinde Şehri Banu olarak da anılan bu asil kadın, bir Türkmen prensesi olarak Ehl-i Beyt soyu ile Türk boyları arasında kan bağı tesis etmiştir. Kerbelâ’da oğlunun üzerine kapanarak onu korumuş, esaret yolculuğunda yanından ayrılmamış ve Medine’ye dönüşte de soyun devamı için gerekli zemini hazırlamıştır. Şehri Banu’nun Türkmen kimliği, Anadolu Alevi-Bektaşi topluluklarının kendilerini Ehl-i Beyt’in yalnızca manevî değil, aynı zamanda soyca varisi olarak görmelerinin en önemli dayanaklarından birini oluşturur. Bu inanç, asırlar boyunca zulüm gören Ehl-i Beyt mensuplarının Anadolu’da bulduğu korumanın ve sahiplenmenin de manevî zeminini hazırlamıştır.

Kerbelâ’nın Sönmeyen Işığı

İmam Zeynel Abidin’in Kerbelâ’daki esareti, zincire vurulması ve sağ kalması, İslâm tarihinin en kritik dönemeçlerinden biridir. Yezid’in Ehl-i Beyt’i topyekûn yok etme planı, bir annenin cesareti, bir halanın feraseti ve her şeyden önce ilâhî takdirin tecellisiyle boşa çıkmıştır. İmam Zeynel Abidin, Kerbelâ’nın acısını bir irfan ve direniş mirasına dönüştürmüş, geride bıraktığı dua ve ahlâk külliyatıyla Ehl-i Beyt’in sönmeyen ışığını çağlar ötesine taşımıştır. Onun bedenine vurulan zincirler, ruhunu ve aklını esir alamamış; tam tersine o, bu zincirlerin içinden İslâm’ın en incelikli irfan ve ahlâk metinlerini üretmeyi başarmıştır. Bugün On İki İmam inancı, İmam Muhammed Bakır’dan İmam Cafer-i Sadık’a, İmam Musa Kazım’dan İmam Rıza’ya ve nihayet İmam Muhammed Mehdi’ye uzanan silsile, İmam Zeynel Abidin’in Kerbelâ’daki o hasta yatağından ayağa kalkıp Medine’ye dönmesi sayesinde var olabilmiştir. Bu silsile, zalime biat etmemenin, zulme boyun eğmemenin ve hakikati her koşulda haykırmanın çağları aşan şahididir.

Kaynakça

Ali Şeriati, Hüseyin Adem’in Varisi, çev. Hüseyin Hatemi, İşaret Yayınları, İstanbul.
Ethem Ruhi Fığlalı, İmamiyye Şiası, Selçuk Yayınları, Ankara.
İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, çev. Ahmet Ağırakça vd., Bahar Yayınları, İstanbul.
İmam Zeynel Abidin, Sahife-i Seccadiye, çev. A. Kâzımî, Keysan Yayınları, İstanbul.
İmam Zeynel Abidin, Risaletü’l-Hukuk, çev. M. Aydın, Endişe Yayınları, Ankara.
İrene Melikoff, Uyur İdik Uyardılar, çev. Turan Alptekin, Demos Yayınları, İstanbul.
Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, Otağ Matbaacılık, İstanbul.
Moojan Momen, An Introduction to Shi‘i Islam, Yale University Press, New Haven, 1985.
Şeyh Müfîd, Kitâbü’l-İrşâd, çev. A. Kâzımî, Keysan Yayınları, İstanbul.
Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, çev. M. Faruk Gürtunca, Sağlam Yayınevi, İstanbul.
Yaşar Nuri Öztürk, Enel Hakk İsyanı: İmam Hüseyin, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar