Perde!
Bir tarafta Pedofil Başkan , gökyüzünü enkaz rengine boyuyor. Gazze’nin betonları eriyor, İran’da dağlar titriyor. Her bomba düştüğünde toprak değil, doğrudan insan biçiliyor. Yüz binlerce ceset, toplu mezarlara sığmıyor da istatistik tablolarına “temizlik operasyonu” diye geçiriliyor. Katliamın adı “demokrasi getirmek” olunca, kanın rengi de borsada kırmızı değil, yeşil ok oluyor nasılsa.
Sonra sahne değişiyor. Öteki Nakşi Bendi Müridi kürsüye çıkıyor. Ses telleri vatanseverlikle titreşiyor:
“Filisssstin kırmızı çizgimizzz! Ey Amerika, ey İsrail, aklınızı başınıza alın!”
Bu repliği duyan salon, duygudan ağlamaklı. Sosyal medya timleri hazır kıt’a, beğeni tuşuna ölüyor. O sırada kulis bilgisi akıyor: Baş köşede, o gümbür gümbür “kırmızı çizgi” diyen adam, işte tam da o bombaları yağdıran adamın elini sıkıyor. Kırmızı çizgi meğerse halının deseniymiş, yürürken ayağının altında kalıyormuş. Kanla çizilmiş çizgiyi silmek için illa Amerikan malı deterjan gerekiyormuş demek ki.
Ve halk? O büyük, muhteşem, çifte standart aşığı halk?
Alkışlıyor.
Mezarlıklar doldukça tribünler doluyor. Katliamın sesi “savaş uçağı” diye yankılanırken, o nutuklar “zafer marşı” diye yutturuluyor. Adam öldürüyor, öteki adam ağlıyor, üçüncü adam ikisini de alkışlıyor. Günün sonunda kasa kapanıyor: Bir ölü, bir nutuk, bir de tokalaşma. Dünya tiyatrosunda perde kapanmaz, sadece kan kurur.
Çünkü ikiyüzlülük, mideye oturması gereken bir zehirken, burada milli içecek olmuş. Kana kana içiyorlar. Şerefsizliğe!




Bir yanıt yazın