ABD-İSRAİL-İRAN SAVAŞININ TÜRKİYE’YE ETKİLERİ: STRATEJİK HESAPLAR, RİSKLER VE FIRSATLAR

Okuma Süresi:

7–11 dakika
❤️

Haziran 2025’teki 12 günlük savaşın ardından Şubat 2026’da yeniden alevlenme riski taşıyan ABD-İsrail-İran çatışması, Türkiye için hayati önem taşıyan bir dizi stratejik sonuç doğuracak potansiyele sahiptir. Coğrafi konumu, tarihsel bağları ve bölgesel güç iddiasıyla Türkiye, bu krizde hem etkilenen hem de şekillendiren bir aktör konumundadır.

TÜRKİYE’NİN DİPLOMATİK TUTUMU: SAVAŞ KARŞITLIĞI VE ARABULUCULUK

Açık Savaş Karşıtlığı

Türkiye, olası bir ABD-İsrail-İran savaşına yönelik en net ve en yüksek perdeden karşıt tutumu sergileyen bölgesel aktörlerin başında gelmektedir. Recep Tayyip Erdoğan, Şubat 2026’da Asharq Al-Awsat’a verdiği röportajda bu tutumu açıkça ortaya koymuştur: “Gazze, Irak, Suriye ve Afganistan’da bu tür senaryoların uygulanmasının açtığı yaralar hafızalarımızda hâlâ tazeliğini koruyor. Bu nedenle, Türkiye olarak bölgemizde yeni bir savaşın veya yeni bir yıkım dalgasının patlak vermesine kesinlikle karşıyız” . Erdoğan, her platformda İran’a yönelik herhangi bir askeri müdahaleye karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini ve tüm muhataplarına tansiyonu yükseltecek adımlardan kaçınmalarını tavsiye ettiklerini belirtmiştir .

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bu tutumu güçlü bir şekilde desteklemekte ve İran’ın barış ve istikrarının Türkiye için hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır. Fidan, askeri müdahalenin olumlu sonuçlar doğurmadığını ve doğurmayacağını, İran’ın iç sorunlarına dışarıdan müdahale edilmemesi gerektiğini açıkça ifade etmiştir .

Aktif Arabuluculuk Girişimleri

Türkiye, savaş karşıtlığını yalnızca söylem düzeyinde bırakmamış, aktif bir arabuluculuk rolü üstlenmiştir. Erdoğan, Türkiye’nin bu konuda bir kolaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğunu belirtmiş ve Ankara’nın hem ABD hem de İran ile diplomatik temaslarını sürdürdüğünü açıklamıştır .

Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Umman ile birlikte, Washington’u İran’a yönelik askeri saldırıdan caydıran kilit bölgesel aktörler arasında yer almıştır . Fidan’ın kamuoyu önünde askeri müdahaleye karşı çıkması ve diyalog ile gerilimi düşürmeyi savunması, acil tehditlerin geçici olarak hafiflemesine katkıda bulunmuştur . Türkiye, tüm imkânlarını kullanarak olası bir savaşı önlemek istediğini açıkça beyan etmiştir .

Ankara’nın bu diplomatik çabaları, bazı çevrelerce eleştirilmiş ve Türkiye’nin İran rejimini koruma amacı güttüğü yönünde yorumlanmıştır. New York Post’ta yayımlanan bir analizde, Erdoğan’ın “sakat bir İslamcı rejiminin, Batı ile ittifak yapacak demokratik bir rejimden çok daha kullanışlı olduğu” iddia edilmiştir . Ancak Türk yetkililer, tutumlarının İran rejimine siyasi destek anlamına gelmediğini, aksine bölgesel istikrarın korunmasına yönelik stratejik bir değerlendirme olduğunu vurgulamaktadır .

GÜVENLİK ENDİŞELERİ VE SINIR ÖTESİ RİSKLER

Terör ve İstikrarsızlık Tehdidi

Türkiye’nin en büyük güvenlik endişelerinden biri, olası bir savaşın tetikleyeceği istikrarsızlık dalgasının doğrudan sınırlarına yansımasıdır. Uzmanlar, İran’a yönelik bir ABD-İsrail saldırısının ülkede uzun süreli bir kaosa, hatta “iç savaşa” yol açabileceği ve bunun da bölge ülkelerini zorlayacak büyük çaplı mülteci akınlarını tetikleyebileceği konusunda uyarmaktadır . Türkiye, halihazırda Suriye’den gelen yaklaşık 4 milyon mülteciye ev sahipliği yaparken, İran’dan gelebilecek yeni bir göç dalgasıyla baş etmek zorunda kalabilir.

İran’ın parçalanması, ülkenin etnik azınlıklarının (Araplar, Beluciler, Kürtler) yaşadığı bölgelerde ayrılıkçı hareketlerin canlanmasına yol açabilir . Bu durum, özellikle İran sınırına yakın bölgelerde ve kendi vatandaşları açısından Türkiye için ciddi güvenlik riskleri doğurabilir. Türkiye, İran’ın iç çatışmaya sürüklenmesi durumunda, PKK’nın İran kolu olarak faaliyet gösteren grupların bölgede daha fazla hareket alanı bulmasından endişe duymaktadır.

Vekil Güçlerin Tepkisi

İran’ın, kendisine yönelik bir saldırı durumunda bölgesel vekil güçleri aracılığıyla misilleme yapması beklenmektedir. Bu durum, Türkiye’nin askeri varlık gösterdiği ve nüfuz mücadelesi verdiği Suriye, Irak ve Lübnan gibi ülkelerde istikrarsızlığı daha da derinleştirebilir. İran destekli grupların Türk çıkarlarına veya Türkiye destekli unsurlara yönelik saldırıları, Ankara’yı yeni bir çatışmanın içine çekebilir.

Rejim Değişikliğinin Öngörülemez Sonuçları

Türk yetkililer, askeri saldırıların İran’da rejim değişikliğine yol açacağı fikrine şüpheyle yaklaşmaktadır. Hakan Fidan, “rejimin bir hava saldırısı veya başka bir şeyle değişmeyeceğini” ve bunun “bir hayal” olduğunu açıkça ifade etmiştir . Fidan’a göre, saldırılar sonucunda hükümet zayıflayabilir, sistem güç kaybedebilir ve halka hizmet götüremez hale gelebilir, ancak bu rejimin çökmesi anlamına gelmez. Böyle bir senaryoda mevcut rejim çok daha radikal kararlar alabilir veya kendini dönüştürme yoluna gidebilir . Ankara, mevcut İran rejimini ideolojik olarak desteklemese de, öngörülemez bir kaos ortamının yaratacağı belirsizliklerden endişe duymaktadır .

EKONOMİK YANSIMALAR: TİCARET, ENERJİ VE MALİYETLER

Ticaret Yollarının Güvenliği ve Kesinti Riski

Olası bir savaşın Türkiye ekonomisi üzerindeki en doğrudan etkilerinden biri, ticaret yollarının güvenliğinin tehlikeye girmesi ve olası kesintiler olacaktır. İran, doğu-batı ticaret koridoru üzerinde stratejik bir konuma sahiptir. Çatışmanın tırmanması, Türkiye’nin İran üzerinden Orta Asya ve Güney Asya’ya uzanan kara ticaretini sekteye uğratabilir. Ayrıca, Basra Körfezi’ndeki gerilim, Türkiye’nin dış ticaretinde önemli bir paya sahip olan deniz ticaretini de olumsuz etkileyebilir.

Türkiye, İran ile ekonomik ilişkilerini belirli bir düzeyde sürdürmektedir. Bir savaş durumunda bu ticaretin durma noktasına gelmesi, özellikle sınır bölgelerindeki ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyecektir. Ayrıca, Ankara’nın, çatışmanın tarafları arasında denge kurmaya çalışırken, ABD’nin olası yaptırım rejimine uyum sağlama baskısıyla karşılaşması da muhtemeldir. Trump yönetiminin İran’la ticaret yapan ülkelere yüzde 25’e varan gümrük vergisi uygulama yetkisi, Türkiye için önemli bir ekonomik tehdit oluşturmaktadır.

Enerji Fiyatları ve Cari Açık

Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithal eden bir ülke olarak, olası bir savaşın tetikleyeceği petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artıştan doğrudan etkilenecektir. Uzmanlar, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması durumunda küresel piyasalardan günlük 12-20 milyon varil petrol çekilebileceğini ve fiyatların 100-150 dolara fırlayarak küresel resesyonu tetikleyebileceğini öngörmektedir . Brent petrolde yaşanacak her 10 dolarlık kalıcı artış, Türkiye’nin cari açığını milyarlarca dolar büyütecek ve enflasyonist baskıları artıracaktır. Halihazırda yüksek enflasyonla mücadele eden Türkiye ekonomisi, yeni bir enerji şoku karşısında daha da kırılgan hale gelecektir.

Savunma Harcamaları ve Güvenlik Maliyeti

Bölgede artan gerilim ve istikrarsızlık, Türkiye’yi savunma harcamalarını artırmaya zorlayacaktır. Sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, istihbarat faaliyetlerinin yoğunlaştırılması ve olası bir kriz anında askeri müdahale kapasitesinin hazır tutulması, bütçe üzerinde ek bir yük oluşturacaktır. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlık, doğrudan yabancı yatırımların azalmasına ve turizm gelirlerinin düşmesine yol açabilir.

BÖLGESEL GÜÇ DENGELERİ VE TÜRKİYE’NİN YÜKSELEN KONUMU

Muhtemel Bölgesel Koalisyonun Merkezinde Türkiye

İran’ın önümüzdeki dönem savaşın ertesinde oluşabilecek güç zayıflaması, bölgede yeni bir koalisyonunun şekillenmesine zemin hazırlamaktadır. Bu oluşumun merkezinde, bölgesel liderlik arayışında olan ve nükleer seçeneği yeniden değerlendirdiği yönünde sinyaller veren Türkiye yer almaktadır . Kudüs merkezli analist Yoni Ben Menachem’e göre, İsrailli üst düzey yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump’ın desteğiyle Türkiye’nin artan bölgesel ve uluslararası konumundan ve Ankara’nın kendisini nükleer kapasiteli bir bölgesel güç olarak konumlandırma hırsından derin endişe duymaktadır .

Türkiye, Mısır gibi eski Arap rakiplerini de içine alan ve İsrail’e karşı bölgesel ivmeyi yeniden yönlendirebilecek daha geniş bir ittifakta birleştirmeye çalışmaktadır. Bu yeni oluşum, “İran’ın ateş duvarı”nın yerine, İsrail’i kuşatan ve politik olarak tecrit eden bir diplomatik duvarı örmeyi hedeflemektedir .

Türkiye şu anda da, Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Pakistan’ı içine alan bu muhtemel yeni koalisyonla, askeri işbirliği çerçeveleriyle birbirine bağlanmakta ve Suriye, Lübnan ve Kızıldeniz gibi kilit bölgelerde nüfuzlarını genişletmek için çıkarlarını koordine etmektedir . İsrailli yetkililer, bu koalisyonun üyelerinin çoğu Washington’la yakın bağlarını sürdürse de, ortaya çıkan bu tablonun İsrail’in Suudi Arabistan’la normalleşme umutlarını zora soktuğunu düşünmektedir .

Suudi Arabistan ile Yakınlaşma

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında, yıllar süren gerginliğin ardından pragmatik bir uzlaşma dönemi yaşanmaktadır. İki ülke arasındaki bu yakınlaşma, ortak çıkarlara, ticarete ve hem İran hem de İsrail nüfuzuna karşı bir denge unsuru oluşturma arzusuna dayanmaktadır . İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden Dr. Yoel Guzansky, Filistin meselesinin Türkiye ve Suudi Arabistan’ı birbirine yakınlaştırdığını belirtmektedir . Suudi Arabistan’ın son dönemde Türkiye’ye yönelmesi, İsrail ile normalleşme konusunda isteksiz davranmasıyla birleşince, bölgesel dengelerde önemli bir kaymaya işaret etmektedir.

Nükleer Güç Tartışmaları

Türk yetkililer, İran’ın nükleer silah elde etmesi durumunda bunun bölgesel bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunmaktadır. Hakan Fidan, “İran nükleer silah elde ederse, diğerlerinin kayıtsız kalması mümkün olmayacaktır” diyerek, böyle bir senaryonun bölge genelinde bir “yarış” başlatacağını ve bunun kontrol altına alınmasının zor olacağını belirtmiştir . Fidan, Türkiye’nin nükleer yayılmaya karşı olduğunu ve diplomatik çözümü desteklediğini, ancak bölgesel gerçeklerin devletleri seçeneklerini yeniden değerlendirmeye zorlayabileceğini ifade etmiştir . Bu açıklamalar, Türkiye’nin uzun vadeli stratejik hesaplarında nükleer seçeneğin tamamen masadan kalkmadığını göstermektedir .

TÜRKİYE’NİN STRATEJİK HESAPLARI: FIRSATLAR VE RİSKLER DENGESİ

Türkiye, olası bir ABD-İsrail-İran savaşında hem önemli risklerle hem de stratejik fırsatlarla karşı karşıyadır.

Kısa Vadeli Riskler

Kısa vadede Türkiye’nin önceliği, savaşın önlenmesi veya sınırlı kalmasıdır. Aksi takdirde, sınır güvenliğinin tehdit altına girmesi, olası bir mülteci krizi, ticaret yollarının kesintiye uğraması, enerji fiyatlarındaki sert yükseliş ve terör örgütlerinin bölgede hareket alanı bulması gibi acil sorunlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Uzun Vadeli Fırsatlar

Orta ve uzun vadede ise çatışma, Türkiye’nin bölgesel güç konumunu pekiştirmesi için fırsatlar sunabilir. İran’ın “zayıflaması”, Türkiye’yi bölgenin doğal lideri konumuna yükseltebilir. Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Pakistan gibi ülkelerle kurulan ittifak, Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu artıracak yeni bir zemin oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye’nin savaş karşıtı tutumu ve arabuluculuk çabaları, uluslararası toplum nezdinde itibarını yükseltebilir ve Ankara’yı bölgesel krizlerin çözümünde vazgeçilmez bir aktör haline getirebilir.

Ankara’nın temel stratejisi, savaşı önleyerek veya sınırlı tutarak bu riskleri minimize etmek, aynı zamanda bölgede oluşacak yeni dengelerde en güçlü konuma yükselmektir. Bu nedenle Türkiye, bir yandan Washington ve Tahran’la diyaloğunu sürdürürken, diğer yandan Sünni dünyasını bir araya getirecek diplomatik girişimlerine devam etmektedir.

SONUÇ: SAVAŞIN EŞİĞİNDE TÜRKİYE’NİN HASSAS DENGESİ

ABD-İsrail-İran savaşı senaryosu, Türkiye’yi jeopolitik konumu, tarihsel bağları ve bölgesel güç iddiası nedeniyle birçok aktörden daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya bırakmaktadır. Ankara, bir yandan savaşın yıkıcı sonuçlarından korunmaya çalışırken, diğer yandan bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bu kritik dönemde konumunu güçlendirme fırsatını değerlendirmeye çalışmaktadır.

Türkiye’nin izlediği politika, çok boyutlu ve hassas bir denge üzerine kuruludur: ABD ile ittifak ilişkisini korumak, İran’la tam bir çatışmaya girmeden diyaloğu sürdürmek, İsrail’in bölgesel hegemonyasına karşı Sünni dünyasını örgütlemek ve tüm bunları yaparken kendi ulusal çıkarlarını merkeze almak.

Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, Ankara’nın amacı “krizleri yönetmek değil, onları önlemektir” . Ancak savaş kaçınılmaz hale gelirse, Türkiye’nin bu hassas dengeyi ne kadar sürdürebileceği ve hangi riskleri göze alacağı, önümüzdeki günlerde atacağı adımlarla şekillenecektir. Bu süreçte Ankara, hem kendi güvenliğini ve ekonomik istikrarını korumak hem de bölgesel liderlik hedeflerine ulaşmak için yoğun bir diplomatik mesai harcamaktadır. Ortadoğu’nun geleceği, büyük ölçüde bu kritik dengenin nasıl yönetileceğine bağlı olacaktır.

KAYNAKÇA

Ben Menachem, Y. (2026, February 20). Emerging Sunni coalition is a strategic threat to Israel. JNS.org. https://www.jns.org/emerging-sunni-coalition-is-a-strategic-threat-to-israel/

Aurora Israel. (2026, February 10). Türkiye warns Washington: a war against Iran will not bring down the regime. https://www.aurora-israel.co.il/en/Turkey-warns-US-of-war-against-Iran-regime/

Cafiero, G. (2026, January 20). Why the Middle East fears a US-Israel attack on Iran. The New Arab. https://www.newarab.com/analysis/why-middle-east-fears-us-israel-attack-iran

Daily Sabah. (2026, February 3). Erdoğan warns against US-Iran war, slams Israeli aggression. https://www.dailysabah.com/politics/diplomacy/erdogan-warns-against-us-iran-war-slams-israeli-aggression

Ciddi, S., & Doran, W. (2026, February 5). As Iran tensions mount, beware the hidden hand of this two-faced US ‘ally’. New York Post. https://nypost.com/2026/02/05/opinion/as-iran-tensions-mount-beware-the-hidden-hand-of-this-us-ally-2/

Iran Press. (2026, January 30). Turkey, Iran Urge De‑escalation, Reject Foreign Intervention. https://iranpress.com/content/314994/turkey-iran-urge-de%e2%80%91escalation-reject-foreign-intervention

Yeni Şafak. (2026, February 19). US stages largest Mideast buildup since Iraq invasion as Israel prepares for Iran war. https://en.yenisafak.com/turkiye/us-stages-largest-mideast-buildup-since-iraq-invasion-as-israel-prepares-for-iran-war-3714824

The Jerusalem Post. (2026, February 9). Turkey could join nuclear arms race if Iran acquires bomb, Hakan Fidan warns. http://www.jpost.com/middle-east/iran-news/article-886203

Al Bawaba. (2026, January 15). Regional diplomacy averts U.S. strikes on Iran. https://www.albawaba.net/news/regional-diplomacy-averts-us-strikes-1620403

The Media Line / The Jerusalem Post. (2026, January 26). Board of Peace tests US influence as Saudi Arabia recalibrates – analysis. https://livefrontend.jpost.com:443/middle-east/article-884619



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar