Dijital imza, diploma skandalından bugüne düşenler

Okuma Süresi:

9–14 dakika
❤️

Zimmet,İrtikap,rüşvet

Devlet Memurunun devlete karşı işleyebileceği üç büyük suç vardır.
Zimmet, İrtikap ve rüşvet.

Zimmet memurun kamu varlığına el koymasıdır.

İrtikap memurun görevini tehdit ya da şantaj unsuru olarak kullanarak menfaat sağlamakdır.

Rüşvet ise memurun görevini yapmak için menfaat sağlamaktır.

İrtikap ile rüşvet arasında ince bir nüans vardır.Rüşvet zaten yapmakta olduğun görevi için ayrıca kişisel yarar sağlamaktır. İrtikap ise görevini yapmakla tehdit ederek kişisel yarar sağlamaktır.

Misal bir zabıta memuru esnafı ceza yazmakla tehdit ederse ve açıktan para isterse bu irtikaptır.Tapu memuru tapu işlemi yaparken ayrıca para isterse bu rüşvettir.

Konu mankenimiz RTE olsun. Koca koca holdingleri ek vergi salmakla, yeni soruşturmalarla, kurmaca mahkemelerle, yani zarar vermekle tehdit ederek bunların TÜRGEV’e bağışta bulunmaya zorlanması İRTİKAP suçudur. Kamu ihalelerinde ihaleyi alanın öncesinde ya da sonrasında RTE’nin emanetçisi kişi, kurum ya da vakıflara bağışlarda bulunması ise RÜŞVETTİR. Misal İsviçre’de bulunan hesap dökümleri, SWIFT yapanların listesi bize rüşvetçilerin listesini verecektir. Örtülü ödeneğin kişisel işlerde kullanılması ise ZİMMET suçudur.

Çoğu insanın yanılarak suç değil de nüfuz suistimali olarak düşündüğü, basitçe ahlaksızlık ya da ayıp bir iş olarak düşündüğü işlerin büyük bölümü ya rüşvettir, ya irtikapdır.Yeterli delil, sağlıklı bir yargılamayla bunların mahkum olmaları gerekir.

İşin tuhafı halen cumhur-başkanı(!?) olan zatın fiilen hiçbir suçtan yargılanması imkansızdır. Vatan ihanet suçunun içi boşaltılmıştır. Hempalarının (olumsuz, karanlık ve kötü işlerde birlikte hareket eden insanlar.) yargılanmaları ise ancak devr-i sabık olduklarında mümkündür. Açıkçası minareyi çalan kılıfını da hazırlamıştır.

Zimmet suçu TCK’nin 202 nci maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre; “Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunan veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak ve senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ve meydana gelen zararın bir misli kadar ağır para cevazı verilir.

İrtikap Türk Ceza Kanununun (TCK) 209 uncu maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır:  “Memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına haksız olarak para verilmesine veya sair menfaatler sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına, bir kimseyi icbar eden memura altı yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası verilir.

TCK’nin 211 inci maddesinde düzenlenen Rüşvet suçu bahsi geçen madde de şu şekilde tanımlanmıştır: “Ceza Kanunun tatbikinde memur sayılanların, kanunen veya nizamen yapmaya veya yapmamaya mecbur oldukları şeyi yapmak veya yapmamak için aldıkları veya başkalarına aldırdıkları para, hediye ve her nam altında olursa olsun sağladıkları diğer menfaatler ile bu maksatla alıp sattıkları veya ihale eyledikleri taşınır ve taşınmaz malların gerçek değeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahiş fark rüşvet sayılır.Oraj POYRAZ([email protected] / )
L2fSIJNoA0xfSNxA


Ramazan Akgün: 35 senelik diplomanın yatay geçişini sorgulayan YÖK, ölen insanlar adına verilen diplomalardan habersiz olama

09/08/2025

Birçok vakıf üniversitesi ve hatta devlet üniversiteleri bile, sadece “öğrenim” değil, “diploma satışı” gibi bir iş modeline kaymış durumdadır. Bu durumun denetimi elbette devletin sorumluluğundadır; ancak devletin denetim mekanizmalarının bu konuda yeterince etkin çalışmaması, eğitim sisteminin yozlaşmasına yol açtığı gerçeği ile yüzleşmeliyiz. Fakat daha endişe verici olan, bu durumu istismar eden kişilerin çoğunlukla siyasetçiler ve bürokratlar olması!

Türkiye’nin büyük şehirlerinden birinin Belediye Başkanı olan Ekrem İmamoğlu’nun diploması, son yıllarda çokça tartışılan bir diğer örnektir. İmamoğlu’nun diplomasının, kamuoyunda geniş çapta tartışılması diplomanın sahteliği değil, yatay geçiş hakkı olmadığı iddiası idi! Ama şimdi ortalığa saçılan bilgilere göre; sahte diploma almanın ne kadar kolaylaştığı ve devletin bu türden yanlışlıkları nasıl göz ardı edebildiğidir! 35 senelik diplomanın yatay geçişini sorgulayan YÖK, ölen insanların adına verilen diplomalardan habersiz olması kimseyi inandıramaz.

Diploma skandallarının halkın devlete olan güveninin nasıl sarstığını ve bu güvenin kaybolmasının toplumsal huzursuzluklara yol açtığını gören yok mu? Daha da önemlisi, diğer siyasi aktörler ve bürokratlar için de, bir “görünüş” elde etmek amacıyla, sahte diploma veya sahte akademik başarılar elde etmenin bu kadar yaygınlaşması, devlete olan güven kaybına sebep olmuyor mu?

Özellikle bakkaldan diploma alınır gibi akademik unvanların elde edilmesi, sadece akademik dünyayı değil, tüm kamu hizmetlerinin güvenilirliğini zedeler. Bu türden diplomaların sahte olup olmadığı tartışıldığı sürece, toplumda bir çürümeye sebep olurlar.

Devletin, sadece eğitim kurumlarını denetlemekle kalmayıp, kamu görevlilerinin diplomasını ve akademik geçmişini de sıkı bir denetim altına alması gerekmektedir. Kamuoyunda ciddi şekilde tartışılmaya başlanan diploma skandallarının ardından, sahte diploma sahibi olan kişilerin tespit edilmesi ve bu kişilerin kamu görevlerinden uzaklaştırılması gerektiği açıktır.

===================

Murat Ağırel: Diploma skandalında yeni perde

09.08.2025

Türkiye, bir haftadır sahte diploma, sahte ehliyet ve sahte belgelerin ortaya çıkmasıyla sarsılıyor. Bu konuyu daha önceki yazımda da belirtmiştim; yaşananları geçen yıl yine bu köşeden okumuştunuz. Savcılık ve kolluk güçleri, ortaya çıkan skandalı ciddiye alarak soruşturmayı derinleştirdi ve artık kovuşturma sürecine geçildi.

Hazırlanan iki ayrı iddianame, olayın vahametini gözler önüne seriyor. İddianamede sanıkların ve mağdurların ayrıntılı ifadeleri yer alıyor. Ancak bu metinleri incelerken bazı noktalar dikkatimi çekti ve aklımda soru işaretleri oluştu.

Örneğin, iddianame “örgüt iddianamesi” olarak hazırlanmamış. Oysa bu kadar büyük bir vurgunun altında inanılmaz bir örgütlü yapı var gibi görünüyor ve sanıklar da bu durumu itiraf etmiş. Ayrıca, bu kadar yüksek miktarda paranın döndüğü bir olayla ilgili herhangi bir MASAK raporu göremedim.

İddianamede okurken dikkatimi çeken bir diğer bölüm ise “Mıhyeddin Yakışır”’a ait elektronik materyal incelemesiydi:

“Şüpheliye ait materyaller üzerinde yapılan incelemelerde, telefon içerisinde PDF dosyası olarak öğretmen atama bilgilerinin bulunduğu, PDF dosyası olarak Milli Eğitim Bakanlığı müdürü yardımcısı atama bilgilerinin bulunduğu… belge içerisinde kalfalık belgesi, ustalık belgesi ve usta öğreticilik belgesi, mezuniyet belgesi gibi pek çok belge görseli bulunduğu, resim dosyaları içerisinde sahte düzenlenmiş ve basılmış birçok kimlik belgesi fotoğrafı bulunduğu…”

Bu ifadeler, akıllara hemen şu soruyu getiriyor: Bu kişiler öğretmen ve müdür yardımcısı atamaları mı yapmış, yoksa atanmış kişilerin listesini mi ele geçirmişler?

Aklıma, iddianamede belirtilen bu sahtekârların başı olan “Ziya Kadiroğlu”’nun daha önceki yargılamalardaki beyanları geldi.

Bakın, eski yargılamalardaki sanık beyanlarını okuyalım:

“Sanık G.Y.B.: KPSS’de başarılı olamadığı için bir şahısla tanışıyor. “Doğru tercih” yapma vaadiyle 6 bin 500 TL veriyor. Kendisi resim öğretmeni olmasına rağmen, “İmamoğlu”’nda İstiklal Ortaokulu’na “özel eğitim öğretmeni ”olarak atandığını görüyor. Yaklaşık 10 ay çalıştıktan sonra sahtecilik ortaya çıkıyor ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın zararını henüz ödeyemediğini belirtiyor.

“Sanık E.K.Ç.: ”Kamuda işe girmek için birçok sınava girmiş ancak mülakatlarda başarısız olmuş. Bir şahısla tanışarak “fizik tedavi teknikeri ”olarak Sağlık Bakanlığı’na yerleşebileceği söyleniyor. 35 bin TL ödedikten sonra sahteciliği anlıyor. Parayı geri alamadığı için bir yıl çalışmaya devam ediyor ve sonunda işten çıkarılıyor. Sanık, daha sonra bu şahsın Ziya Kadiroğlu olduğunu internetten yaptığa araştırmayla anladığını söylüyor.

“Sanık M.Ö.: ”Niğde Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği mezunu. Ataması yapılmadığı için bir aracı vasıtasıyla tanıdıklarının olduğunu öğreniyor ve öğretmen olarak atanması için 50 bin TL isteniyor. 20 bin TL peşin vererek Yüreğir Özel Eğitim Merkezi’ne özel eğitim öğretmeni olarak atanıyor. Bir dönem çalıştıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın zararını taksitler halinde ödediğini belirtiyor.

“Sanık A.Ş.: Kendisinin aracılık yaptığını ancak bu işin suç olduğunu bilmediğini savunuyor. Atanan kişilerin yasal yollarla atandığını düşündüğünü, diplomaların sahte olduğunu bu kişiler işten atıldıktan sonra öğrendiğini ifade ediyor. Aracı olduğu 7-8 kişinin ataması için kişi başı 25 bin TL para alıp Ziya Kadiroğlu’na verdiğini ancak tehdit edildiği için kendisinin de zarara uğradığını belirtiyor. Ailesinin evini satmak zorunda kaldığını ve 10 öğretmene 250 bin TL ödeme yaptığını söylüyor.

Bu ifadeler, olayın boyutunun ne kadar geniş olduğunu ve insanların umutlarının nasıl istismar edildiğini açıkça gösteriyor.

Bu iddialar üzerine Milli Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri “Yılmaz Güney” Bey’den bir açıklama aldım. Açıklamada, öğretmen atama sürecinin nasıl işlediği detaylı bir şekilde anlatılıyor:

“Başvuru süreci: ”Aday, e-Devlet şifresiyle sisteme giriyor ve kimlik, adres, KPSS puanı gibi bilgiler otomatik olarak alınıyor. Bu veriler bakanlık görevlileri tarafından değiştirilemiyor.

“Onay süreci: ”Aday, mezuniyet belgesi gibi belgelerin asıllarını şahsen ibraz etmeli ve bu belgeler YÖKSİS üzerinden sorgulanıyor.

“Atama işlemleri:” Atamalar, MEBBİS’ten bağımsız ve dışarıdan erişime kapalı bir yazılımla yapılıyor.

“PDF dosyaları: Açıklamada, “Öğretmen atama sürecinin hiçbir aşamasında PDF şeklinde bir içerik üretilmemektedir” deniyor.

“Müdür yardımcısı unvanı: ”Bakanlıkta “Milli Eğitim Bakanlığı müdür yardımcısı” diye bir unvanın bulunmadığı, dolayısıyla bu kadroya müdahale edilmesinin mümkün olmadığı belirtiliyor.

Bakanlığın açıklaması, sistemin ne kadar korunaklı olduğunu gösteriyor. Ancak sanıkların ve mağdurların beyanları, bu sistemdeki bir açığın ya da bir zafiyetin kullanıldığına dair güçlü ipuçları taşıyor.

Daha ciddi soru şu: İddianamede geçen “öğretmen atama bilgileri” ve “müdür yardımcısı atama bilgileri” gibi ifadeler, bakanlığın sisteminde PDF olarak üretilmediği belirtilmesine rağmen nasıl sanıkların telefonunda yer alabiliyor?

Madem sistem bu kadar korunaklı yukarıda okuduğunuz insanların atamaları nasıl yapılıyor?

Bu işin içinde sadece sahte diploma ve ehliyet basmakla sınırlı kalmayan, çok daha büyük ve karmaşık bir yapı olduğu anlaşılıyor.

Bu durum, hepimizin aklına türlü düşünceler getirmiyor mu?

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/murat-agirel/diploma-skandalinda-yeni-perde-2424997

===================

Kimin mührü kimin cebinde: Diploma krizine teknik bir bakış

E-devlet portalında adınıza tanımlı e-imzaları görebileceğiniz bir alan var. Bu çok değerli. Aynı banka hesapları ya da sim kartlar gibi. Ama bu kontrolleri vatandaş olarak biz düzenli yapmadıkça yine açık veriyoruz. Burada mesele yalnızca teknoloji değil; aynı zamanda sistemin mantığı, kime ne kadar güvendiğimiz ve hangi “mühürlerin” kimin cebinde olduğudur.

Ziyahan Albeni

z10 Ağustos 2025

Mühür kimdeyse Süleyman odur derler. Dijital çağda bu mühür, bazen bir USB çubuğu, bazenbdört haneli bir PIN, bazen de devletin onayladığı bir sertifika otoritesidir. Ama ya mühür yanlış ellere geçerse?

Şu aralar gündemimizde “diploma krizi” var ve olayın teknik kısmını tartışmadan geçmek içime sinmiyor. Çünkü mesele sadece “sahte imza” meselesi değil; biraz daha derine inince, mühür kimin cebindeyse, Süleyman da o oluyor.

Aslında bu sistem yeni değil. Dünyada yaygın şekilde kullanılan bir yöntem: elektronik imza. Mesela ben Estonya’da elektronik vatandaşım. Estonya devleti bana bir USB verdi; adını da “dangıl” koymuşlar. O dangılı bilgisayara takarak tüm işlemlerimi yapabiliyorum. Türkiye’de de benzer bir sistem var. Bunda bir beis yok. Modern, güvenilir bir yapı.

Peki bu yapı nasıl çalışıyor? İşin temelinde iki anahtar var: biri açık, herkesle paylaşılabilir; diğeri gizli, sadece sizde. Diyorsunuz ki: “Bana özel bir mesaj gönderecekseniz, şu açık anahtarla kilitleyin.” O mesajı sadece siz açabiliyorsunuz çünkü o kilidi açacak anahtar sadece sizde. Mesela biri size bir kutu gönderiyor. Kutuyu açık anahtarla kilitliyor ama o kilidi sadece sizin özel anahtarınız açabiliyor. Bu kadar basit.

Aynı şekilde siz de bir mesaj gönderdiğinizde onun altına imzanızı atıyorsunuz. Bu da şöyle oluyor: Mesajınızın kısa bir özeti alınıyor -örneğin SHA256 algoritmasıyla- ve bu özet sizinözel anahtarınızla imzalanıyor. Karşı taraf da sizin açık anahtarınızı bildiği için mesajın gerçekten size ait olduğunu doğrulayabiliyor. Iste bu herkese acik anahtarimizin karsi tarafa iletilme sekline,yani karsi tarafa dogrulanabilir/teyit edilebilir bir formatta iletilmesine sertifika diyoruz; ya da onumuz itibariyle dijital imza.

Yani bu sistem sadece mesaj gönderirken değil, bir sisteme giriş yaparken de çalışıyor. Siz “Ben Ziyahan Albeniz’im” diyorsunuz, sistem sizin daha önce paylaştığınız açık anahtardan kontrol ediyor: “Evet, bu gerçekten Ziyahan Albeniz.” Böylece kimlik doğrulama gerçekleşmiş oluyor.

“Peki bu kadar güvenli görünen sistem neden kriz üretiyor?”

Burada bir başka katman devreye giriyor. Siz bana “falanca kisi” imzasıyla bir mesaj gönderdiğinizde, ben gerçekten o imzanın kendisinin oldugu iddia ettigi kisiye ait olduğunu nasıl bileceğim? Çünkü bu işler artık uluslararası dönüyor. Belki aynı ortamda bile bulunmadığımız kişilerle belge paylaşıyoruz; bir guven iliskisi tesis ediyorsunuz… İşte bu noktada sertifika otoriteleri devreye giriyor. “Certificate Authority” diyorlar. Yani “Bu imza gerçekten bu kişiye ait” diye kefil olan aracı kurumlar. Türkiye’de BTK’nın yetkilendirdiği bazı kurumlar, TÜBİTAK gibi yapılar bu görevi üstleniyor.

Bunlar hem e-imza üretiyorlar hem de verilen imzaların geçerliliğini kontrol ediyorlar. “Bu imza şu kişiye ait midir?” diye sorulduğunda, onaylıyorlar. Ama bu yapı da kusursuz değil. 2012’de yaşanan bir olay hâlâ hafızamda: EGO, Turk Trust’tan bir sertifika alıyor. Ama bu sertifika yanlış üretiliyor. EGO da bu sertifikayla Google adına sertifika düzenliyor. Google bunu fark edince kıyamet kopuyor. Sonuç? Turk Trust sistemlerden kaldırılıyor. Yani hata, sadece teknik tarafta değil. Süreçlerde. Ve şimdi aynı tabloyu diploma kriziyle birlikte yeniden yaşıyoruz.

“2024’ten önce neler oluyordu?”

Açık kaynaklarda, haber sitelerinde yer alan bilgilere gore mevzu bahis sistem uzun yıllar boyunca bir kişinin adına e-imza üretirken onun rızasını, onayını, hatta bilgisini bile şart koşmuyordu. Herhangi biri gidip sizin adınıza -Ziyahan Albeniz adına mesela- e-imza ürettirebiliyordu. Dahası, bunu size bildirilmeksizin yapabiliyordu. USB cihaz ve beraberinde verilen PIN kodu -çoğu zaman dört haneli- sistemlere giriş yapmak için yeterliydi. Yani iki aşamalı doğrulama, SMS ya da biyometrik kontrol gibi şeyler yoktu. Bu da elbette sistemi oldukça savunmasız hale getiriyordu.

“2024’te ne değişti?”

Büyük bir güncelleme geldi. Artık e-imza başvuruları sadece e-Devlet üzerinden yapılabiliyor. Her başvuruda cep telefonunuza bir SMS gönderiliyor. Ve o e-imza hemen aktif olmuyor; altı saatlik bir bekleme süresi geliyor. Bu sayede sizin dışınızda biri başvurduysa zamanında fark edip iptal edebiliyorsunuz. Ayrıca yüz yüze başvuru gibi geleneksel yöntemler tamamen kaldırıldı.

“Peki daha önce verilmiş e-imzalar ne oldu?”

İşte asıl mesele burada. Bu yeni güvenlik önlemleri 2024’ten itibaren gelen başvurular için geçerli. Ama önceden verilmiş olan e-imzalarla ilgili kamuoyuna açık bir “iptal/revocation” işlemi yapılıp yapılmadığı net değil. Oysa sistem güvenliği açısından bu çok kritik. Çünkü siz ne kadar güncelleme yaparsanız yapın, eski açıklar hâlâ devrede kalabiliyor. E-devlet portalında adınıza tanımlı e-imzaları görebileceğiniz bir alan var. Bu çok değerli. Aynı banka hesapları ya da sim kartlar gibi. Ama bu kontrolleri vatandaş olarak biz düzenli yapmadıkça yine açık veriyoruz.

Burada mesele yalnızca teknoloji değil; aynı zamanda sistemin mantığı, kime ne kadar güvendiğimiz ve hangi “mühürlerin” kimin cebinde olduğudur. Amerika’da Snowden sonrası yükselen “zero trust” (sıfır güven) yaklaşımı, yani hiç kimseye fazladan güven atfetmemek, belki de bugün en doğru yol. Herkes kendi anahtarına, kendi şifresine ve sistemdeki denetime güvenecek.

Şunu unutmadan: Her mühür, her anahtar ve her imza, doğru tasarlanmış, şeffaf ve denetlenebilir bir sistemle anlamlıdır. Yoksa günün sonunda kimin mührü kimin cebinde belli olmaz; ve krizin faturası hepimize çıkar.

===================

AKP Kırşehir Milletvekili Necmettin Erkan’ın sınavsız diploma veren üniversite bilgisini biyografisinden çıkardığına dair haberler, ‘milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması’ gerekçesiyle erişime engellendi.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Bozkırın Bebeleri avatarı
    Bozkırın Bebeleri

    Rüşvet bir kurum tarafından yapılırsa, bu verilen R, kurumlar vergisine tabi tutulur, böylece kayıtlara geçer.
    Fakat Rüşvetin ortaya çıkmasını önlemek için, eğer kayıtlara alınmazsa, o zaman negatif vergilendirme me olur..ana sorun yıl sonu hesaplarında ortaya çıkar, kapatılması mümkün olmayan kurum defterlerini nasıl kapatırlar, orasını Allaha sormak gerekir. :))

    İmam Hatip mezunları, muhakkak burayada bir çözüm bulmuştur.

  2. Leyla Yurt sever avatarı
    Leyla Yurt sever

    Arkadaşlar, Dedemin 1902 Harp Okulu mezuniyet diploması ile Babamın 1948 de aldığı Yüksek Makina Mühendislik diplomasını, gözüm gibi saklıyorum. Özel demir kasa aldım, onun içinde şifreli.

    Babam ve dedem hayata değil.

    Bu AKP, arsızlarının eline düşmemesi için.
    Bu AKP’ den herşey beklenir, sokaklar , sahte diplomalı yobazlarla doldu.

    Kadınlarda aynı, birde kafalarında boş saksı gezdiriyorlar.

  3. Erdoğan Özgenç avatarı
    Erdoğan Özgenç

    E-İMZA…
    “Sahte diploma çetesi…”
    Operasyon adı bu…
    Cafcaflı…
    Ama hiç kimse böyle diyerek sıyrılamaz işin içinden..
    ***
    İçi dolu; diploma, sürücü belgesi…
    Tapu senedi…
    Rapor…
    Pasaport…
    Ruhsat…
    Ders notları…
    Akademik ünvan sahteciliği…
    Vatandaşlık…
    Vesaire…
    ***
    Son nüfus cüzdanı sahteciliği çıktı ortaya…
    Suriyelilere 3.800 liraya Türk kimliği verilmiş…
    Kilis’te…
    Şimdilik!…
    Çünkü; çekin ipin ucunu çorap söküğü gibi gelir arkası…
    ***
    Yalakalarının Halkın seninle gurur diye böğürdüğü AKP’de;
    Sahtecilik deyince aklınıza ne geliyorsa
    bilaistisna hepsi var..,
    Zerre kadar utanan var mı bir bakın,
    ***
    Sevgili Nursel Soycan göndermişti…
    İzledim…
    Bataklığın, çirkefin nerede ve nasıl büyüdüğünü anlatıyordu…
    Hiç şaşırmadım, çünkü bunları iyi tanıyorum, çalmadan, çırpmadan, yalan söylemeden…
    Hatta öldürmeden hiçbir şey yapamazlar…
    ***
    Kaldırın takkelerini, açın kara çarşaflarını…
    Çıkarın türbanlarını, altından kapkara bir geçmiş..
    Biat kültürü…
    Ve sevgisiz, acımasız merhametsiz
    Kirli bir yürek, beyin çıkar…
    ***
    Çok bilinen birini yazıyorum; imam nikahı,..
    Resmi belediye nikahı gibi sayılır oldu.,,
    Bence.,,
    Sahte evliliğin maskesidir…
    ***
    Neyse!
    ***
    Bunca sahte diploma ehliyet, ruhsat tapu vesaire Adana’nın gözden uzak bir köşesindeki yada merdiven altı bir matbaada basılan gerçeğinin çakması diplomalar, ehliyet ruhsat tapu vesaire
    olduğunu sakın ha sakın düşünmeyin…
    ***
    Bu iğrenç senaryonun bir parçası olmayın…
    ***
    Bu kadar sıradan değil bu kadar basit değil…
    Bu konunun vahametini anlamak için “elektronik imza” yani e-imza nedir biri bakalım…
    ***
    Yasadaki açıklaması şöyle; Elektronik imza ya da sayısal imza, başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veridir…
    ***
    Gelin akıl mantık zeka çerçevesinde açıkça açalım konuyu…
    ***
    Elektronik imza; devletin sertifika verdiği şirketlerinin ürettiği kopyalanamaz, tanıtılmış İP’li cihazlar dışında başka cihazlarda, devletin onayı olmadan çalışmayan devletin resmi mühürüdür…
    ***
    Dolayısıyla bu sahte diploma çetesinin yaptığı işleri Teknoloji Bak’anlığının fark etmemesi mümkün değildir…
    ***
    Şimdi bakın birine sahte üniversite diploması vermeniz için önce onu lise mezunu yapacaksınız..,
    Sonra sınav giriş harcını yatırmış gibi vergi dairesi kayıtlarına girmeniz lazım…
    ***
    Sonra sınava girmeniz, sınav sonuçlarını YÖK’e yüklemeniz gerekir…
    Sonra!..
    Üniversitenin sistemindeymiş gibi göstermek gerekir…
    ***
    Ve son olarak da sahte diplomayı mühürleyip “e-devlete” yüklemek gerekiyor…
    ***
    Çok net söylüyorum;
    sistem ve yönetim içinden yardım almadan
    hiçbir çete bunu başaramaz…
    Bakmayın üç beş garibanı tutuklamışlar gibi yaptıklarına…
    Turpun büyüğü sarayda…
    ***
    Bugün yeni bir skandal patlak verdi…
    Bazı doktorların e-imzaları kullanılarak kırmızı reçeteli ilaçlar satılmış…
    Soru şu; bu konuda Sağlık Bakanlığının ve Bak’anının haberinin olmaması mümkün mü?
    ***
    Sadece onların mı; havuz medyasının televizyonlarında ahkam kesen herbokologların haberi yok mu?
    ***
    Son söz; ben AYDIN’lı olsam o belediye başkanını değil belediyeye, kente ilçeye bile sokmam…
    Efe olmak dürüst olmsktır, ilkeli, yiğit,.
    Ve cesur olmak, öyle kalmaktır…
    ***
    Bu arada sahtecilik bunlardan ibaret değil…
    Öyle yerlerde ve çok uzun zamandır var ki;
    Şahsen ben bu ülkenin (açlık sınırı 26 bin yoksulluk sınırı 90 bin lira olan)
    vatandaşı, insan hatta erkek olmaktan utanıyorum…
    ***
    Bu dinci gerici yobaz, sonradan görmelerle aynı havayı solumaktan bin pişmanım…

    Umarım UYANIRIZ…

    Erdoğan ÖZGENÇ
    İstanbul 13.08.2025 18,12

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar