Dendias’ın Densizliği ve Uluslararası Hukukta “Nota”

Okuma Süresi:

4–5 dakika
❤️

Dendias’ın Densizliği ve Uluslararası Hukukta “Nota”

Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ın adalara füze yerleştirilmesine dair tehdit açıklaması, sadece önemli bir mevkideki görevlinin hadsizliği değil fakat uluslararası hukuku açıkça çiğneyen ve buna göre cevaplanması gereken hukuk ihlalidir. Balkan Savaşlarından Lozan’a, Montrö’ye ve 1947 Paris Sözleşmesi’ne nihayet Kıbrıs’ta iki toplumlu devleti kuran 1960 Sözleşmelerine açıkça meydan okuyan bu söylemler, aslında eylem olarak yıllardır uygulama alanına konmuştur.

Sözlü ihlalin mukabili, nota ve protesto gibi sözlü/yazılı usuller olup fiili ihlalin gereği ise fiilen harekete geçerek hakkını korumaktır. Adalarımızın fiilen işgal edilmesi, vatandaşlarımızın hapsedilmesi ve zindanda öldürülmesi, silahsız olması gerekenlerin davul-zurnayla cephanelik haline getirilmesi, bir sabah sahillerimize Yunan botlarının parmak sallayarak gelmesi gibi egemenliğe meydan okuyan eylemlerin cevabı elbette fiilen harekete geçmek olup bütün ülkelerin bunu yapması meşru müdafaa kapsamındandır. Devletler bu gibi eylemlere karşı, gerektiğinde bir çakıl taşını dahi muhafaza için asker besler, silah geliştirir, üretir, ordu hazırlar.

Yunanistan, kuruluşundan itibaren yayılmacı, irredentist politikalara sarılmış, Hristiyan dünyasının da desteğiyle her aşamada milim milim de olsa bir şeyler koparmıştır. Megali İdea, Yunan milli ülküsü olarak İzmir, İstanbul, Trabzon, Kıbrıs dahil Anadolu’nun yarısını istemenin ideolojik temelidir. 1820’lerde ilk ortaya çıkmasından itibaren adalar, Kıbrıs ve günümüz Yunanistan haritasındaki başarısı dikkate alındığında bunun bir hayal olduğu iddiasıyla küçümsemek, halen yaşanan umursamazlıklara temel oluşturmaktadır. Egemenlik haklarını hedef alan, açıkça uluslararası hukuku ihlal eden bu girişimlere karşın sadece iyi komşuluk, dostluk, diyalog gibi nâif söylemler, acziyetin ifadesi değilse, belki yeni ihlallerin saiki demektir.

1897 Yenipazar Savaşı’nda Mora’nın kuzeyinde Müslüman ve Türklerle meskûn bölgelerin bir kısmı kurtarılmıştı. Ki bu savaşta Osmanlı karşısında sadece Yunanistan değil bütün Avrupa bulunmaktaydı. Daha sonraki birçok girişimler zamanında müdahaleyle püskürtülmüştür. Mesela 1995 çıkan kriz üzerine Kardak kayalıklarına dahi zamanında müdahale edilmiş, hayalperest densizler canlarını zor kurtarmışlardır. Belirtmek gerekir ki diğerleri yanında mesela Keçi adasında dozu gittikçe yükselen açıkça işgal, ihlal ve tehditlere karşı, Türkiye’nin fiziki karşılık imkânı bugün çok daha güçlüdür. Saldırı anlamındaki işgal ve silahlandırmayı görmezlikten gelmek, iftihar ettiğimiz ordumuz ve silahlarımızın anlamını sorgulamaya yol açar. Diğer adalar için de benzer durum söz konusudur.

Nota, protesto gibi sözlü-yazılı diplomatik girişimler tek taraflı hukuki işlem olup önemli sonuçları bulunmaktadır. Muhatabın tepkisi ne olursa olsun hakkının ihlali durumunda bir devletin bu gibi yolları dahi kullanmaması, daha sonraki süreçte ihlalciye hukuken kazanım anlamına gelmektedir. Mesela Yemen, Kızıldeniz’de kendisine ait olan adalarda Eritre’nin yabancı şirketlerle petrol anlaşmasına itiraz etmemesi sebebiyle Tahkim Mahkemesi kararıyla bu adalarda Eritre’nin egemenliği kabul edilmiştir. Yemen ve Eritre arasındaki adalar konusundaki bu karar, önemli içtihatlardandır. Uluslararası hukukun temel kaynaklarının öncelikle hesaba katıldığı bu karar ışığında mesela kullanımı askersizleştirme şartıyla Yunanistan’a bırakılan adalardaki ABD askeri tahkimatına Türkiye’nin hukuki yollarla itiraz etmemesi, Yunanistan’ın askerileştirme eylemlerine hukuki zemin hazırlamaktadır.

Yunan Savunma Bakanı’nın tehdidine karşı Milli Savunma Bakanımızın güven verici cevabı önemlidir. Ancak diplomatik yolla derhal nota verilmemiş olması vahimdir. Belirtmek gerekir ki Dendias’ın sözleri laftan öteye yaklaşık yirmi yıldır uygulanmakta olan fiili ihlallerin itirafıdır. Dolayısıyla diplomatik kayıtlara dahi geçmeyen açıklamamız, karşı taraftan blöf olarak algılandığından aynı zamanda fiili cevap vermek gerekmektedir. Savunmak zorunda kaldığı alan itibariyle Yunanistan’ın hava gücü Türkiye’nin üstünde olduğu, ayrıca adalardaki ABD, İngiltere, Fransa kuvvetlerinin Yunanistan’ın arkasında olduğu gerçeğine rağmen, daha önce de yaşandığı gibi Ankara’nın kararlı duruşu ve tahkimat aşamasına geçmesi dahi işgalcileri kaçırmaya yetecektir.

Uçak kazalarında askerlerimizin ve pilotumuzun şehadetinin sevinçle karikatürize edilmesine karşı tepkiler çığ gibi büyüdü ve acılı günümüzde komşumuzun bu çirkinliğine karşı nota verildi. Türkiye’nin yaşadığı her acı, Yunanistan açısından sevinç kaynağı olmuştur. Esasen yarım asırlık terör olayları ve yangınların arkasında önemli ölçüde Yunanistan desteği olduğunu, hatta İmralı’daki teröristbaşının bir dönem Türkiye’de daha çok kan dökmek ve yangın çıkarmak için Yunanistan ile işbirliği yaptığı, Lavrion Kampı’nın bunlara tahsis edildiği resmi kayıtlara geçmiştir. Bununla beraber sözde de olsa iyi komşuluk ilişkileri veya NATO üyeliği sebebiyle dost kabul edilenler arasında usulen taziye mesajlaşması olur. Bunun yerine karikatürün resmî kurumlarca dahi paylaşılması, nezaket, dostluk, iyi komşuluk ilişkilerine aykırı, çirkin bir davranış olup bunun uluslararası hukuku ihlal boyutu bulunmamaktadır. Yunanistan’ın dostluk veya iyi komşuluk özelliği olduğuna inanmak fazlaca saflık değil midir? Dolayısıyla karikatür skandalına karşı nota vererek hukuki bir çıkıştan ziyade mesela, ekonomik veya güvenlik gerekçeleriyle Yunan adalarına seyahatlerin durdurulması benzeri bir karar çok daha anlamlı olurdu ve haddini çokça aşan komşuya dokunurdu.

Çanakkale’den Girit’e uzanan su kitlesinin adı tarih boyunca Adalar Denizi olmuş, Yunanistan’ın 1940’larda uydurduğu mitolojik hikâye ile Ege ismini Türkiye de kabullenmiştir. Öncelikle bu ismin resmi olarak kullanılmasına son verilmesine, Adalar Denizi, Batı Anadolu Bölgesi gibi isimlendirme tashihlerine ihtiyaç duyulmaktadır. NATO kapsamı dışında olan Ege Ordusu’nun adının da Akdeniz Ordusu olarak değiştirilmesi, esasen bu ordunun görevinin Kıbrıs’a kadar uzandığı gerçeğinin dikkate alınması gerekmektedir. Bütün bunların başında, yılların ihanet derecesinde ihmali durumundaki Çanakkale’den İskenderun’a Münhasır Ekonomik Bölge, ilan edilmeli; adaların MEB’in tanınmadığı sadece sözde kalmamalı, fiili tedbirler de alınmalıdır.

Batı Trakya’da soydaşlarımıza yönelik hukuksuzluklar ile adalar ve Kıbrıs konusunda her bireri ayrı dava veya meşru müdafaa konusu ihlallere karşı nota, protesto veya savunma süreci gündeme gelmezken nezaket ve dostluk ilişkilerine aykırı karikatür için nota yolunu kullanmak, biraz tuhaf kaçmıştır. Sanki komşu, sâkin komşusunun kapısını kırmış, eşyalarını çalmış, mala-cana zarar vermiş, hatta ırza tecavüz etmiş de sessizlikle karşılanmış, sadece “biz dostuz” sitemi duyulmuş. Ancak hasta cenazesine gelmediği için aynı mağdur komşu savcılığa suç duyurusunda bulunmuş!

[email protected]        

twitter.com/alaeddinyalcink



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar