Sefa Yürükel
Bağımsızlığın Ontolojik Sınırı: Askeri Varlık Sorunsalı
Ulus devletlerin kurucu unsurları arasında yer alan egemenlik, teorik düzlemde mutlak, bölünmez ve devredilmez bir yetki olarak tanımlanır. Bu tanım, bir devletin kendi toprakları üzerinde nihai karar verici olmasını ve dış güçlerin müdahalesinden bağışık kalmasını zorunlu kılar. Ancak günümüz uluslararası sisteminde, egemenliğin bu mutlakçı yorumu ile devletlerin imzaladığı ikili veya çok taraflı askeri işbirliği anlaşmaları arasında derin bir gerilim mevcuttur. Bu gerilimin merkezinde, bir devletin kendi rızasıyla da olsa, topraklarında yabancı bir gücün kalıcı askeri varlığını kabul etmesinin, o devletin bağımsızlığını fiilen ortadan kaldırıp kaldırmadığı sorusu yatmaktadır. Bu bölümde savunulan temel tez şudur: Eğer bir ülkede başka bir ülkenin askeri üssü veya müttefik adı altında konuşlanmış askeri bir varlık bulunuyorsa, o ülke, görünürdeki hukuki statüsü ne olursa olsun, tam anlamıyla bağımsız sayılamaz. Bu durum, egemenliğin özüne dokunan bir aşınma yaratmakta ve ülkeyi fiili bir işgalin modern, yumuşak formuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel ölçekteki askeri üs ağı, bu tezin somutlaştığı en çarpıcı örnek olarak öne çıkmaktadır.
Kavramsal Çerçeve: Egemenlik, Müdahale ve Rıza İkilemi
Egemenlik kavramı, Jean Bodin’den bu yana devletin tanımlayıcı niteliği olarak kabul edilmiş, Thomas Hobbes ve John Austin gibi düşünürler tarafından mutlak komuta gücü olarak kavramsallaştırılmıştır. Modern uluslararası hukukun temel metinlerinden Montevideo Konvansiyonu, bağımsız bir devleti tanımlarken, diğer devletlerle ilişkiye girme kapasitesinin yanı sıra, belirli bir toprak parçası üzerinde münhasır denetim kurma şartını arar. Bu münhasır denetim, o toprak parçası üzerinde yabancı bir devletin silahlı kuvvetlerinin sürekli ve otonom bir varlık göstermemesi gerektiği anlamına gelir. Burada kilit mesele, ev sahibi ülkenin verdiği “rıza”nın niteliğidir. Hukuki pozitivist bir bakış açısı, egemen bir devletin özgür iradesiyle imzaladığı bir anlaşmanın bağımsızlığı zedelemediğini iddia edebilir. Ancak eleştirel uluslararası ilişkiler kuramları ve bağımlılık ekolü, bu rızanın çoğu zaman asimetrik güç ilişkileri, ekonomik baskı veya güvenlik şantajı altında üretildiğini ortaya koyar. Hegemonik bir gücün dayattığı veya cazip kıldığı bir askeri varlık anlaşması, egemenliğin biçimsel kabuğunu korurken, içeriğini tamamen boşaltabilir. Bir ülke topraklarında yabancı asker konuşlandırdığı andan itibaren, o topraklar üzerindeki nihai karar yetkisi pratikte sınırlanır; o ülkenin dış ve güvenlik politikaları, üs sahibi devletin stratejik çıkarlarına tabi hale gelir. Bu tabiiyet ilişkisi, klasik anlamda bir sömürge statüsü yaratmasa bile, “sınırlı egemenlik” veya “uydu devlet” olarak adlandırılabilecek bir konumu beraberinde getirir.
ABD’nin Küresel Askeri Üs Ağı: Modern İşgalin Coğrafyası
Amerika Birleşik Devletleri, tarihte benzeri görülmemiş bir küresel askeri varlık ağı kurmuştur. David Vine’ın kapsamlı araştırmalarına göre, ABD’nin seksenin üzerinde ülkede yedi yüzü aşkın askeri üssü bulunmakta ve bu üsler, Antarktika hariç her kıtada konuşlanmış durumdadır. Bu rakam, Pentagon’un resmi olarak kabul ettiği sayının çok üzerindedir; zira “işbirliği noktası”, “lojistik merkez” veya “eğitim tesisi” gibi muğlak adlandırmalar altında faaliyet gösteren çok sayıda yapı, istatistiklerin dışında tutulmaktadır. Japonya’daki Okinawa, Güney Kore’deki Camp Humphreys, Almanya’daki Ramstein, Türkiye’deki İncirlik ve Katar’daki El Udeid üsleri, bu ağın en bilinen düğüm noktalarıdır. Her bir üs, ev sahibi ülkenin egemenliğini doğrudan sınırlayan özel hukuki statülerle işletilir. Bu statüler, çoğu durumda ABD askeri personeline geniş dokunulmazlıklar tanımakta, üslerin bulunduğu toprakları ev sahibi ülkenin yargı yetkisinden fiilen çıkarmakta ve ABD’ye, ev sahibi ülkenin onayı olmaksızın bu üslerden operasyon başlatma imkânı vermektedir. İncirlik Üssü örneğinde olduğu gibi, tesisin kullanımına dair nihai karar mekanizmasının Washington’da bulunması, ev sahibi ülkenin kendi toprakları üzerindeki denetiminin ne denli kırılgan olduğunu açıkça göstermektedir. Bu tablo, söz konusu ülkelerin tam bağımsız devletler olarak tanımlanmasını güçleştiren yapısal bir bağımlılık ilişkisi yaratmaktadır.
İşgalin Yeni Formu: Rıza Üretimi ve Egemenlik Yanılsaması
Yabancı askeri üslerin yarattığı bağımsızlık sorununu kavramak için, işgal kavramını yeniden düşünmek gerekir. Geleneksel işgal, bir devletin topraklarının diğer bir devlet tarafından rıza dışı askeri kontrol altına alınmasıdır. Oysa ABD’nin üs politikası, işgali rıza mekanizmaları aracılığıyla normalize eden post modern bir stratejiye dayanır. Bu strateji, güvenlik şemsiyesi vaadi, askeri yardım paketleri, ekonomik teşvikler ve siyasi elitlerin hegemonik güçle kurduğu çıkar ortaklığı üzerinden işler. NATO çerçevesinde müttefiklik statüsüyle konuşlandırılan üsler, bu rıza üretiminin en kurumsallaşmış örnekleridir. Ev sahibi ülke, kendi güvenliğini garanti altına aldığını düşünürken, aslında güvenliğinin anahtarını bir başka devlete teslim etmekte ve stratejik özerkliğini kaybetmektedir. Bu durum, bağımsızlığın en temel göstergelerinden biri olan kendi savunma politikasını belirleme kapasitesini ortadan kaldırır. ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkeler, ABD’nin hasımlarına karşı otomatik olarak hedef haline gelir; ABD’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda savaşlara sürüklenme riski taşır ve en kritik anlarda dahi üslerin kullanımını engelleme veya sınırlandırma yetkisinden yoksun kalır. Bu çerçevede, askeri üs barındıran bir ülkenin bağımsız olduğunu iddia etmek, egemenliğin biçimsel göstergelerini gerçek sanan bir yanılsamaya kapılmaktan ibarettir.
Türkiye Bağlamında Değerlendirme: İncirlik ve Ötesi
Türkiye Cumhuriyeti özelinde yapılacak bir değerlendirme, bu tezin somutlaştırılması açısından kritik öneme sahiptir. 1954 tarihli Askeri Kolaylıklar Anlaşması ile ABD kullanımına açılan İncirlik Hava Üssü, on yıllardır Türkiye’nin egemenlik tartışmalarının merkezinde yer almaktadır. Üssün kuruluş amacı, Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı ortak savunma olarak sunulsa da, sonraki yıllarda üssün Türkiye’nin milli çıkarlarıyla çelişen veya doğrudan Türkiye’yi hedef alan operasyonlarda kullanılabileceği endişesi sürekli canlı kalmıştır. 1975-1978 yılları arasında ABD’nin Kıbrıs Harekâtı nedeniyle uyguladığı silah ambargosu sırasında İncirlik’in ve diğer tesislerin statüsü sorgulanmış; 2003 Irak Savaşı öncesinde TSK’nın olası operasyonlara katılımı konusunda yaşanan kriz, üssün yarattığı bağımlılığın dramatik bir göstergesi olmuştur. Daha yakın dönemde, Suriye iç savaşı sırasında İncirlik’in PKK’nın uzantılarına karşı kullanılması konusunda yaşanan tereddütler ve FETÖ’nün darbe girişimi sonrası üs komutanının rolü, yabancı bir askeri varlığın ulusal güvenlik açısından taşıdığı varoluşsal riskleri gözler önüne sermiştir. Bu tarihsel kayıt, İncirlik ve diğer NATO tesislerinin varlığının, Türkiye’nin tam bağımsızlığını sorgulanır hale getirdiğini ve “müttefik” adı altında işleyen bir egemenlik aşınması yarattığını kanıtlar niteliktedir.
Sonuç: Egemenlik ve Askeri Varlık Arasındaki Uzlaşmaz Çelişki
Yabancı askeri üsler ile bağımsızlık arasındaki ilişki, özünde bir uzlaşmaz çelişki barındırır. Bir devletin kendi toprakları üzerinde münhasır denetim kurma hakkı ile başka bir devletin askeri gücüne kalıcı ev sahipliği yapması, mantıksal ve hukuki olarak bir arada var olamaz. ABD’nin küresel üs ağı, bu çelişkinin en yaygın ve en kurumsallaşmış örneğini oluşturmaktadır. Varılan sonuç nettir: Topraklarında yabancı bir askeri üs bulunduran ülke, ne kadar güçlü bir hukuki söylem inşa ederse etsin, ne kadar gönüllü bir rıza gösterdiğini iddia ederse etsin, fiilen bağımsız değildir. Bu ülkeler, egemenliğin biçimsel sıfatlarını taşımakla birlikte, özünde bir tür modern himaye rejimi altında varlıklarını sürdürmektedir. Tam bağımsızlık, yalnızca anayasal bir ilanın veya uluslararası tanınmanın değil, aynı zamanda topraklar üzerinde yabancı silahlı güçlerin bulunmamasının sonucudur. Bu ilke, herhangi bir devletin gerçek anlamda egemen olup olmadığını değerlendirmenin yalın ve sağlam bir ölçütünü sunmaktadır.
Kaynakça
Bodin, J. (1576). Les Six Livres de la République. Jacques du Puys.
Calder, K. E. (2007). Embattled Garrisons: Comparative Base Politics and American Globalism. Princeton University Press.
Cooley, A. (2008). Base Politics: Democratic Change and the U.S. Military Overseas. Cornell University Press.
Hobbes, T. (1651). Leviathan. Andrew Crooke.
Krasner, S. D. (1999). Sovereignty: Organized Hypocrisy. Princeton University Press.
Lutz, C. (2009). The Bases of Empire: The Global Struggle against U.S. Military Posts. NYU Press.
Morrissey, J. (2013). The Long War: CENTCOM, Grand Strategy, and Global Security. University of Georgia Press.
Vine, D. (2015). Base Nation: How U.S. Military Bases Abroad Harm America and the World. Metropolitan Books.
Waltz, K. N. (1979). Theory of International Politics. McGraw-Hill.
Weber, M. (1922). Wirtschaft und Gesellschaft. Mohr Siebeck.



Bir yanıt yazın