Kahramanlar Mezarlığı A.Ş. : Haluk Levent Vakası

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Memleketin en verimli üretim alanlarından biri ne sanayi ne tarım ne de teknoloji… Bizim en büyük fabrikamız, kahraman fabrikası. Ham maddesi umutsuzluk, enerjisi çaresizlik, pazarlama stratejisi ise sosyal medya.

Bir gün birini göklere çıkarıyoruz. Ertesi gün aynı kişiyi yerin yedi kat dibine gömüyoruz. Arada geçen sürede ise onu insan olmaktan çıkarıp mitolojik bir yaratığa dönüştürüyoruz. Sonra da “Nasıl olur da hata yapar?” diye şaşırıyoruz.

Bizde güven kuruma değil, karaktere duyulur. Kurumlar çürümüş olabilir; o halde çözüm, sağlam kurumlar kurmak değildir. Çözüm, bıyığı düzgün, sesi tok, yardımsever görünen birini bulup ona milyarlar emanet etmektir. Muhasebe yerine “iyi insan” imajı, denetim yerine “abi yapmaz” kültürü geçerlidir.

Haluk Levent etrafında oluşan tartışmalar da tam olarak bu sorunu gösteriyor. Mesele yalnızca bir kişi değildir. Bir insanın omuzlarına, normalde kurumların taşıması gereken güveni, sorumluluğu ve denetimsiz yetkiyi yüklediğiniz anda, o kişiyi farkında olmadan bir “kahraman”a dönüştürmüş olursunuz.

Vatandaşın iç sesi şöyledir:

“Kuruma güvenmem.”

“Peki ne yapacaksın?”

“Hiç tanımadığım birine sonsuz güveneceğim.”

Ne kadar romantik, ne kadar trajik…

Aslında biz yardım toplamıyoruz; kutsallık yüklüyoruz. Bir insanın omzuna, normalde yüzlerce kurumun taşıması gereken yükü bindiriyoruz. Sonra o yükün altında ezilince de “Demek ki o da sahtekârmış.” diye hükmü veriyoruz.

Oysa belki de sorun, bir insanı kurum yerine koyma alışkanlığımızdır.

Bizde kahramanlık öyle bir seviyeye ulaşır ki, kahraman hapşırsa hikmet aranır, öksürse strateji sanılır. Konuşmasa bilgelik, konuşsa vizyon denir. Ta ki ilk büyük hata gelene kadar…

Sonrası malum. Aynı kalabalık bu kez “Zaten ben en başından beri güvenmiyordum.” korosunu kurar. Dün alkışlayan eller bugün taş atar. Çünkü kahraman üretim bandının yanında bir de linç departmanı vardır; ikisi aynı holdinge bağlıdır.

Bu döngü sadece yardım faaliyetlerinde değil, siyasette de aynıdır. Programın yerini karizma, ideolojinin yerini imaj, örgütün yerini lider kültü alınca siyaset, ülke yönetmekten çok bir yıldız üretim mekanizmasına dönüşür.

Önemli olan mikrofonu güzel tutmak, kameraya doğru açıyla bakmak ve gerektiğinde gözleri nemlendirebilmektir.

Böyle bir düzende fikirlerin değil, yüzlerin oyu vardır. İlkeler değişebilir; yeter ki gülüş aynı kalsın.

Sonra bir gün o “kurtarıcı” hata yapar. Her insan gibi…

Fakat küçük bir problem vardır: O artık insan değildir. Çünkü biz onu çoktan insanlıktan terfi ettirmişizdir. İnsanüstü ilan ettiğimiz biri doğal olarak insan gibi davranınca büyük kriz çıkar.

İşte tam burada toplum şaşkınlık yaşar.

Aslında şaşırması gereken tek şey, neden tekrar tekrar aynı oyuna geldiğidir.

Demokrasinin temel mantığı, insanların kusurlu olduğunu kabul ederek denetim mekanizmaları kurmaktır. Biz ise kusurlu insanları kusursuz ilan edip sonra kusurlarını görünce medeniyet krizi yaşıyoruz.

Oysa mesele “en iyi insanı” bulmak değildir.

Çünkü tarihte “en iyi insan” diye bir kamu görevlisi hiç işe başlamamıştır.

İşe başlayanlar hep sıradan insanlardır; onları güvenilir kılan şey kişisel erdemlerinden önce hesap verebilirlik, şeffaflık ve denetimdir.

Ne var ki bunlar sıkıcıdır.

Kahraman daha heyecanlıdır.

Denetim kurulu Netflix dizisi olmaz.

Muhasebe raporu viral olmaz.

Kolektif akıl trend listesine girmez.

Bir adamın omzuna dünya yüklemek ise çok sinematiktir.

Biz de sinemayı gerçek hayat sanmaya devam ederiz.

Belki de artık şu cümleyi normalleştirmenin zamanı gelmiştir:

Bizi kahramanlar kurtarmayacak.

Çünkü sorun kahramanların kötü olması değil; bir toplumun, kendisini kurtaracak kahramanlara ihtiyaç duyacak kadar kurumsuz bırakılmış olmasıdır.

Gerçek ilerleme, yeni kahramanlar bulmakta değil; kimsenin kahraman olmak zorunda kalmayacağı bir düzen kurmaktadır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar