Tarihçi Kitabevi öyle bir misyon üstlenmişti ki,tek başına insanlara kültür elçiliği yapıyor. Her cumartesi bir kültür söyleşisi düzenliyor,o küçücük kitabevi insanın gözünde büyüyor,büyüyor.Elifin Kağnısında ki öküzün gözlerinden bahsetmiyorum…Kocaman bir salon oluyor. Bazen sandalyeler yetmiyor,üst katın merdivenlerinde sıralanıyoruz Bremen Mızıkacıları gibi.
Şimdiye kadar gittiğim söyleşilerde hiç bu kadar dolu olmamıştı bu salon ve çıt bile çıkmadan,sadece bilgi pınarından kana kana içiyordu dinleyiciler…
Bu cumartesi okumaktan büyük tad aldığım iki insan bir takım oluşturmuş…Emre Kongar & Zülal Kalkandelen birlikte yazdıkları “Devrim ve Karşı Devrim’in Yüz Yılı”

ve Emre Kongar’ın son kitabı “Hayat Yaşadığına Değsin!” İle ilgili bir söyleşi yaptılar.

Dinlemeye doyamadık.Emre hoca arada bir”çok konuştum ,sıkıldınız, bitireyim artık” dediğinde ,ağzımdan birden “lütfen devam edin,biz sabaha kadar dinleriz sizi”cümlesi dökülüverdi.O tatlı babacan tavrıyla “Bakın kırmızı başlıklı kız sabaha kadar dinlermiş”deyince salonda alkış tufanı koptu.
Emre hoca öylesine dolu bir insan ki,artık o kadar çok birikmişki içine sığmıyor ve dökülüveriyor dudaklarından.Bir o kadar da heyecanlı, sanki Cumhuriyet Bayramında konuşmacı bir çocuk…İçi içine sığmıyor.
Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık…Oturmuyor…Elinde mikrofon, konuştukça konuşuyor,bizler nefes almadan onu dinliyoruz.
Arada bir Zülal Kalkandelen e takılıyor”bak ben ne kadar konuştuysam sana da o kadar zaman bırakacağım,haksızlık etmem “diye.
Zülal Kalkandelen çok sakin,sessiz,keskin bakışları,kendine özgü saç modeli ve şapkasıyla tatlı tatlı gülümsüyor.
Onun ilk yazısını okuduğumda”bu kadar genç bir kadının,böylesi bilgi birikiminin olması gurur duyulacak bir şey”diye düşünmüştüm…
Mikrofonu eline alır almaz o sessiz sakin kadın gitti,kendinden son derece emin,gürül gürül çağlayan gibi anlatmaya başladı.Enginlere sığmıyor taşıyordu adeta.
İş bölümü yapmışlardı.Emre Kongar Devrimi anlattı,göreceksiniz bilmediğimiz öyle çok şey varki…
Zülal Kalkandelen Karşı Devrimi anlattı.Devrimlere karşı devrim ataklarıyla nasıl engel olunmaya çalışıldığını…
Dinledikçe,nerede yanlış yaptık,ya da eksik yaptık da Atatürk’ün kısacık ömrüne sığdırdığı o büyük devrimleri halka tam olarak benimsetemedik demekki,karşı devrimi yapmaya çalışanlar her fırsatta ortaya çıkıyor…
İki konuşmacı da bir yere bakmadan öylece,birikimlerini bizlere aktarmaya çalıştılar,hiç sıkmadan ve hiç sıkılmadan…
Önce kitaplarından okurken alıntılar yaptım kendimce,sonra düşün düm ki ikisini de böyle ifade etmeye yetmeyecek bu çabalarım.
İlk yapacağınız şey kitaplarını okumak bu yürüyen tarihlerin,sonrada mutlaka dinlemelisiniz ,eminim benim gibi dinlemelere doyamayacaksınız.
Sadece köşe yazılarından birer paragraf almakla yetindim.
Emre Kongar“Yüz yıllık parantez” diye küçümsedikleri Cumhuriyet rejimi, ortaçağda patinaj yapan ve çöken bir Din-Tarım İmparatorlu ğunu çağdaş bir devlet haline getirmiş ve yeniden hayata döndürmüştü.
Ondan geriye dönüş,yüz yıldır çağdaş bir yaşam biçimine ve bu yaşamın hak, özgürlük ve olanaklarına alışmış bir toplumda olanaksızdı.
Zülal Kalkandelen:Kimse“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, aslımızı inkâr etmemiş, aksine Cumhuriyet Devrimi’nden sonra kurulan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve Türk Tarih Kurumu gibi önde gelen kurumlarda Anadolu medeniyetleri ile Türk tarihi arasında bağların araştırılması istenmiş, yetiştirilen uzmanlar öğrencilerine gerçekleri anlatmış, arkeolojik kazılar teşvik edilmiş, tarihi kahramanlarla ilgili kitaplar yazılmıştır” diyemedi.
Kimse “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların sahip çıkmadığı kahraman ecdadımız değil, Cumhuriyetin temel ilkelerinden biri olan laikliğe aykırı tarikat ve cemaatler, halkı yüzyıllardır sömüren gericiler, saltanat yanlıları ve emperyalizmle işbirliği yapan hainlerdir” demedi.
Bir kişi bile çıkıp “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin sac ayaklarından biri laik devlet ilkesidir ve bu da anayasanın 2. madde sinde açıkça yazar. Buna karşı olmak, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olmak anlamına gelir”demedi.
Ömrünüz sağlıklı ve uzun olsun ki bizleri aydınlatmaya devam edin, ülkemin sizin gibi yön verenlere ihtiyacı var…




Bir yanıt yazın