(Venezuela is the latest example of US aggression)
Giriş
DEİK/Türk-Avrasya İş Konseyleri ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü iş birliğinde 18 Haziran 2009 günü düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katılan Kırgızistan’ın ilk Cumhurbaşkanı ve Rusya Bilimler Akademisi üyesi Prof. Dr. Askar Akayev “Küresel Krizin Çıkış Nedenleri, Gelişimi, Dünyaya ve Avrasya Bölgesine Yansımaları” başlıklı bir tebliğ sunmuştur. Akayev tebliğinde, 1938 yılında öldürülen ve Batıda çok tanınmayan Rus iktisatçı Nikolay D. Kontratiyev’in geliştirdiği, kapitalist ekonomilerde her yüz yıllık dönemde yaklaşık iki kez ortaya çıkan, uzun dönemli ekonomik gelişme döngülerinden bahsetmiştir.
Akayev, Kondratiyev Dalgaları denen bu 45-60 yıllık periyotlara sahip döngülerin beşincisinde, kapitalist ekonomilerde refah seviyesinin zirvesine 2000’li yıllarda erişildiğini, şu anda yaşanmakta olan krizin, döngünün çöküş (depresyon) aşamasında olduğunu ve krizin yaklaşık 2018-2020 yıllarından itibaren görülecek gelişme, toparlanma ile altıncı büyük döngüye girileceğini ifade etmiştir.
Dinamik ekonomi teorisinin öncülerinden, 1892-1938 yılları arasında yaşamış olan Rus ekonomisti Nikolay Dimitriyeviç Kondratiyev[] 1800’lü yıllardan itibaren ayrıntılı olarak incelediği batı kapitalist sisteminde yaşanan krizlerin istatistik analizlerini yaparak oluşturduğu bir matematik modelle, kapitalizmin 45-60 yılda bir tekrarlanan döngüsel büyük krizler yaşadığını belirlemiştir (Şekil-1). Bugün “Kondratiyev Dalgaları” olarak anılan bu yaklaşım, yanılmaz bir araştırma göstergesidir ama halen pekçok hükümet tarafından görmezden gelinir.[]

Kapitalist üretimin temel dürtüsü kârdır. Kârı arttırmak için ise kabaca üç yol üzerinde yürünür: (i) maliyetleri düşürmek, (ii) üretimi arttırıp, pazarı büyütmek, (iii) rakipleri azaltmak, tekelleşmek.
Maliyetleri düşürebilmek için;
– işçi ücretleri ve sayısı düşürülür, ancak alıcı kitlesi de küçülür ve kriz olur.
– yeni teknolojilere yatırım yapılır, üretim kapasitesi arttırılır (ölçek ekonomisi), pazar payı yeterince artmazsa, âtıl kapasite doğar, maliyetler düşmez, kriz çıkar.
– ucuz hammadde ve enerji kaynaklarına (petrol, doğalgaz, uranyum) erişim sağlanır. Genellikle başka ülkelerin kaynakları sömürülür, bunun için o ülkelerde iktidara etki yapılır, yapılamazsa iç karışıklık çıkartılır, yetmezse askeri müdahale veya işgale başlanır, binlerce insan öldürülür (demokrasi götürülür!).
– rakip ülkelerin üretimiyle baş edebilmek için serbest piyasa ekonomisi modeli uygulatılır, rakip ülkelere gümrüksüz mal satılır. (AB’ye üye olamadan Gümrük Birliği anlaşması imzalayan tek ülke olan Türkiye, iç pazarını gümrüksüz AB mallarına açarak, eşitsiz bir ticaret yapmakta; “Onlar Ortak Biz Pazar” olmaktayız.) Ancak rekabet şansı olmazsa serbest Pazar terk edilip, iç pazarlar gümrük duvarlarıyla korunur.
Bütün bu önlemlere karşın serbest piyasacı “kapitalist üretim” tarzı krizlerden kurtulamaz. Böylece kapitalizm, meşruiyetini artık gerçek refah üreterek sağlayamaz hâle geldiğinde, önce borçlanma ve söylemle halkını aldatarak zamanı satın alır, bu da yetmeyince sistemi baskı ve istisna rejimleriyle zor kullanarak ayakta tutmaya çalışır.
Günümüzde içinde ABD, AB, Japonya vb ülkelerin bulunduğu Batı, artık Kondratiev dalgalarının yükseliş ya da durgunlukta değil, açık biçimde çöküş evresine girmiştir. Bunun kanıtı tek bir alanda değildir, aynı anda birçok cephede ortaya çıkan belirtilerdir. Artan savaşlar ve çatışmalar (Ukrayna, Orta Doğu, Güneydoğu Asya), çevresel bozulma ve doğal sistemlerin aşırı zorlanması, işsizliğin ve çalışmaya yabancılaşmanın artması, doğurganlık oranlarının çöküşü, reel gelirlerin düşmesi, enflasyon ve yaşam standartlarının gerilemesi, ruhsal sağlık krizi (depresyon, anksiyete, tükenmişlik), aşırı borçlanma (devlet ve hane halkı düzeyinde) ve toplumsal güvenin ve dayanışmanın erimesi gibi tüm bu belirtiler, tarihsel olarak yükselen değil çöken medeniyetlere özgüdür.
Çin kökenli Kanadalı düşünür ve eğitimci Jiang Xueqin, bu süreci anlamak için Jiang, medeniyetlerin geçirdiği üç aşamalı bir şema kullanır.
“Yükseliş döneminde toplumsal rıza yüksektir, eleştiri teşvik edilir, yenilik ödüllendirilir ve ortak gelecek fikri güçlüdür.
Gerileme döneminde sistem hâlâ işler görünür ancak içeride bozulma başlamıştır; sorunlar inkâr edilir ya da makyajlanır, eleştiri tolere edilir ama dikkate alınmaz.
Çöküş döneminde ise rıza, yerini zor ve baskıya bırakır, eleştiri artık tehdit olarak görülür ve sistem kendini korumak için toplumu sıkıştırır.”
“İngiliz tarihçi Paul Kennedy, Büyük güçlerin yükselişi ve Çöküşü adlı eserinde imparatorlukların “aşırı yayılma” nedeniyle çöktüğünü savunur. Askeri taahhütler ekonomik kapasiteyi aşar, kaynaklar tükenir, sistem sürdürülemez hale gelir.” []
ABD ekonomisi
ABD’nin, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan IMF, Dünya Bankası, Birleşmiş Millet, NATO gibi yeni dünya düzeninin lideri olarak kurduğu “kurallara dayalı düzen” artık ABD’nin koruyamayacağı ve yükünü taşıyamayacağı bir hâl almıştır.
ABD ekonomisinin resminin çekildiği bir çalışmada[] ABD yıllık toptan eşya fiyatları, 1967 yılı baz alınarak değişimi incelendiği zaman, ekonomik krizlerin Kondratiev dalgalarıyla uyumlu olduğu görülür. Kırılmaların ABD-İngiliz Savaşı, ABD İç Savaşı, I. Ve II. Dünya savaşlarında olduğu görülür (Şekil-2).

Şekil-2
“Kapitalizmin 1970’lerde içine girmiş olduğu bunalım ve tıkanma ABD finans dışı sektörlerinde gerçekleşen kâr oranlarındaki düşüşle sergilemektedir. Şikago Roosevelt Üniversitesi öğretim üyesi, Dr. Özgür Orhangazi’nin bir çalışmasına göre ABD’de %10’lar seviyesindeki reel sektör kâr oranları 1960’ların ortalarından başlayarak çarpıcı gerilemeyle %3’lere kadar düşmüştür. 1980 sonlarından başlayarak ABD’de finans dışı kesimlerin kâr oranları yeniden yükselişe geçti (Şekil-3)

Şekil-3
Kâr oranlarındaki bu artış, reel sektör şirketlerinin giderek rantiye gibi davranarak, kârlarının faaliyet dışı finansal spekülasyon yatırımlarından beslenmesiyle mümkün olabilmişti. Finansal spekülasyon ve finansal rantlar, sanayi kârlarındaki gerilemeyi telafi etmekteydi.”[]
Ancak finansal işlemlerden zahmetsiz tatlı kârlar sağlarken, ABD’nin 1960’ta dünya ticaretinde %17 olan payı, 2024’te %10’a düşmesine sebep oldu. ABD’nin ticaretteki kaybı diğer gelişen devletler tarafından dolduruldu. Ayrıca bu gerileme kaçınılmaz olarak ABD sanayi ve özellikle imalat sanayinde sabit sermaye yatırımlarının ve üretimin düşmesine yolaçtı. Benzer durum AB ülkelerinde de yaşanırken, ithalata dayalı refahın sürdürülebilmesi için kapitalizmin merkez ülkeleri Gayrı Safi Yurtiçi Hasılalarının çok üzerinde dış borçlanmaya başladılar.
ABD 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi
Geçtiğimiz Aralık ayı başında Beyaz Saray tarafından ABD 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi yayınlandı. Belgede Amerikanın yeniden sanayileşmesi gerektiğine defalarca vurgu yapılmıştır. Amerikan 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde özetle öne çıkan en önemli hususlar şunlardır:
- Çin’in artık Amerikanın en önemli rakibi olduğu ve buna karşı her türlü önlemin alınacağı,
- Küresel enerji kaynakları üzerinde Amerikan hakimiyeti kurulacağı, deniz enerji rotalarının güvenliğinin korunacağı,
- Monroe Doktrini’ne geri dönülerek, batı yarımküredeki Bütün kaynaklara el konulması ve başta Çin ve Rusya olmak üzere bölge dışı aktörlerin etkisinin durdurulması,
- Avrupa ülkelerinin ekonomik çöküntü içinde olduğu, ancak güvenliklerinin devamı için NATO’daki Amerikan yükünü paylaşmaları gerektiği,
çok net ve açık olarak ifade edilmektedir. Bu durumda öncelikle birinci maddeden başlayarak mevcut durumu incelemeye başlayalım:
ABD ve ÇİN karşılaştırması
ABD’de 1960’ların başlarında %10’lar seviyesindeki reel sektör kâr oranları yıllar içinde çarpıcı gerilemeyle 20 senede %3’lere kadar düşmüştür. 1980’lerin ortasından başlayarak ABD’de finans dışı kesimlerin kâr oranları yeniden yükselişe geçti.
| Makro Ekonomik Göstergeler, 2024 | ABD | ÇİN |
| Nüfus, milyon | 340 | 1.408 |
| GSYH-Nominal, trilyon $ | 29,18 | 17,63 |
| GSYH büyüme hızı, % | 2,8 | 5,0 |
| GSYH-SAGP[], trilyon $ | 29,18 | 37,07 |
| Sektör Payları, trilyon $ | ||
| Tarım | 0,25 | 1,25 |
| Sanayi | 5,25 | 6,75 |
| Hizmetler | 23,68 | 10,75 |
| Sanayi büyüme hızı, % | 2,1 | 6,0 |
| GSYH İmalat Sanayi Payı, trilyon $ | 2,912 | 4,619 |
| Sabit Sermaye Yatırımları, trilyon $ | 4,300 | 7,475 |
| Çelik Üretimi, milyon ton | 79,5 | 1.005,10 |
| Dünya Ticari Gemi Üretim payı, % | 0,1 | 70,0 |
| Motorlu Araç Üretimi, milyon Adet | 10,6 | 31,3 |
| STEM Mezunu, milyon kişi | 0,600 | 3,57 |
| STEM Yayın Sayısı, adet | 743.884 | 1.215.824 |
| Dünya Ticaretindeki Paylar, % | 10,0 | 15,0 |
| İhracat, trilyon $ | 3,200 | 3,590 |
| İthalat, trilyon $ | 4,118 | 2,598 |
| Cari Denge, (-) Açık, trilyon $ | -0,918 | 0,992 |
| Bütçe Dengesi, (-) Açık, trilyon $ | -1,80 | 0,28 |
| Toplam Dış Borç, trilyon $ | 35,5 | 2,55 |
| Toplam Dış Borç, GSYH’ya oranı, % | 121,7 | 14,5 |
| Toplam Borç, trilyon $ | 38,6 | 4,2 |
| Toplam Borç, GSYH’ya oranı, % | 132,3 | 23,8 |
| Altın rezervi, ton | 8.133,5 | 2.280,0 |
| Döviz rezervi, trilyon $ | 0,245 | 3,200 |
| Tablo-1: ABD-Çin karşılaştırması [] |
Kâr oranlarındaki bu artış, reel sektör şirketlerinin giderek rantiye gibi davranarak, kârlarının faaliyet dışı finansal spekülasyon yatırımlarından beslenmesiyle mümkün olabilmişti. Bu eğilim reel sektör yatırımlarında durgunluğa ve giderek sanayi üretiminin gerilemesine yol açmıştır.
Amerikanın tam tersine Çin; merkezi planlamalı, kamu öncülüğünde kamu+özel karma ekonomi programı uygulayarak, özellikle imalat sanayine yaptığı yatırımlarla sanayi üretiminde inanılmaz bir büyüme yarattı.
Bu durum, aşağıdaki tablo görüldüğü üzere, iki ülkenin 2024 yıl sonu itibariyle makro ekonomik göstergelerinin karşılaştırılmasında açıkça ortaya çıkmaktadır.
Serbest piyasa düzeninin hâkim olduğu Amerika’da kapitalist istem yöneticileri, finansal işlemlerden elde ettikleri muazzam kârları yatırıma çevirmek yerine, Amerikan dolarının dünyada rezerv para olmasından yararlanarak, başka ülkelerde büyük zahmetlerle üretilen malları, maliyeti birkaç sent olan dolarla ithal ederek, kendi toplumlarını tam bir tüketici yapmıştır.
İthalata dayalı göreceli refah karşılığında ABD’nin toplam dış borçları hızla yükselerek Gayrısafi Yurtiçi Hasıla’nın üzerine çıkmıştır. Amerika bütçe ve dış borçlarını finanse edebilecek; tarım ve sanayiden gelen yeterli gelir kaynakları yaratamadığı için artık borç ödemesi imkânsızlaşmaktadır. Bu borçlar, ABD hazinesinin ihraç ettiği 7,51 trilyon dolar değerindeki orta ve uzun vadeli tahviller[] karşılığında topladığı dolarlar ile kapatılamadığı gibi, bu tahvillere ödenmekte olan faizler ile borç sarmalı sürekli artmaktadır. Amerikan bütçe açıklarının en temel sebeplerinden birisi ise askeri harcamalardır.
2024 yılında Çin bir milyar (1,005) ton çelik üretirken, ABD ancak 79,5 ton üretebilmiştir. Elbette bu durum Çin’in dünya ticari gemi üretimindeki payı %70’e çıkarken, ABD’nin %0,1’e düşmesine, motorlu araç üretiminde ise Çin’in 1/3’nde kalmasına yol açmıştır.
Bugün ABD’de 20 dolayında sivil ve 4 tane askeri tersane varken, bu rakamlar Çin’de sivil 300’ün ve askeri tersaneler 20’nin üzerinde olup, Çin sivil tersaneleri gerektiğinde askeri gemi üretebilecek düzeydedir.[]
Çin’in ABD karşısında sanayi üretimi ve özellikle imalat sanayi üretiminde sağladığı üstünlük nitelikli eleman yetiştirmekle elde edilmiştir. 2024 yılında Çin üniversitelerinden “Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik” (Science, Technogy, Engineering, Mathematic-STEM) dallarında mezun olan öğrenci sayısı 3,5 milyon iken bu sayı ABD’de sadece 600 bin dolayındadır. Bu kadar büyük miktarda nitelikli eleman Çin’de temel bilimler ve ileri teknoloji alanlarında büyük atılımlar gerçekleştirmektedir. ABD ise üniversiteleri çoğu finans, bilişim, tıp ve diğer sosyal alanlarda eğitim vermekte olup, ABD nitelikli teknik eleman açığını göçmenler ile karşılamakta ama tersanelerde çalışacak kaynakçı gibi tekniker düzeyinde eleman bulamamaktadır.
| 2024 Çin’in Petrol İthalatı | ||
| Ülkeler | Milyon Ton | % |
| Rusya | 109,21 | 20 |
| Suudi Arabistan | 77,25 | 14 |
| Malezya | 73,44 | 13 |
| Irak | 61,2 | 11 |
| 3 İran | 54,4 | 10 |
| Birleşik Arap Emirliği | 47,6 | 9 |
| Kuveyt | 40,8 | 7 |
| Umman | 34,0 | 6 |
| Katar | 20,4 | 4 |
| Angola | 13,6 | 3 |
| Venezuela | 13,6 | 3 |
| Toplam | 545,5 | 100 |
| Tablo-2 | ||
Çin’in zafiyeti
Çin ulaştığı muazzam sanayi üretimi için gerekli hammaddelerin yaklaşık %50’ni dünyanın bütün ülkelerinden ithal etmektedir. Bunun yanında en kritik sorunu bu sanayiyi ve 1,4 milyarlık nüfusun enerji ihtiyacını karşılamakta dışa bağımlı olmasıdır. Çin’in 2024 yılında petrol tüketimi 800 milyon ton olup, bunun 255 milyon tonunu iç üretimle karşılarken, 545 milyon ton çeşitli ülkelerden ithalat yapmaktadır (Tablo-2). Rusya, Suudi Arabistan ve İran ile yaptığı petrol ticaretini ulusal paralar ile yapılmaktadır.
Rusya-Ukrayna çatışmasından sonra AB-D ülkelerinin Rusya’ya uyguladıkları ambargo nedeniyle Rusya petrol ihracatının büyük bölümünü Çin’e kaydırmış bulunmaktadır. Benzer şekilde Almanya ve Avrupa’ya yapılan doğalgaz ihracatı, Baltık Denizi’ndeki Kuzey Akım boru hatlarına yapılan sabotaj ve Ukrayna’dan geçen hatların kesilmesi nedeniyle doğalgaz ihracatı Çin’e kaymıştır. Çin’in Venezuela’dan yaptığı petrol ithalatı, toplam içinde küçük bir paya sahiptir. Ancak Venezuela’ya yapılan Amerikan saldırısı, dünya petrol piyasası üzerinde önemli bir değişikliğe karşılık gelmektedir.
| Dünya Kanıtlanmış Petrol Rezervi | |||
| Ülke | Milyar bbl | Milyar ton | Küresel Pay (%) |
| Venezuela | 303 | 41,2 | 19,3 |
| Suudi Arabistan | 267 | 36,3 | 17,0 |
| İran | 208 | 28,3 | 13,3 |
| Kanada | 170 | 23,1 | 10,8 |
| Irak | 145 | 19,7 | 9,3 |
| Rusya | 108 | 14,7 | 6,9 |
| Kuveyt | 101 | 13,7 | 6,5 |
| BAE | 98 | 13,3 | 6,3 |
| ABD | 55 | 7,5 | 3,5 |
| Libya | 48 | 6,5 | 3,1 |
| Diğer ülkeler | 64 | 9,5 | 4,0 |
| Dünya Toplamı | 1,567 | 213,0 | 100 |
| Tablo-3 | |||
Dünya petrol rezervleri üzerindeki kontrol
Yandaki Tablo-3’te görülen 2024 itibariyle dünya kanıtlanmış petrol rezervlerinin en büyüğü Venezuela’da bulunmaktadır. Amerikanın Venezuela’ya yaptığı askeri saldırı öncesinde, Amerika’nın kontrol edemediği petrol bulunan ülkelerden; Venezuela, İran, Kanada ve Rusya’nın toplam rezervi 107,3 milyar ton olup, dünya rezervinin %50,3 kadarıdır.
Ancak ABD’nin Venezuela saldırısı sonrası, bu ülkenin petrol rezervinin kontrolu ABD’ye geçtiği için rezervleri ABD kontrolu dışında kalan üç ülke; İran, Kanada ve Rusya’nın toplam rezervi 66,1 milyar tona ve dünya rezervindeki payı %31’e düşerken, ABD’nin kontrol ettiği rezervler %69’a yükselmektedir.
Dolayısıyla ABD, Venezuela saldırısı sonrasında dünya petrol piyasasında çok daha güçlü ve baskın bir rol oynayacaktır.
Petrol deniz taşımacılığının düğüm noktaları

Amerikan Enerji Bilgi Dairesi (U.S. Energy Information Administration-EIA) tarafından yayınlanan haritada (Şekil-4) 2023 yılında günde ortalama olarak deniz yollarındaki düğüm noktalarından (chokepoints, Ümit Burnu serbest geçiştir) geçen ham petrol ve petrol ürünlerinin miktarları (milyon varil olarak) verilmektedir.[]
Bu veriler milyon ton cinsinden daha uygun olarak Şekil-5’te görülmektedir.
En büyük petrol sevkiyatı yapılan Malakka ve Hürmüz Boğazları en stratejik konuma sahiptir.

Basra Körfezinde üretilen ham petrol, petrol ürünleri ve sıvılaştırılmış doğalgaz Hürmüz Boğazından; büyük kısmı Çin, Japonya olmak üzere, Hindistan ve Güneydoğu Asya’ya ve dünya pazarlarına sevk edilir. Malezya ve Singapur ile Endonezya’nın Sumatra adası arasındaki Malakka Boğazı ise bu rota üzerindeki en kısa stratejik su geçişidir. Bu boğazın kapatılması durumunda rotalar daha güneydeki Sunda veya Lombok boğazlarına kaymak durumunda kalır. Bu kritik deniz geçiş noktaları üzerindeki kontrol gücünün kimlerde olduğu Tablo-4’de verilmektedir.
| Konum | Kontrol Eden |
| Malakka Boğazı | Singapur’da ABD Donanmasına kolaylık var |
| Hürmüz Boğazı | Katar’da CENTCOM, Bahreyn’de 5. Filo Karargâhı ve İran |
| Süveyş Kanalı ve SUMED Boru Hattı | Mısır’ın kontrolunda |
| Bab el-Mendeb | Cibuti’de ABD Camp Lemonnier üssü |
| Danimarka Boğazları | AB ve NATO kontrolunda |
| Türk Boğazları | Türkiye’nin kontrolunda, Montrö Sözleşmesi |
| Panama Kanalı | Trump’ın hedefinde |
| Ümit Burnu | Serbest |
| Tablo-4 |
ABD’nin deniz ticaret rotalarını kontrolu
Amiral Alfred Thayer Mahan (1841-1914), Amerika’da 1890’da yayımlanan “Deniz Kuvvetlerinin Tarihe Etkisi-Influence of Sea Power Upon History” adlı eseriyle “Deniz Hakimiyet Teorisi”nin esaslarını ortaya koymuştur. Mahan, denizlerin ve özellikle stratejik suyollarının denetimini elinde bulundurmayı büyük devlet olmanın ön koşulu olarak görmektedir. Mahan’ın “denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur” tezi fikirleri ABD’li karar vericileri özellikle de Theodore Roosevelt’i daha güçlü bir donanmanın ve deniz aşırı üslerin tesis edilmesi için teşvik etmiştir. Mahan, deniz gücü ile sömürgeler arasındaki bağın önemini kavramıştı. İkinci Dünya Savaşı’nda uçak gemileri ABD deniz gücünün en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu teori, ABD’nin tüm dünyaya yayılmış güç projeksiyonu kapsamında bugün de geçerliliğini büyük ölçüde korumaktadır.
Amerikan Deniz Kuvvetleri 7 filo halinde dünyanın bütün denizlerine yayılmıştır. 1. Filo CFFC (Command Fleet Forces Center) bünyesinde olup, 2. Filo ise 7. Filo bünyesine katılmıştır (Şekil-6). Filoların gemi mevcudu, tehdit algısına göre zaman içinde değişiklikler göstermektedir. Bu çerçevede ABD çeşitli ülkelerde donanma ihtiyaçları için üsler kurmuştur:

Bahreyn; Naval Support Activity,
Küba; Naval Station Guantanamo Bay,
Yunanistan; US Naval Support Activity Girit-Suda Körfezi,
İtalya; Naval Air Station Sigonella ve Naval Support Activity Napoli,
Japonya; Commander Fleet Activities Sasebo, Commander Fleet Activities Yokosuka ve Naval Air Facility Atsugi,
Güney Kore; Commander Fleet Activities Chinhae,
Singapur; Navy Region Singapore,
İspanya; Naval Station Rota,
İngiltere Diego Garcia Adası; Navy Support Facility
Ayrıca Amerikan ordusu 80 farklı ülkelerde 750 civarında üs/garnizon kurmuş olup, buralarda 160.000–180.000 aktif görevli personel istihdam etmektedir ki ABD bütçesinin en büyük kara deliklerinden birisi bu askerî harcamalardır.
Sonuç olarak
ABD, Çin ile giriştiği ticaret savaşında başarısız olmuştur. Trump, Çin ekonomisinin beslendiği doğal kaynakları hedef almaya başladı. Çin’in yıllardır iyi ilişkiler geliştirdiği, doğal kaynaklarıyla Çin ekonomisinin itici gücü olan kaynak zengini ülkelerde hükümetleri değiştirerek; inat edenleri ise askerî operasyonlarla devre dışı bırakarak süreci yürütmeyi planlamaktadır.
ABD’nin Monroe 2.0 doktrinine dönmesine ve Trump’ın başta Kanada, Grönland ve Latin Amerika ülkeleri; Meksika, Kolombiya, Küba, Panama olmak üzere açık tehditler savurmasına karşın Bolivya, Şili, Arjantin ve diğerleri Çin’den kolay kolay vazgeçemezler. Çünkü Çin, dünyada neredeyse her madenin yüzde 50’sini satın almaktadır.
ABD bozulan ekonomik durumunu düzeltmek için:
– Liberal piyasa dayatmasını terk etti.
– İç pazarını güçlendirmek için ithalata gümrük duvarı ördü.
– İlk askeri saldırısını Venezuela’ya yapıp petrole ve petrol gelirlerine el koydu,
– Kolombiya, Meksika, Küba’yı işgal etmekle, Kanada’yı 51. Eyalet yapmakla tehdit etti,
– Grönland üzerinde hükümranlık tesisi için ağır tehditlerle Danimarka ile anlaştı,
– İran’a saldırı açıklaması yaptı (İsrail ile beraber).
Venezuela saldırısının tek sebebi; Amerika’nın 2025 Ulusal Güvenlik Strateji belgesinde yer aldığı gibi, artık dünya jandarmalığını, kendi koyduğu “kurallara dayalı düzen”i sürdürecek ekonomik gücünün kalmadığı itirafıdır.
Sermaye açığını kapatmak için tek çare olarak 18-19. Yüzyılların vahşi sömürgeciliğine dönüp, emperyalist işgallere başlamıştır.
Bu gerçek Trump’ın 2026’da 901 milyar dolar olan savaş bütçesini 2027 için 1,5 trilyon dolara çıkarmak istemesi, ABD’nin önümüzdeki yıllarda saldırganlığını arttıracağının, İran ile başlayacak bölgesel savaşları tahrik edeceğinin en önemli işaretidir.
*.*.*




Bir yanıt yazın