
İskilipli Atıf Hoca, 4 Şubat 1926 tarihinde Ankara İstiklal Mahkemesi kararıyla, “halkı isyan ve irticaya teşvik” ve “vatana ihanet” suçlamalarıyla, özellikle Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı risalesi ve Milli Mücadele karşıtı faaliyetleri (İngiliz Muhipler Cemiyeti üyeliği/faaliyetleri) nedeniyle idam edilmiştir.
İdamın temel nedenleri ve detayları:
Şapka Risalesi: 1924 yılında yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı kitapçıkta şapka takmanın “gavurlaşmak” olduğunu savunarak, 1925’te çıkarılan Şapka Kanununa karşı halkı kışkırttığı gerekçesiyle suçlanmıştır.
Milli Mücadele Karşıtlığı: Milli Mücadele döneminde İngiliz Muhipler Cemiyeti bünyesinde yer aldığı ve Anadolu’daki direnişe karşı bildiri dağıtılması faaliyetlerinde bulunduğu iddiaları mahkemede gündeme gelmiştir.
İstiklal Mahkemesi Kararı: Ankara İstiklal Mahkemesi, Atıf Hoca’nın eylemlerinin cumhuriyet rejimini ve Milli Mücadeleyi tehlikeye soktuğuna hükmederek idam kararı vermiştir.
Bazı kaynaklar, daha önce aynı risale nedeniyle Giresun İstiklal Mahkemesinde yargılanıp berat ettiğini, ancak Ankara’daki yargılamada özellikle vatan hainliği suçlamasının öne çıktığını belirtmektedir.
Rahmi Turan’a göre vatan hainliği ile suçlanmasının nedeni şuydu: Âtıf Hoca, Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanı idi, bu cemiyet tarafından hazırlanan ve Yunan uçakları tarafından Anadolu’ya atılarak dağıtılan Millî Mücadele karşıtı bir beyannamesi (fetva) sebebiyle yargılanmıştır.
Ancak, muhtemelen Tahir’ül Mevlevi ve Âtıf Hoca dışındaki cemiyet üyeleri tarafından imzalanarak Anadolu’ya dağıtılan ve İstiklal Savaşı’nı yürüten Kuvâ-yi Milliyeciler için çok ağır ifade ve ithamlarla dolu bu bildiri sonrasında da Âtıf Hoca’nın cemiyet başkanlığında devam etmesi İstiklal Mahkemeleri’nde suçlu bulunması için yeterli görülmüştür.
Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesiyle ilgili ilk davada Giresun’da beraat eden İskilipli Âtıf, kendisine yasak konulmasına rağmen kitapların dağıtımını sürdürdüğü iddiasıyla ikinci kez Ankara’da yargılandığında geçmişi de tekrar incelenir.
Devlet, Şeyh Said İsyanı’ndan sonra artık daha dikkatlidir.
Bu nedenle TBMM‘de 25 Şubat 1925 tarihinde kabul edilen “Dini ve Dinin Kutsal Kavramlarını Siyasete Alet Edenler Hakkında Kanun”a göre dini kullanıp halkı kışkırtanların vatan haini sayılacakları belirtilmiştir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında ihaneti görülmüş fakat sonradan affedilmiş kişilerle ilgili kayıtlar Şeyh Said İsyanı’ndan sonra yeniden değerlendirilmiştir.
İskilipli Âtıf’ın sicili de gündeme gelmiştir.
Savcı Necip Ali‘nin istediği üç yıllık kürek cezasına karşılık Ankara İstiklal Mahkemesi heyetince İskilipli Âtıf Hoca Türk Ceza Kanunu’nun 55. Maddesi’nin “TC’nin Teşkîlât-ı Esâsîye Kanunu’nun tamamen veya kısmen tağyir. .. veya ifayı vazifeden menine cebren teşebbüs edenler idam olunur, diyen muharrer fırkası mucibince” idam edilmiştir.
Ayrıca aynı mahkeme İskilipli Âtıf’la birlikte yargılanan Babaeski Müftüsü Ali Rıza’ya da idam cezası vermiştir.
Çünkü Mahkeme, Müftü Ali Rıza’nın da Yunan işgaline karşı direnilmemesi için çalışmalar yaptığını iddia etmiştir.
Bu iki idam dışında Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılanan diğer hocalar ya beraat etmiş ya da hafif cezalar almıştır.
Ömer Rıza (Doğrul), Tâhirü’l-Mevlevî, Elmalılı Hamdi (Yazır), Ahmed Hamdi (Akseki) gibi hocalar da yargılanmış ama suçsuz oldukları için beraat etmişlerdir.




Bir yanıt yazın