Turbun Büyüğünü Beklerken

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

“Turbun büyüğü heybede.”

Cumhurbaşkanının bu sözünü duyalı epey zaman geçti.

Ben hâlâ göremedim.

Gören varsa haber versin…

Gerçi diyeceksiniz ki;

Başörtülü bacımıza saldıran vandalları da görememiştik.

Hatırlarsınız.

Sayın Cumhurbaşkanı Gezi Parkı protestoları sırasında başörtülü bir kadına saldırıldığını söylemişti.

Deri pantolonlu, belden yukarısı çıplak vandalların kadına saldırdığını, üzerine idrar yaptığını anlatmıştı.

“Görüntüler cuma günü yayınlanacak” denmişti.

Kaç cuma geçti, görebildik mi?

Göremedik.

Peki ne gördük?

Bunun koca bir yalan olduğunu gördük…

Bugüne dönersek;

Biz turbun büyüğünü beklerken ne gördük?

“Miş’li geçmiş zamanla” yazılmış bir iddianame gördük.

Gizli tanık adı altında gizli iftiracılar gördük.

Yandaş basında manşetten verilen “büyük iddiaların” iddianamede yer almadığını gördük.

Henüz üretilmemiş iPhone modellerinin rüşvet olarak dağıtıldığı iddiasını gördük.

TRT ekranlarında dolar balyaları çıktığı iddia edilen kasaların
olayla ilgisi olmayan stok görüntüler olduğunu gördük.

Açılan kasadan para değil,
sadece mühür çıktığını gördük.

Tutuklu bulunan bazı insanların isimlerinin iddianamede yer almadığını gördük.

“İmamoğlu’nun spor arabaları” diye servis edilen görüntülerdeki araçların
bir MHP milletvekiline ait olduğunu gördük.

“Parkelerin altından deste deste para çıktı” denilen haberlerin
yalan olduğunu gördük.

Bu yalanı televizyon ekranlarında anlatan,
sonra da yalan olduğunu kabul etmek zorunda kalan
gazeteci kılıklı şahsın
hiç utanmadığını gördük.

“Valizlerle taşınan paraların” para değil,
jammer cihazı olduğunu gördük.

İmamoğlu’nun özel kalem müdürüne
“Gün içinde Ekrem İmamoğlu ile defalarca telefonla konuşmuşsunuz, bu şüpheli değil mi?”
diye sorular yöneltilebildiğini gördük.

“İmamoğlu’nun jeti” diye anlatılan uçağın
AKP’li bir iş insanına ait olduğunu gördük.

O iş insanının da
“Ben sıkı reisçiyim. O jeti İmamoğlu’na asla kiralamadım.”
dediğini gördük.

Baba İmamoğlu’nun yazlığında
iş makineleriyle kazı yapılıp para kasası arandığını,
ama hiçbir şey bulunamadığını gördük.

Yok yere tutuklanan makam şoförleri gördük.

Sekreterler gördük.

Arkadaşlar gördük.

İmamoğlu’nu savunduğu için tutuklanan
avukatını gördük.

“Türkiye bir hukuk devletidir”,
“tutuksuz yargılama esastır”
tekerlemeleri eşliğinde tutuklu yargılamanın bir işkenceye dönüştüğünü gördük.

Hasta insanların tahliye edilmeden
ölümüne cezaevinde tutulduğunu gördük.

Savcının istediği ifadeyi vermediği için
bir kadın tutuklunun
Silivri’den Afyon Cezaevi’ne sürgün edildiğini,

40 kişilik koğuşta 60 kişiyle birlikte
bir hafta yerde yattığını gördük.

Şimdi soralım.

Sayın Cumhurbaşkanı
“turbun büyüğü” derken
bunları mı kastediyordu?

Bilemiyorum.

Ama bildiğim bir şey var.

Bu kadar orantısız güç gösterisi,
bu kadar gayri ahlaki yaklaşım,
bu davaya ilişkin kamuoyunun güvenini ciddi biçimde sarsmıştır.

Bugün CHP’sinden Yeniden Refah Partisi’ne,
Zafer Partisi’nden İYİ Parti’ye kadar
muhalefetin büyük bölümü
tek bir şey istiyor:

Duruşmalar canlı yayınlansın.

Madem turbun büyüğü hâlâ heybede…

Madem CHP’liler birbirlerinin yüzüne bakamayacak hâle gelecek…

O halde çok basit.

Yapın bir kanun değişikliği.

Duruşmalar televizyonlardan canlı yayınlansın.

Biz de görelim.

Heybedeki turbun büyüğü mü,
yoksa yine koca bir yalan mı?

Şunu çok iyi biliyoruz ki;

Gerçeklerin değil, yalanların gizlenme ihtiyacı vardır.

Dün iddianameyi hazırlayan savcıyı
bugün Adalet Bakanı yapıp
tüm yargı sisteminin başına getirirseniz,

Verilen karar hukuk olmaz.

Olsa olsa Cumhurbaşkanlığı kararnamesi olur.

Ve ona da

kimse inanmaz.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar