KARAKUŞİ…
Dün Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davalarla ilgili savunma yapacaktı…
Ancak!..
Saray’ın atadığı mahkeme başkanı kendisine verilen görevi çok güzel yerine getirdi…
***
Ekrem İmamoğlu’na dava ile alakası olmayan öyle şeyler söyledi ki aklıma meşhur bir Karakuşi fıkrası geldi…
***
Hırsız bir evi gözüne kestirir ve etrafı kolaçan eder. Şuradan mı girsem, buradan mı insem yoksa merdiven mi dayasam derken; en iyisi balkondan girmek demiş…
Sabırla beklemiş ve gece bastırınca bahçeye girip oradan balkona tırmanmaya başlamış…
***
Bir adım, bir adım ve bir adım daha, tam çıkmak üzere balkonun korkuluğunu yakalamış. Ama bir anda balkon korkuluğu kopmaz mı…
Hırsız, saksı gibi pat diye düşmüş ve ayağını kırmış…
***
Sabah olunca, hırsız doğruca Karakuşî Kadı’ya gitmiş ve halini gösterip; “Kadı Efendi, ben soymak için bir eve girecektim, fakat balkon korkuluğu çürükmüş ve koptu.
Ben de düşüp ayağımı kırdım!” demiş.
Karakuşî Kadı pek bir şey anlamamış;
-Tamam da, ne istiyorsun, şimdi seni hırsızlığa teşebbüsten içeri atayım mı? diye sormuş…
Hırsız da, “hayır kadı efendi, beni bir dinleyin.” demiş. ..
***
Bunun üzerine Karakuşî Kadı muzipçe gülümsemiş ve ilginç şeyler olacak galiba diye düşünerek, “anlat bakalım!” demiş. Hırsız başlamış anlatmaya; “Ev sahibinden davacıyım, Eğer balkonun korkuluğunu sağlam yaptırsaydı, ben de düşüp ayağımı kırmazdım…
Tamam, hırsızlık suç ama cezası balkondan düşüp ayak kırmak değil!..”
***
Karakuşî Kadı iyice keyiflenmiş, tabi tam ona göre bir dava.
Çağırmış ev sahibini:
-Be adam, demiş niçin evinin balkonunu sağlam yaptırmıyorsun?
Korkuluk sağlam olsaydı bu adam düşüp ayağını
kırmazdı!..
***
Ev sahibi şaşırmış: “Aman efendim, balkonun korkuluğunu marangoz Ahmet usta yaptı.
Çürük yaptıysa benim günahım ne?” demiş.
Kadı, hemen Marangoz Ahmet Ustayı çağırın demiş,
***
Marangoz gelmiş. Sorgu suale çekilmiş ve başlamış anlatmaya; “Efendim, Ben balkonun korkuluğunu çakarken yoldan yeşil başörtülü bir hanım geçiyordu. Başörtüsü o kadar güzel yeşile boyanmıştı ki, herhalde gözüm ona daldı. Çiviyi boşa çakmış olacağım!” demiş.
***
Kadı emretmiş:
-Hemen o yeşil başörtülü kadını bulup getirin! demiş.
***
Kadıncağız gelmiş, tir tir titriyor: “Kadı efendi, benim günahım ne? Ben başörtüsünü, boyasın diye boyacıya verdim, o boyadı!”
Karga tulumba getirmişler boyacıyı, Kadı sorguya çekmiş: “Sen başörtülerini böyle göz alıcı renge boyuyorsun, Marangozun gözü başörtüsüne takılıyor, balkon korkuluğuna çaktığı çiviyi boşa çakıyor. Balkona tırmanmaya çalışan hırsız korkuluğa tutunuyor,
Ama korkuluk kırılınca düşüp ayağını kırıyor!”
***
Boyacı buna ne diyebilir ki, söyleyecek söz bile bulamaz!..
Karakuşi Kadı hükmü verir; -Götürün bu boyacıyı asın!..
***
Biraz sonra cellat gelmiş: “Kadı Efendi bu boyacının boyu, sehpaya uzun geldiği için asamıyorum!..”
Kadı bir elini sarığına dayamış, bir eli sakalında bulmuş çözümü:
-Git, “kısa boylu” bir boyacı bul, onu as!..
***
CHP ‘nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu
bu davaların “kısa boylu boyacısıdır”
Hırsızlar…
Dolandırıcılar ve üçkâğıtçı ahlaksızlar dışarıda…
Üstelik hepsi davacı ve kronik gizli tanık…
***
Yazık, daha kaç yıl yaşarım bilmiyorum, dünyaya geldim, geldiğimde İslam ülkelerinde ve Türkiye’de adalet yoktu…
Adalet sivil ve askeri karakuşi kadıları elinde oyuncak olmuştu…
***
Gidiciyim…
Adalet hala yok..
Ve..
Türkiye’de
Karakuşi kadıları hala var..
Ve..
Gözleri yine saraya dönük…
***
Özetle…
***
Aylardır adam gibi savunma hakkı verilmeyen kısa boylu boyacı için karar (belliydi) belli oldu:
Saray Kadıları kısa boylu boyacı Ekrem İmamoğlu’nu asacaklar…
***
Keşke halk gibi halk olabilseydik…
Vatandaş gibi vatandaş..
Olamadık…
Ki istedikleri gibi at oynatıyorlar…
Erdoğan ÖZGENÇ
İstanbul 09.07.2026 16.16



Bir yanıt yazın