Maduro Üzerinden Uluslararası Sistemin Dönüşümü

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

Maduro Üzerinden Uluslararası Sistem Dönüşümü

ABD’nin Amerika kıtasına Avrupa’yı yaklaştırmama stratejisi, Monroe Doktrini olarak deklare edilmiş, her fırsatta uygulanmıştır. 1823’te Monroe’nun Kongre’ye yazısıyla ilan edilen bu strateji, başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupalı sömürgecilerin kuzeyi, güneyi ve ortasıyla Amerika’dan çekilmelerini, ABD’nin de Avrupa’nın bitmeyen kavgalarına bulaşmamasını öngörmekteydi. 20. yüzyılda Amerika’daki darbelerin ideolojik temeli bu doktrin idi. Şili’den Bolivya’ya her darbenin farklı gerekçeleri olsa da ortak noktası bu kıtadaki varlıkların ABD’ye ait olduğu iddiasıydı. Bu kıta ülkelerinin zenginliği öncelikle ABD sofrasına konulacak, artanlar o ülke halkına kalabilecektir. Maduro’nun kaçırılış zaferini anlatan Trump’ın ağzını doldura doldura söylediği komik cümleye kendisi dahil kimse inanmaz: “Bundan sonra Venezuela petrolleri, Venezuela halkının olacaktır.” Arkasından da bunların zaten ABD şirketlerinin hakkıdır, dedi.

Uzun süreden beri tehdit ve kuşatma altında olan Maduro’nun iki buçuk saat içinde yatak odasından sürüklenerek kelepçelenmesi ve ülkesinden çıkarılması, bu arada Venezuela ordusunun, muhafızlarının, özel Küba birliklerinin, emniyet görevlilerinin engelleyememesi, sırlarla dolu bir operasyon yaşandığını göstermektedir. Özel muhafızlardan Küba’dan getirttiği 32 kişi hayatını kaybetmiştir. 150 hava aracının bir başkent havaalanına plansız-habersiz inişi, başkanlık sarayına özel birliklerin gidişi, saraya girişi, tekrar havaalanına dönüşü…. Halbuki ekonomik ve askeri olarak sıradan bir ülke olmayan Venezuela’nın savunma mekanizmaları, yıllardır ülkeyi tek başına yöneten Maduro’nun ikamet ettiği “güvenli kalesi” ve güçlü koruma ordusu bulunmaktaydı. Bu manzara, koruma ordusu ve ikametgâhı ne kadar büyük ve sağlam olursa olsun her diktatörün satın alınabilme, hatta en yakınlarına yedirilme ihtimalini göstermektedir. Bununla beraber ABD karşısında direnme gücünün kalmadığını gören Maduro’nun onursuzca kaçmaktansa gizli pazarlıklarla esir alındığı görüntüsü vermeyi tercih ettiği de ihtimal dahilindedir.

ABD’nin kendi kıtasındaki devletleri sömürme, hizaya getirme, kaynaklarını başkalarıyla paylaşmama politikalarının demokrasi götürme, terörle mücadele gibi renkli kılıfları bulunmaktaydı. Uyuşturucu ticareti sebebiyle bir ABD mahkemesinin tutuklama kararını, Beyaz Saray’ın uygulama görevi, her yönüyle sakattır. ABD’ye giren uyuşturuculara karşı müsamahakar politikalar, Venezuela’dan giden uyuşturucu miktarı, milli mahkeme kararının geçersizliği, Maduro’ya önceden teklif edilen mesela Türkiye’ye gönderilme…

ABD’deki uyuşturucunun sadece yüzde altısı Venezuela’dan gitmekte olup yüzde 80’i Orta ve Güney Amerika ülkelerindendir. Yüzde altı da önemli olduğu halde yüzde 80’e karşı böyle bir operasyon henüz yok. Bununla beraber New York mahkemesindeki dava dosyasından Venezuela’ya maske götüren gemiler, Türkiye’deki operasyonların okyanus ötesi bağlantıları çıkma ihtimali güçlüdür. Fakat herkesin kabul ettiği gerçek, Maduro ve eşinin uyuşturucu ve narkoterörle suçlanmaları sadece çalınacak minareye kılıf olup asıl neden arka bahçedeki dünyanın en zengin petrol kaynakları, madenler, tarım arazileridir.

Maduro ve ekibinin, ABD halkını öldürmek amacıyla uyuşturucu ve silah ticaretini yönetmeleri uluslararası hukuk açısından da suçtur. Bu konuda ciddi deliller bulunduğu iddia edilmektedir. Ancak bir ülke devlet başkanının ve temsilcilerinin bu gibi ithamlarla bir başka ülkede yargılanması, hakkında tutuklama kararı çıkartılması uluslararası hukuka aykırıdır. Uluslararası Adalet Divanı’nın Şubat 2012 kararı doğrudan bu konuyla ilgilidir. Almanya’nın İtalya’ya karşı açtığı davada, Almanlar suçlu dahi olsa İtalya mahkemelerinin Almanya’nın egemenliğini kullanan “suçlulara” karşı davaya bakmasının, devletin yargı bağışıklığını ihlal olduğuna hükmedilmiştir. Bununla beraber New York mahkemesinde dava açılıp Maduro ve eşi Flores hakkında tutuklama kararı verilmesine rağmen Divan’a niçin başvurulmadığı da soru işaretidir. Eşi Flores’in güçlü bir hukukçu olduğunu da belirtelim.

Trump’ın yargı kararı gereği Maduro ve eşinin getirilmesi için bu müdahaleyi yapmak zorunda kaldığı iddiası son derece gülünçtür. Aynı Trump, İsrail ve Netanyahu hakkında Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarına karşı mahkeme görevlilerini tehdit ederek hakimlere ve savcılara yaptırım uygulamaya kalkışmıştır. Divan’ın Gazze halkının yaşayabilmesi için tedbir kararlarını gündemine dahi almamıştır.

Operasyonu en candan alkışlayan ülke İsrail olup Netanyahu’nun Trump ile görüşmesinden hemen sonra Maduro’un kaçırılması da anlamlıdır. Belirtmek gerekir ki Maduro, ABD şirketlerini kovarken Siyonist kartellere de darbe vurmuştu. Bu darbenin intikamı alınmaktadır. Maduro Gazze soykırımına karşı çıkan, Filistin halkını gerçekten destekleyen bir lider olduğunu da hatırlatalım.

İngiltere ile birlikte Fransa’nın operasyonu bir şekilde desteklemesinin, ABD ile ilişkiler yanında küresel Siyonizm boyutu bulunmaktadır. Bu tür olaylarda İngiltere genellikle bir kaç gün beklemeden tavrını ortaya koymaz. Bu operasyonu hemen alkışlayan beyanatı, aynı zamanda bundan sonraki muhtemel hamlelerde yer bulma kaygısına dayanmaktadır.

Maduro operasyonunun küresel strajiler açısından önemli boyutları söz konusudur. Washington’da Çin heyetiyle görüşmeler sürerken Karakas’a inen uçaklar, aynı zamanda Çin’in Amerika kıtasındaki en güçlü ayağını vurmuştur. Çünkü yaşanan sorunlara rağmen Venezuela petrolünün başta gelen müşterisi Çin idi. Bundan dolayı en sert tepki Çin’den gelmiştir. Tayvan’daki hareketlilik dikkate alındığında Çin’e karşı yeni çıkışlar görülebilecektir. Bununla beraber uzun zamandan beri planlanan bu operasyona karşı bütün askeri ve istihbarat imkanlarına karşın Çin’in destek hazırlıkları, en azından Maduro ve eşini kurtarma yolunda bilinen bir girişiminin olmaması veya kendisini yetersiz görmesi dikkat çekmektedir.

Rusya’nın operasyonu kınamasına karşın verilen mesajların suya, sabuna dokunmayan, yasak savan türden olduğu açıktır. Çünkü Maduro kaçırılırken Trump’ın ikrar anlamındaki izniyle Putin’in Harkiv’deki bombalarının dumanı tütmekteydi. Burada ABD-Rusya arasında tıpkı Yalta’daki gibi “Venezuela’ya karışma, Ukrayna senin” formülünde anlaştıkları görülmektedir. Belirtmek gerekir ki ABD açısından güçlü ve muzaffer bir Rusya, sadece Avrupa’yı hizaya getirmek için değil aynı zamanda muhtemel Çin kapışmasında da son derece elzemdir. Venezuela petrollerinin Çin’e kapanmasının, Moskova’dan keyifle izlendiği tahmin edilmektedir. ABD’nin arka bahçe sabıkaları oldukça kabarık olsa da Maduro’nun kaçırılmasının uluslararası sistemi dönüştürme/karıştırma sonuçları biraz fazla olacak gibi.

[email protected]        

twitter.com/alaeddinyalcink



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar