İran’ın Korkuttuğu Korku: Tehdit Masasında Korkan Kimdi?

Türkiye Ceyhan Limanı’ndaki Petrol Tankerleri

Okuma Süresi:

1–2 dakika
❤️

Bizim çağımızın en ilginç mesleklerinden biri, dünyanın sahibi gibi konuşmaktır.

Önce dünyanın bir ucundan kalkarsın, başka bir ülkenin kapısına dayanırsın. Sonra cebinden iki zarf çıkarırsın.

Birinin üzerinde “Tehdit” yazar.

Diğerinin üzerinde “Yatırım.”

İlk zarfı uzatırsın.

Olmazsa ikincisini.

Olmazsa tekrar birincisini.

Sonra dönüp buna diplomasi dersin.

Ne güzel meslek…

Masaya oturanlar da bu mesleğin eski ustalarıydı.

Yılların alışkanlığı vardı.

Bir ülke korkar.

Bir ülke geri çekilir.

Bir ülke pazarlık eder.

Bir ülke satın alınır.

Defter hep böyle tutulmuştu.

Fakat bu defa hesap cetveline sığmayan bir satır çıktı.

Karşı taraftan biri kalktı ve dedi ki:

“Biz bunların hepsini yaşadık.”

İşte bütün düzeni bozan cümle buydu.

Korkunun da bir ömrü varmış meğer.

Sürekli aynı ilacı verirseniz hasta alışıyor.

Sürekli aynı tehdidi savurursanız millet de alışıyor.

Bir yerden sonra bomba haberi hava durumu gibi okunuyor.

Ambargo, takvim yaprağına dönüşüyor.

Suikast ise akşam haberlerinin sıradan başlığı oluyor.

Tehdidi meslek edinmiş olanlar bunu hesap etmiyor.

Çünkü onlar korkunun hiç eskimeyeceğini sanıyor.

Ne ilginçtir…

Masaya gelirken “Her an vurulabiliriz.” diye düşünenler sakindi.

Masaya gelirken “Acaba yine korkarlar mı?” diye düşünenler huzursuzdu.

Demek ki bazen korku, yön değiştiriyormuş.

Yıllarca dünyaya aynı masalı anlattılar.

“Ya bizimle olursun…”

“…ya da karşımızda.”

Sanki dünya iki sandalyeden ibaret.

Arada ayakta durmayı bilen insanlar olabileceği hiç akıllarına gelmedi.

Çünkü ayakta duran insanı ne itebilirsin ne de satın alabilirsin.

En çok da bu rahatsız eder.

Sonra meşhur teklifler gelir.

“Santral yapalım.”

“Yatırım yapalım.”

“Kapıları açalım.”

Sanki millet pazarda domates satıyor.

Sanki bazı şeylerin fiyat etiketi olur.

Bazı insanlar hesap yapar.

Bazı toplumlar ise hesap defterini çoktan yakmıştır.

İşte o zaman muhasebecilerin dili tutulur.

İnsan düşünmeden edemiyor…

Acaba yıllardır dünyaya korku dağıtanlar, korkunun kendilerine de uğrayabileceğini hiç hesap etmişler miydi?

Çünkü korkunun kötü bir huyu vardır.

Gittiği yolu unutmaz.

Bir gün döner, sahibinin kapısını da çalar.

İşte o kapı çalındığında en yüksek sesle bağıranlar değil, en sessiz kalanlar anlaşılır.

Belki de asıl güç, yumruğu havaya kaldırmakta değil; yumruk sallayanın gözlerinin içine bakıp, “Hepsi bu kadar mı?” diyebilmektedir.

Ve galiba asıl soru hâlâ masanın üzerinde duruyor:

Tehdit masasında gerçekten korkan kimdi?



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar