Hasta, Ahlaksız ve Kirli Toplum ve Seçilen Kalitesiz Yöneticiler Yönetimi

Okuma Süresi:

2–4 dakika
❤️

Bir toplumun çürümesi sessiz başlar. Önce insanlar utanmayı bırakır. Sonra dürüstlük “saflık”, hırsızlık ise “uyanıklık” sayılır. Ardından en yüksek sesle bağıranlar bilgelerin yerine geçer. En sonunda ise toplum aynaya bakmayı bırakır; çünkü gördüğü yüz kendi suç ortaklığıdır.

Bugünün hasta toplumunda insanlar artık iyi olmak istemiyor, sadece kazanan tarafta görünmek istiyor. Kimse haklı olmayı önemsemiyor; önemli olan güçlü görünmek, kalabalığa karışmak ve çıkarını korumak. Ahlak bir yük gibi görülüyor. Vicdan ise ekonomik krizlerde ilk vazgeçilen lüks tüketim maddesi olmuş durumda.

Eskiden çocuklara “dürüst ol” denirdi. Şimdi ise “fazla dürüst olma, ezilirsin” öğüdü veriliyor. Toplum kendi zehrini kendi çocuklarına süt niyetine içiriyor. Sonra da neden herkesin birbirine düşman olduğunu anlamaya çalışıyor.

Bu kirli düzenin en büyük ironisi ise şudur: İnsanlar sürekli kötü yöneticilerden şikâyet eder ama onları seçerken gösterdikleri özensizlikle adeta felaket siparişi verirler. Sonra gelen paketi görünce şaşırırlar.

Bir ülkede liyakatsiz yöneticiler tesadüfen başa gelmez. Onları toplumun korkuları, cehaleti ve çıkarcılığı taşır. Çünkü kaliteli yönetici sorgulayan halk ister; kalitesiz yönetici ise alkışlayan kalabalık.

Bugünün seçmeni çoğu zaman projeye değil slogana oy verir. Bilgiye değil öfkeye inanır. Kendi yoksulluğuna sebep olan adamı, bir televizyon konuşması yüzünden kahraman ilan eder. Sonra markette fiyat görünce devlete değil “kaderine” kızar.

Yöneticiler de halkın aynasıdır. Eğer toplum sahtekârsa, yöneticisi de sahtekâr olur. Eğer toplum çıkarcıysa, yöneticisi de rantçı olur. Çamurdan heykel yapılır ama mermer karakter çıkmaz.

Modern toplumun en trajikomik tarafı ise herkesin dürüstlük istemesi ama kimsenin dürüst insanı sevmemesidir. Çünkü dürüst insan rahatsız eder. Gerçeği söyler. Yalana ortak olmaz. Böyle insanlar kalabalıkların eğlencesini bozar.

Bu yüzden toplum, karakter sahibi insanları dışlar; fakat arsızları “başarılı” diye ödüllendirir. Bir dolandırıcı zengin olunca ona hayranlık duyulur. Bir akademisyen doğruyu söyleyince “boş konuşuyor” denir. Bilginin yerini şov alınca, devlet yönetimi de doğal olarak bir sirke dönüşür.

Bugünün yöneticileri çoğu zaman ülke yönetmiyor; algı yönetiyor. Mikrofonu güçlü olan, vizyon sahibi sanılıyor. Sosyal medyada bağıran herkes lider kabul ediliyor. Bir cümleyi üç kere tekrar eden adam “karizmatik” diye pazarlanıyor. Oysa boş teneke en çok ses çıkarandır.

Toplum da bu gösteriyi büyük bir tiyatro gibi izliyor. Her seçim döneminde aynı vaatler, aynı yalanlar, aynı sahte umutlar piyasaya sürülüyor. Halk ise yıllardır bozulan ürünü tekrar satın alan müşteri gibi davranıyor.

Daha acısı şu: İnsanlar artık yozlaşmaya alıştı. Bir yolsuzluk haberi duyunca şaşırmıyorlar. Hatta bazen hayran oluyorlar. “Adam çalmış ama çalışıyor” cümlesi, ahlaki çöküşün mezar taşıdır. Çünkü o cümlede suç normalleşmiş, karakter ise tamamen değersizleşmiştir.

Kirli toplumun en sevdiği şeylerden biri de sahte kahraman üretmektir. Gerçek bilim insanlarını kimse tanımaz ama bağırarak konuşan bir şarlatan milyonlarca takipçi toplar. Çünkü düşünmek yorucudur; slogan ise kolaydır.

Bir başka trajedi de şudur: Herkes adalet ister ama kendi çıkarına dokununca hukuku unutmak ister. İnsanlar hukuku kendileri için değil, düşmanları için talep eder hale gelmiştir. Böyle bir yerde adalet değil, intikam büyür.

Sonra toplum neden mutsuz olduğunu sorgular. Oysa cevap basittir: Çürümüş karakterler üzerine sağlıklı bir ülke kurulamaz.

Temeli çamur olan binaya mermer kapı takmanın anlamı yoktur. İnsanlar ahlaksızlığı günlük yaşamda normalleştirip sonra devlette dürüstlük bekliyor. Trafikte kırmızı ışıkta geçen adam, televizyonda yolsuzluk eleştiriyor. Vergi kaçıran esnaf, devleti hırsızlıkla suçluyor. Torpil arayan vatandaş, liyakat nutku atıyor.

Bu artık bir sistem değil; toplu bir ikiyüzlülük festivalidir.

Ve en sonunda toplum kendi yarattığı karanlıktan korkmaya başlıyor. Güvensizlik büyüyor. İnsanlar birbirine selam vermekten bile çekinir hale geliyor. Çünkü herkes birbirini kandırmaya hazır gibi görünüyor. Böyle bir yerde ne hukuk ayakta kalabilir ne ekonomi ne de insanlık.

Bir toplumun gerçek çöküşü ekonomik kriz değildir. Gerçek çöküş, insanların utanma yetisini kaybetmesidir.

Çünkü utanmayan toplum, sonunda her kötülüğe alışır.

Ve kötülüğe alışan halk, bir gün zincirlerini bile “özgürlük” sanmaya başlar.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar