Her yangınla birlikte ciğerlerimiz yanıyor; ama sadece ağaçlar değil, insanlar da kül oluyor. Dün otelde can verdiler, bugün ormanda yandılar. 5 AKUT görevlisi, 6 orman işçisi, nice can… Daha dün madende göçtüler, karbonmonoksitle zehirlendiler. Şimdi ormanlarda dumana boğuluyorlar. Sahi, bu ülkede yaşamak neden bu kadar ölümcül?
Her faciada aynı sözler: “İnceleme başlatıldı.” Her kayıptan sonra aynı tiyatro: “Gereken yapılacak.” Gereken ne zaman yapıldı ki? Yıllardır yazılıp çizilen eksikler, raporlarda kalan uyarılar, rafa kaldırılan tedbirler… Hiçbirinin bir yangın söndürme uçağı kadar değeri yok mu?
Güya çağ atladık. Ama hâlâ yaz ortasında yanan ormanlara müdahale gecikiyor, zamanında uçak gönderilemiyor, madene inen işçinin kaderi hâlâ kömür kadar kara. Hangi çağdayız biz? Uzaya araç gönderdiğini söyleyenler, kendi vatandaşını alevlerin arasından sağ çıkaramıyor.
Devlet dediğin, insan yaşasın diye vardır. Ama burada insanlar ölüyor, sistem yaşıyor. Her ölümde toprağa bir beden değil, bir güven daha gömülüyor. Sorumlular yok, hesap yok, sadece taziye mesajları var. Baş sağlığı dileyen çok, ama bu ölümlerin başını kim sağ ediyor?
Bu ülkede her şey yanıyor: Orman, otel, maden, umut… Ama en çok da vicdanlar küle dönüyor. Çünkü her felaketin ardından yükselen duman, sadece ateşin değil, ihmallerin de habercisi.
Soruyorum bir kez daha:
Hangi devirde yaşıyorsun?
Ve daha ne kadar ölüp susacaksın insanoğlu…
#Hanımağa





Bir yanıt yazın