NATO toplantıları büyük bir aile yemeğine benziyor. Herkes takım elbiselerini giyiyor, kameraların karşısında gülümsüyor, masada büyük sözler havada uçuşuyor. Ama işin mutfak kısmına bakınca manzara biraz farklı görünüyor.
Bu büyük sofrada Türkiye’nin rolü üzerine ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Türkiye masanın sahibi mi, servis yapan garson mu, yoksa herkesin konuştuğu ama kendi tabağı küçük kalan meze mi?
Ev sahibi olmak güzel bir unvan… Misafirleri ağırlarsınız, kapıları açarsınız, masayı hazırlarsınız. Ama ev sahibi olmanın bir de faturası vardır. Çaylar dağıtılır, tabaklar taşınır, herkes memnun edilir. Misafirler gider, bulaşık yine ev sahibine kalır.
NATO masasında da manzara bazen böyle görünüyor. Türkiye stratejik konumu, ordusu ve bölgesel ağırlığıyla önemli bir oyuncu. Ancak büyük masalarda öneminiz kadar, ne kadar söz sahibi olduğunuz da önemlidir.
Bazıları Türkiye’yi “kilit ülke” diye överken, bazıları da bu kilidin hangi kapıyı açtığını soruyor. Çünkü uluslararası siyasette herkes kendi anahtarını cebinde taşır. Kimse sırf dostluk için masaya oturmaz; herkes kendi hesabını yapar.
Toplantı salonlarında kahveler içilir, ortak açıklamalar yapılır, liderler birbirine sıcak mesajlar verir. Fotoğraf karelerinde herkes kazanmış görünür. Ama perde arkasında asıl soru şudur:
“Bu sofrada menüyü kim belirliyor?”
Türkiye bazen pazarlık gücü yüksek bir aktör olarak görülüyor, bazen de büyük güçlerin hesaplarında kullanılan önemli bir parça olarak eleştiriliyor. İşte siyasetin ironisi burada başlıyor: Aynı ülke bir gün “oyunun kurucusu”, ertesi gün “oyunun konusu” olabiliyor.
NATO masasındaki büyük tabaklarda güç dağıtılırken, Türkiye’nin önündeki tabakta ne kadar gerçek etki olduğu tartışılıyor.
Sonuçta dünya siyaseti bir lokanta gibidir:
Bazıları menüyü yazar, bazıları hesabı öder, bazıları da masanın en güzel köşesinde oturur.
Asıl mesele şudur:
Türkiye bu sofrada gerçekten yemek yapan aşçı mı, yoksa başkalarının hazırladığı menüyü servis eden garson mu?
Çünkü uluslararası siyasette alkışlar çabuk unutulur; masadan kalkınca herkes kendi hesabını öder.



Bir yanıt yazın