
Haber kanallarını geziyorum.
Ekranlar dolu.
Emekli komutanlar, uluslararası siyaset uzmanları…
Cümleler kusursuz. Tonlar dengeli. Kelimeler cilalı.
Haritalar açılıyor.
Oklar çiziliyor.
“Buradan vurdu… Şurayı vuracak…
Şu menzil… Bu kapasite…”
Balistik füzelerin kaç kilometre gittiğini biliyoruz.
Ama o füzelerin düştüğü evde kaç oyuncak vardı, onu bilmiyoruz.
Petrol fiyatlarının nasıl artacağını anlatıyorlar.
Ama cenazesi gelen bir askerin annesinin nefesi nasıl kesilir, onu anlatan yok.
“Bir taraf şu kadar kayıp verdi” diyor biri.
“Diğer tarafın kaybı o kadar değil” diye ekliyor diğeri.
Sanki bir skor tabelası.
Kimse şu soruyu sormuyor:
Bu sayıların her biri bir hayat değil mi?
Geçen gün bir fotoğraf gördüm.
Yukarıdan çekilmiş.
Düzenli, yan yana açılmış dikdörtgen çukurlar…
İlk bakışta bir apartmanın pencereleri sandım.
Sonra anladım.
Onlar pencere değildi.
Mezardı.
Bombalanan bir ilkokulda ölen çocuklar için kazılmış mezarlar.
Bir an durdum.
Bir apartmanın pencereleri gibi görünen şeyin
aslında toprağa açılmış boşluklar olması…
İnsan zihni kendini korumak için
gerçeği ilk anda yanlış görmek istiyor belki de.
Ama gerçek değişmiyor.
Onlar büyüyemeden ölmüş bedenler için açılmış mezarlar.
Ve o mezarların içinde yatanlar kadar
geride kalanlar da bu savaşın bir parçası.
Tahran’da bir anne…
Kapı çaldığında artık kızının gelmeyeceğini anlayan bir anne…
Bu acının rengi var mıdır sizce?
Amerika’da bir havaalanı…
Bayrağa sarılı bir tabut…
Sessizce diz çöken bir baba…
O sahnenin jeopolitik karşılığı nedir?
Ekranda konuşanların hiçbiri ağlamıyor.
Çünkü onlar için savaş bir konu.
Bir analiz başlığı.
Bir tartışma zemini.
Ama savaş…
Bir başkasının hayatının ortasından geçen geri dönüşsüz bir kırılma.
Kimin haklı olduğu üzerine saatlerce konuşulabilir.
Ama mezarlıkta bunun bir karşılığı yok.
Toprağın altında taraf yoktur.
Sadece eksilen hayatlar vardır.
Ve belki de en acısı şu:
Savaşı en çok anlatanlar,
onu hiç yaşamamış olanlardır.
Savaşlar bir gün biter.
Haritalar değişir.
Birçoğumuz olanı biteni unutur.
Ama o çocuğun kaybettiği babası geri gelmez.
O babanın kaybettiği oğlu dönmez.
Ve o çocuklar asla büyümez.
O yüzden bütün o cümlelerin, grafiklerin, stratejilerin üstüne
tek bir cümle yazmak gerekir:
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“Millet hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.”



Bir yanıt yazın